“Öyle ‘içtima’lar vardır ki inziva nedir bilmezler, fakat sosyete içine girdikleri vakit yalnız karışdırırlar!
İ. H. BALTACIOĞLU
Bunların sosyal sayılan hayatları, gerçekte bir bozguncu hayatından başka bir şey değildir.”

(1886-1978)
Eserin neşir hayatımızda görülmesi gerçi pek eski değildir. Ve bir büyük garp memleketinde her gün çıkan sayısız telif ve tercüme eserler dolayısiyle bir kitabın kritiği aylar sonra da ortada görülse tabiîdir. Fakat bizde, ilimle ilgili, hele “sosyoloji” adı altında neşredilen böyle nâdir bir telif eser için susmak -onu henüz okuyup bitirmemiş olanlar mevcut olsa bile- pek de tabiiliğe alâmet değil. “Yeni Adam” da Yunus Kâzım Köni‘nin yaptığı bir tenkitten başka “sosyoloji” hakkında neşredilen bir yazı hatırlamıyorum. Fakat mademki bu kitap okuyanlar için bir kıymet taşımaktadır, öyle ise göğsümüz kabara kabara zevkle okuyup bitirdiğimiz bir kitap için kıymet olan tarafları belirtmeliyiz. Beylik iki kelime kullanmış olmamak için “göğsümüz kabara kabara” ve “zevkle” sözlerinin, kitabın başlangıcından itibaren adım adım yürüyerek doğruluğunu anlatmaya çalışalım:
I. Baltacıoğlu’nu, fikirleriyle konkre bir insan olarak tanırım. Terbiye, tedris, sosyoloji, ekonomi hülâsa fikrî hayatın hangi sahasına temas etse hep aynı sözü, ayni görüş ve yani inancı tekrar eder gibidir. Realiteyi uzun tetkiklerle onun vardığı son netice insanların topyekûn ve herşeye rağmen cemiyetçi olmaları gibi bir hakikat olmalı ki “Şehvet Edebiyatı” başlığı altında cemiyete inemiyen kısır sanata hücum eder, “içtimaî mektep” de dinamik bir cemiyet terbiyesi arzu ettiğini anlatır, nihayet tiyatro hakkında yazdığı bir yazıda mensup olduğu cemiyetin öz ve millî orijinleriyle meşgul olur; hele bizzat yazdığı tiyatro eserlerinde mizansen ve dekoratif bilgiler ve detaylar değil, cemiyete inmiş bir insanın fikirlerini görürsünüz. Şu halde bir sosyoloji manüeli olarak kaleme alınmış olan bu eserde de yine onun bu esas görüşüne rastlamamız tabiîdir; netekim rastladık da. Müellif, gerçi tam kadrolu bir manüel getirmiştir: Fakat cemiyetçi İsmail Hakkı‘yı yer yer bize belirterek; Türk cemiyetinin bünyesinden örnekler vererek ve bize doyumsuz zevkler tattıran edebî bir üslûp kullanarak şimdi birlikte okuyacağımız şu satırlarda tefekkür hayatımızda şahsiyet olmuş bir insanın gizli fakat hoş müdahalesini görebiliriz.
“Çocukluk hayatı gayesi kendinde, mutlak bir hayat gibi görüldüğü zaman, hiç bir kayıt tanımıyan tabiî hürriyeti ve hiç bir mes’uliyet kaldırmayan masumiyetiyle şairlerin ilhâm kaynağı olabilir. Fakat onu, bütün eksikliği, aczî, yoksulluklariyle büyük adamların yaratıcı gücüne erişmesi lâzımgelen bir materyel olarak düşününüz; şairin hür, tabiî ve masum insanı hemen bir trajedi mevzuu olarak belirir.” (Sosyoloji sahife: 28)
Sonra bakın edebiyat yapmadan yürüyen kalem, ayni fikirleri bize daha ilk satırlarda nasıl sıcak bir ifade içinde aşılıyor:
“Sosyete deyince ilk hatıra gelen şey insandır; şüphesiz. Ancak tek insan, yalnızbaşına insan sosyete olamaz. Tek insan başka bir insanla birleştiği zaman sosyete olabilir. Öyleyse sosyete fikri “tek insan fikri” değil, ‘çok insan fikri’dir. Issız bir adada yalnız başına yaşayan Robinson bir sosyete değildi. Bu tek insan, Robinson, günün birinde bir yabani adamı düşmanlarının elinden, ölümden kurtardıktan ve onunla birleştikten sonradır ki sosyete hayatının tadını yenibaştan tadabildi. Öylese sosyete fikri ‘çok insan fikri’dir.“
Sosyete, sosyete!.. Ne taraftan bakılırsa şevk ve enerji kaynağı olarak görülen, içinde insan kardaşlarımızın kaynaştığı, şuûrun, güzelliğin, fikrin mânalaştığı mukaddes fırın… Onu Baltacıoğlu her vesile ile, bizzat cemiyetine her şeye rağmen sıkı sıkıya sarılmış feragatkâr hayatiyle bizlere göstermiş bulunuyor. Hele onun bu yüksek sosyete sevgisi ve yalnız ona bel bağlanabileceği hakkındaki telâkkileri; ideolojilerin hayat realitesi karşısında çürüyüp döküldüğü, bir sürü hakikat martavallarının içi boş cevizler gibi değersizleştiği bir dünya içerisinde ne kadar enterasandır.
