
(1902-1972)
Elimde bir kitap duruyor; Ankara üçüncü orta okul müdürü Zuhûri Danışman‘ın “Bir Muallim Konuşuyor” adlı eseri. İkinci cildini de sonradan neşredeceğini haber veren müellif bu ilk eserinde yeni bir hatıratçı vuzuhiyle karşımıza çıkmıştır. Reel dünyadan alınmış ve hayal kanevasıtaslağı içinde düzene sokulmuş telif pek çok eserler yazılmış olmasına rağmen Ahmet Rasim‘den beri boş kalan edebiyatımızın hatırat köşesine henüz otorite ile hiç kimse geçip oturmuş değildir. Hatıralar, kafamızın içinde saklı ve dilediğimiz zaman sayfalarını çevireceğimiz sayısız kitaplara benzerler. Bir kitap bize bazan bir ömrün hikâyesini zevkle seyrettirir, bazan da bir cemiyeti, bir hayatı ibret alınacak bir dersler silsilesi halinde karşımıza çıkarır. Bay Zuhûri’nin bu eseri adından da anlaşılacağı üzere bir meslekî hatıralar yığınından ibarettir. Fakat onun birinci cephesi, maarif hayatımızın Meşrutiyet sıralarından bugüne kadar içinde bulunmuş nazır, muallim, talebe, idareci hulâsa her sınıf tiplerini birer geçit resmi yaptırarak zevkle bize dinletmesi ve bu arada birer moralite duygusunu aşılaması, ikinci cephesi de bir hatıra yazılırken gösterilmesi gereken samimiliğe örnek olmasıdır. Bu değerli eseri okuyucularıma, maarifle ilgili bulunanlara, muallimlere hararetle tavsiye ederken, müellifin vaadettiği ikinci cildi de bir an önce hediye etmesini beklerim.
Zola

(1916-2008)
2 Nisan 1840’da doğan büyük Fransız romancısının yüzüncü doğum yılı dolayısiyle geçen ay bütün Fransız gazete ve mecmualarında yazılar, saygı hisleri, resim ve hatıralar neşredildi. Bu arada Yeni Adam mecmuasında derhal bu alâkanın memleketimizde de mevcut olabildiğini isbat edici bir surette Hüsamettin Bozok‘un Zola hakkında bir etüdünün intişar ettiğini gördük. Başından itibaren zevkle takip ettiğim bu yazı silsilesi şimdi daha genişlemiş ve Zola’nın sosyete ve dünya içerisindeki mevkiini de izah eder bir tarzda kitap olarak önümde bulunuyor. Fransız cemiyetinin ekonomik, sosyal, hülâsa bütün müesseselerinin tekâmül etmek üzere buhran geçirdiği bir sırada dünyaya gelen ve sanat vadisine atılan bu büyük romancı, kısaca, devrinin, bütün geri, romanesk, hâlâ safsatacı telâkkilerini süpürüp, ilmin, tecrübenin, en çok gerçekleşebilen hakikat unsurlarının dünyasına ayak uydurmuştu. Ondan sonra ne eski sanat, ne yeni ve ileri sanat için bir korku kalmıştı. Bize tabiatin, cemiyetin bütün çalkanışını resmeden ve gelecek dünyaya ait iyi ümitler beslediğini anlatan usta romancının tesiri bütün dünyayı aşmış bulunuyor. Amerika’da, Sovyetler Rusya’sında, Almanya’da, İngiltere’de, bizzat Fransa’da yazılanlara yakın, hakkında teveccüh sesleriyle, şükran duyulariyle dolu yazılar bulunan bu büyük insan Türk edebiyatının meçhulü değildir. Servetifünuncular devrinde pekâlâ mevcudiyeti bilinen ve günün bedbin, aristokrat ruhlu cemiyeti gibi korkak, dilsiz ve ümitsiz edebiyatçılarına zarurî olarak kendini sevdiremiyen Zola, 1923 ihtilâlinin arkasından müsbet zihniyete, realite âlemine kavuşan Türkiye’de hayli merak, sevgi ve alâka uyandırmıştır. Hiç şüphesiz ki büyük romancı Halit Ziya ve arkadaşlarına Pol Burje yerine “Hakikat” romancısı tesir etmiş olsaydı belki bugün realist edebiyat bizde de bütün nüansları, esasları ve detayları ile teşekkül etmiş bulunacaktı. Müellifin eserin sonuna koyduğu “Dilimizde Zola” başlıklı bir yazıdan, bizde Zola sevgisinin, devrimize yaklaştıkça çoğaldığını, anladığımız halde gariptir ki bu hafta çıkan “Yeni Ses” mecmuasında “Behçet Akalp” imzasını taşıyan bir makale garip tenakuzlar içinde, Zola’nın Fransa’da ve garpte kıymetini kaybettiğinden bahsediyor! Sonra da “Bizde tercüme edilmesin demiyorum” diyor ve en sonunda da “Zola için yapılan merasim orta sınıfın bugün Fransız idaresindeki kuvvetli mevkiinden dolayıdır” diyerek sanat çerçevesinin bile dışına çıkıyor.
Sanat tarihi içinde büyük rolü artık tefsircilere lüzum göstermiyecek kadar temelleşmiş, bellileşmiştir. Flober gibi, Balzak gibi, Şekspir gibi Zola da bilhassa bizim memleketimiz için yeni müfessirler beklemiyorlar, okunmak istiyorlar. Hüsamettin Bozok‘un bu yerinde alâkasından dolayı minnet duymamak elden gelmiyor.
Şardağ, R. (17 Mayıs 1940). Çıkan kitaplara bir bakış / İki yeni kitap. Vakit, s. 3.
