Şiirimizde tahlil

Fanî hayatımızın en renkli cephelerini resmeden, insan zaafının en garip belirtilerini aksettiren, cemiyetlerin, insanlardan kazanmış oldukları bir sürü bedbahtlığı saadete kavuşturmak isteyen şiir bütün bu vasıflarını tahlilden, derinlikten uzaklaştıkça kaybetmeye mahkûm olmuştur.

Garp dünyasında birbiri ardınca yıkılan edebî mekteplerin ayakta kalabilen şakirdlerine bakınız: Her mısralarında avuç dolusu tahlil var.

rüştü şardağ

Nihayet umumî edebiyat meseleleri arasında “şiirde tahlil” diye bir şey düşünebilir miyiz? Paul Hazar, geçen yıl Nouvelles Litteraires’de çıkan “hep üstünkörü edebiyat” diye tercüme edebildiğimiz bir makalesinde bu noktaya da temas ediyor ve: “Şiir bile diyordu bu sathiliğe, şekilperestliğe doğru gitmekte.. Halbuki o, bizim biricik mürekkep duygumuz, en küçük en enstantane olan duygu ve fikirlerimizin bile en derin ifade edildiği bir vasıtamızdır. Onu da mı tahtından düşünecektik?”

Zaman zaman hatırlarım: Şiirimiz bugüne kadar aşık şair Fuzulî’den beri katettiği mesafeler içinde bu bakımdan esaslı bir hareket göstermiş değildir. Muztarip şair, elemini anlatmak için daha en başta:

“Menem ki kafile sâlâr-ı kârvân-ı gamem”

diyerek gam kervanının kafile başısı olduğunu söylerdi, fakat bir an içinde tahlilî bir dünyaya, bir derinliğe doğru bizi sürüklüyerek…

Tanzimat, gür sesli vatan şairleri, Reşid Paşa‘nın, zamânı adline hayran gazeteci şairler, nihayet devrin hikmetlerini vecizeleştiren “zafernâne” müellifleri yetiştirdi.

Şiirin eskimiş malzemeleri tamir edildi, keza üçüncü, dördüncü sınıftan birçok şair isimleri hatırlıyoruz ki onlar da bunu üç büyük tanzimatçı gibi tahlile ne muhit bulabildiler, ne de lüzum gördüler. Zaten faaliyet halinde, hummalı bir çalışma devresinde tahlilden ziyade teferruat ön plânda gelmek lâzımdı. Fakat tek başına Hamid‘dir ki o devrin şiirini derinleştirdi. Gitgide hayatın ve insanın, yeni dünyalarına, karanlık ufuklarına doğru korkmadan ilerledi. Zavallı şair, tarihin bir kültür kargaşalığı, bir lisan katastrofu devresinde kalemini kullanmış olmak bahtsızlığına uğramasaydı daha bi iki nesil boyunca bu büyük tahlil cesareti yüzünden hayranlıkla okunacaktı. 

Serveti Fünûn bize tahlil sanatını, nazım yerine nesir şekli içinde getirdi. Raci, Şevki Efendi, Firdevs Hanım, Beşir, Matmazel dö Korton, Suad, Süreyya gibi isimler, peşlerinde bütün safhalariyle insan ruhunun binbir istikametteki okuyucu samimiyetle kendilerine bağladılar. 

Fakat bu isimler nihayet muayyen bir zümrenin içerisinden seçilmiştir. Ve dar bir muhit ortasından geniş, insanî cephelere yayılmak için müelliflerini amansız cehtlere mecbur kılmıştır. 

Sonra şiire nazaran roman muhtelif bakımdan avantajları olan bir sahadır. Mahdûd imkânlı, nesre nazaran daha ferdî, daha enfusî olan şiir, derinleştiği ve tahlile yanaştığı nisbette kıymet kazanabilir. Ve şiir duyurmak istediklerini okuyucuya empoze etmek için şaire neler çektirir? Ama hakîki şiir de zaten bu neler çekilerek yaratılan şey değil midir? Mürekkeb mısralardan başlıyarak kelimelere, kelimelerin içinde kankreleşmiş insan ruhuna kadar neler sinmemiştir?

Son nesil, şiirde bunu yapıyor. Her devirde olduğu gibi onların içinde de kıymet listesinden silinecek isimler yok değil. Fakat umumiyetle söyliyebiliriz ki Cumhuriyet neslinin kazancı büyük olmuştur. Dünküler yakın zamanlara kadar şiirin şekil tarafiyle uğraştılar, mücadelede bulundular. Ve onların şiiri çok zaman bir kavfa mevzuu olarak frapan, fakat sathi kaldı. Terkiplerinden, lügatlarından, babayânî ve kalenderce hisleri anlatan muayyen kılişelerinden soyulup çıkarıldığı zaman eski şiirimizin tahlil, derinlik ve genişlik bakımından neler kaybetmiyeceği aşikârdır; mısra mısra, kıta kıta güzel kısımları mevcut olsa bile Cumhuriyetin verdiği kültür hürmetinin, tefekkür sahasındaki âzadeliğin tesirile son nesil, en gizli nüanslara kadar, rengin, şeklin, hi ve fikirlerin en ince desenlerine kadar inmekte ve kıymet kazanmaktadır. Meselâ İlhan Berk‘i bir senedenberi okur ve takip ederim. Bu genç arkadaş, tahlili cephede muvaffak olacak görünüyor. İlhan Berk‘in şiirlerinde Rimski Korsakov‘un Asyaî pasajları, pitoresk ve esrarlı dünyası bütün enliliğine gözlerimizin önüne geliyor? İşte bir iki basit kelimeden yaratılmış dünya ki, aşağıda şairden rastlgele seçilmiş mıskalar, bize bu dünyanın, insanla alâkalı bu garip âlemin sihrini duyurmaya çalışıyor:

Şehir ki beyaz minarelerile güpegündüz rüya görür;
Ve minareler uzaklaştığımızı bağırırlar Allah’tan…
İstif istif şehir mallariyle dolu bir çarşı olmalıdır
İhtimal; bir pazarın, gördüğü rüyasında…

Belki bu en ehemmiyetsiz şeyleri bile tahlile tâbi tutuş, onun ifrata vardığını gösteriyor; ve bu sebeple birdenbire içimize: “Bu mısraların fantazist bir mahiyeti olmasın sakın;” şüphesi giriyor. Fakat biraz itidal onu orijinal bir tahlilci şair yapabilir.

Fanî hayatımızın en renkli cephelerini resmeden, insan zaafının en garip belirtilerini aksettiren, cemiyetlerin, insanlardan kazanmış oldukları bir sürü bedbahtlığı saadete kavuşturmak isteyen şiir bütün bu vasıflarını tahlilden, derinlikten uzaklaştıkça kaybetmeye mahkûm olmuştur. Garp dünyasında birbiri ardınca yıkılan edebî mekteplerin ayakta kalabilen şakirdlerine bakınız: Her mısralarında avuç dolusu tahlil var.

Şardağ, R. (6 Birinciteşrin 1940). Edebi Musahabe: Şiirimizde tahlil. Vakit, s. 2-3.

Yorum bırakın