İşte ahlâkın teşekkülü meselesi bahis mevzuudur. Öyleyse yine sosyete, sosyal realite lâzım; ve Baltacıoğlu‘nu (124)üncü sayfada tekrar okuyabiliriz:
“Halbuki ailevî, ekonomik, teknik sosyal bir grup teşekkül edcek olursa orada hemen karşılıklı fedakârlık temeli üzerine kurulu -rüşeymî de olsa- bir ahlâk hayatının doğduğunu görürüz“.
O bize daha ilk sayfalarda hakikî dünya nimetlerinin nerelerde bulunduğunu göstermiş, insanlarla hep birlikte olarak, her türlü zevkin üstünde olan sosyetenin içinde yaşamamızı istemiştir. Ve Baltacıoğlu‘na göre hodkâm arzuların tatminine koşan görüşler karşısında işte hakikî dünya nimetleri: “Din, insanı kutsal bir hayat yaşatarak, üst beşer denilebilecek veli tipine kadar yükseltebilir. Velî, nefsini bütün hayvanî ıztıraplardan soymuş, üst ahlâk bir insan tipi demektir. Ahlâk bizi iyilik deniler en içlik, en sırrî bir ideâlin hayatına kavuşturur. Sanat bize güzel denilen düşüncenin tadını tattırır. En son olarak ekonomi bize madde üzerinde hâkimiyetimizi mümkün kılan şuûrlu gücü kazandırır. En yükseğinden en alçağına kadar bütün bu kazançlar derece derece vecdli, tatlı durumlardır. Halbuki îman, fazilet, huzur, hakikat ve ekonomik değer hep vecd kelimesiyle anlatabileceğimiz sosyal hayatın kendisidir. Eğer sosyal hayat olmasaydı bu vecdler de olmıyacaktı. Görüyoruz ki, ‘dünyanın nîmetleri’ dediğimiz şeylerin en idealleri sosyal nîmetlerdir.” (Sosyoloji sayfa 25)
II. “Sosyoloji” münakaşa mevzuu olmuş meselelerin içinden ilmî eserlere mahsus bir ifade ve iknâ kuvvetiyle kolayca yürümüştür. Meselâ fertciliği (psikolojiyi) esas kabul ederek sosyal şartları inkâr edenler veya cemiyeti (sosyoloji’yi) esas olarak alıp ferdi tamamen inkâr edenlerin kavgaları daha hâlâ bitmemişken o inandırıcılığından emin olarak bu bahsi ele alır
“Ferdiyetimiz bizi hep kendimize götürür, ferdiyetin işi kendi arzı, ihtiyaç ve menfaatlerimizi sağlamaktır. Şahsiyetimiz bizi hep kendimizden başka, kendimizden üstün olan ideallere götürür: İyilik, güzellik ve doğruluk gibi.“
III. “Sosyoloji“de târifler çok açık, kat’î ve müellifine mahsus, birer realite kavratıcı mefhumlardır: (Sosyoloji sayfa 24)
“Metod demek aklın, realiteyi bulması için bilginlerin kullandığı teknik demektir.” (Sosyoloji sayfa 12-13)
IV. “Sosyoloji” ikna edicidir, örnek verir, deliller gösterir. Meselâ müellif her sosyete içinde yaşayan insanın içtimaî olamıyacağını şu satırlarla ne kuvvetli olarak anlatır:
“Öyle ‘içtima’lar vardır ki inziva nedir bilmezler, fakat sosyete içine girdikleri vakit yalnız karışdırırlar! Bunların sosyal sayılan hayatları, gerçekte bir bozguncu hayatından başka bir şey değildir.” (Sosyoloji sayfa 27)
Keza:
