
Padişah devri.. Zaferlerin birbirlerini takip ettiği, fakat felâketlere de ölçü olmıyan devir.. Tek insan arzusunun putlaştırıldığı asırlar.. Git gide sükuta başlıyan, düşen kırılan imparatorluğun haysiyeti.. Halk şairi, bazan bu vatan üstünde geçen hâdiseleri ne yaman tespit eder. Şair mağlûbiyetli muharebe yıllarına şahit olmuştur. Kimbilir hangi korkak veya mütecennin (deli) hükümdar sarayına kapanmış, hâdiselere karşı gözleri kör pineklemededir. İlk fırsatta halk şiiri vatandan kopan ülkelerle hükümdar arasındaki alâkasızlığı hicveder:
“Ne çeker kulların serhad ilinde
Bilinmez Hünkârım görülmeyince
Bunca memleketin kâfir elinde
Kaldı inanmadın ayrılmayınca”
“Gaziler başına takıp çelengi
Kırardı Nemseyi, Macar, Frenk’i
Neylesin kulların edemez cengi
Hal hatırları sorulmayınca”
(Aşık Hasan)
Bir dostum bana bir gün gülmüştü: “Halk şiirinde, vatan duygususundan daha mütebariz meziyetler ve vasıflar arasana”
Halk şiiri, kinden, hücumdan, kötü tefahürden uzak, sahte tevazua yanaşmamış olan bu âlem, her neden bahsetmişse sessiz, gösterişsiz, belli etmeden anlatmış değil midir? Büyük ve orijinal teşbihlerini zayıf ve hatalı kompozisyonlar içinde o, ne kadar ehemmiyetsizleşir. Her temiz duyguyu, nasıl basit bir şey söylüyormuş gibi ifade eder. “Vatan” da, halk şiirinin, daha başka münasebetlerle temas ettiği veya bilmediği, esasını kavramadığı bir mevzu gibi görünebilir. Fakat bu mevzuun içerisinde şair neler duyurmamıştır? Şikâyetlerini, izharına set çekilmiş zavallı ıztıraplarını anlatacak koskoca vatanda kimse bulamayıp dağlara, yaylalara ve derelere inliyen, köyünün, sevgili köyünün bütün dekorasyonunu mısralarında aksettiren, harp felâketlerinin sebeplerini bir iki kelime içinde bazan ne sihirli bir eda ile anlatıveren şair vatan topraklarının yalnız güzelliklerini değil, bu yurt insanlarının çeşitli nasibini de çizmiş değil midir?
Bir büyük Plevne kahramanı düşününüz ki, edebiyat tarihimiz bu kahramanın büyüklüğüne hiç bir mısaile hayran olmamıştır. Veya onun ölümüne mersiye okumamıştır. Fakat halk bir şairini ağzile sızlar:
“Istanbul’dan tel vuruldu
Yedi bin çadır kuruldu
Gelin asker ağlıyalım
Osman Paşa’mız vuruldu”
Vatanın, hayatla alâkasını kesmiş, hareketsiz bir köyünde, bir nevi gayri içtimaî hale getirilen şair her fırsatta bu vatanla olan alâkasını isbat etmiştir. Bütün bir Osmanlı tarihini, hattâ Türk tarihini asırlarca bir beşik gibi sallıyan Tuna nehri için edebiyat tarihimizin hangi köşesinde yanık bir sayfa gösterebiliriz.
Fakat halk şairi, vatandan bahsetmek niyeti yokmuş gibi mütevazı bir eda ile Tuna nehrinin şiirini söyler. Halbuki bu şiir, cenk tarihimizin büyük bir safhasıdır.
“Misali cennettir evvel baharı
Açılır kırmızı gülü Tuna’nın
Öter bülbülleri leyl ü neharı
Eser bad-ı saba yeli Tuna’nın”
“Hiç kimseler bilmez kandedir başı
Tazelenip akar yeyindir cuşu
Eksik değil yalısının savaşı
Leş ile doludur gölü Turna’nın”
Ataman dağından biri geçmiştir
Engerus elinden yollar açmıştır
Analar ağlatmış kanlar içmiştir
Söylemiye yoktur dili Tuna’nın”
(Öksüz Dedi)
Sosyal imkânsızlığın, bir tezahürü de halk şiirinin, “Vatan” kelime ve manasını, mahallilik, mevziî yerler, doğduğu memleket manasına kullanışıdır. Meselâ şair: “Elâ gözlerini sevdiğim dilber, yurtlarınız çayır çınar, pınar mı?” derken yurt kelimesile ihtimal sevgilisinin yaşadığı şehri, hattâ köyü ve mahalleyi kasteder. Bir yerde o eğer:
“Sıla derdi, vatan derdi, yar derdi” demişse “Vatan”dan kasdi, doğup büyüdüğü memleketidir. Veya zihni, uzun bir ayrılışın sonunda yurduna, yani bütün gençliğini içinde geçirdiği memlekete dönmüştür. Gördüğü manzarayı acı acı anlatır:
“Vardım ki, yurdumdan ayak götürmüş
Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
Camlar şikest olmuş, meyler dökülmüş
Sâkiler meclisten çekmiş ayağı”
Nakil vasıtalarından mahrum köy.. Bugün bir saatte gidilen yerleri bir günde katedebilen insanların devri. Şair elbette “Vatan” deyince helâllaşarak ayrıldığı bir daha döneceği şüpheli olan yerleri de hatırlıyacaktır. Halk şiirinin büyük gurbet şikâyetleri ve gurbet edebiyatı hep bu zaruretlerin neticesi değil midir?
Halk şiirinin vatanı, çeşitli şartlara dayanarak çeşitli anlaşılagelmiştir. Fakat o, bu anlayışların herbirini, içtimaî hayatın akışına bel bağlıyarak güzel, temiz ve samimî mısralar içinde ifade etmiştir.
Şardağ, R. (8 İkincikânun 1941). Halk Şiirlerinde Vatan Duygusu IV. Vatan, s. 5.