“Dinin softaları, ahlâkın yüze gülücüleri, sanatın dekanları politikanın sergerdeleri, medeniyetin levantenleri, ilmin şarlatanları, ekonominin muhtekirleri hep birer güruh adamıdır.” (Sosyoloji sayfa 19)
V. Müellif bugünün en büyük içtimaîyatçılarından biri olarak tanınan Durkheim‘a karşı da yer yer demarşlar yapar. İlmî şahsiyetine değer verdiği bu insanı da sayfa sayfa aşmıya çalışır. Daha baş taraflarda Durkheim‘in “umumî sosyoloji” diye adlandırdığı ve sosyolojinin felsefî kısmı olarak düşündüğü içtimaî kanunların en umumîleri için ayrı bir bölüm açılamıyacağını söyliyen Baltacıoğlu kendinden emin bir insanın inandırıcı kalemiyle düşünüyor:

(1858-1917)
“Sosyoloji mutlak ile uğraşmaz, bir felsefe değildir; ‘izafî’ ile uğraşır, bir ilimdir. Hattâ sosyoloji sosyetenin menşeile de uğraşmaz; çünkü ilk sosyetelerin nasıl doğduğunu görmek mümkün değildir.” (Sosyoloji sayfa 49)
VI. Müellif yirminci asrın çeşitli doktrin tezyiklerine karşı bir âlimin gösterebileceği mukavemeti göstermiştir. Hele “ahlâk sosyolojisi“, “sanat sosyolojisi” “ekonomi sosyolojisi” gibi en nazik bölümlerde bile onu ilmî zihniyet şuurları içinde -şahsiyetin belirten cemiyetçiliği müstesna- her tesirden uzak kalmış buluyoruz. Netekim “ekonominin tekâmülü” bahsinde bir madde de: “Ekonomik müessese, sosyal tiplerin ve bu tiplerin ideolojik bir belirtisi olan sosyal zihniyetin tabii olmuştur.” (Sosyoloji sayfa 228) diyor; diğer bir madde de, sosyal şartların hararetinde gelişmiş olsa bile bir defa baş mevkii alınca sosyete içinde bulunan insan üzerinde ekoominin nasıl kazıcı, işleyici tesirlerde bulunup tekâmülüne devam ettiğini gösteriyor:
“Ekonomik hayat insan kafasını ve ruhunu işleye işleye ona bugünkü şahsiyetinin en kuvvetli elemanlarından biri olan ekonomik vicdanı kazandırmıştır.” (Sosyoloji sayfa 229)
VII. “Sosyoji“nin muhtevası tamdır. Bir defa mükemmel bir manüeldir. Diğer taraftan o bir manüelin kadrosunun dışına taşarak mümkün olduğu kadar her fasılda okuyucuları doyurmaya çalışır. Meselâ müellif “dil sosyolojisi“nde fonetik denen seslerin ilmine kadar dalmak, ve okuyucuyu hiç olmazsa kısa târiflerle başbaşa bırakmamak ister:
Şüphesiz ki “sosyoloji” bize yeni bir İsmail Hakkı tanıtmış değil; fakat bugün bile en yeni duran görüşlerine bakarak bundan yıllarca önce hep ayni fikirleri telkin etmeye çalışmış olan Baltacıoğlu‘nun övünülecek şahsiyetini selâmlayabiliriz.
_____________
Yazan ve satan: İsmail Hakkı Baltacıoğlu
Tevzi yeri: Yeni Adam, İstanbul, Ankara Caddesi, Adâlet Hanı No. 15-16-17.
Şardağ, R. (1 Ocak 1940). Tahlil ve Tenkit / Sosyoloji. Varlık, 156: 320-322.
“Varlık” dergilerindeki Rüştü Şardağ‘a ait yazılara ulaşmamız konusunda gösterdikleri yakın alâka için, İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Sn. Ulvi Puğ ve Uzman Tarihçi Sn. Mehmet Soysal‘a sonsuz teşekkürler…

