İhtiyarlık

Şu kelime haline gelmiş vücuda, hayatın ezelî bir nasip gibi taktığı acı ve sızlatıcı fakat gerçek bir isim var: İhtiyarlık.

RÜŞTÜ ŞARDAĞ

Gün batarken, güneşin bağrını kaplıyan kül rengi bulutlar gibi yeşil gözlerine çöken sisli morartı, onda da artık bir akşamın doğuşunu duyuruyor bize. Yaşı kaç bilmiyorum. Hem onu anlamıya ne lüzum var?. Yılların seller ve rüzgârlarla aşındırdığı yumuşak kalkerli tepe gibi onun da sırtı çökmüş, onun da dişleri biribirine geçmiş bir tırmığa benziyen göğsünün içinde, hayatın son dakikalarını sayan bir idam mahkumu gibi kesik kesik inip çıkan soluklar var. Onun da dudakları yaşamanın, gençliğin biricik alâmeti olan “konuşma“yı unutmak endişesile titremektedir. Bir hastanın iyileştiğini anlamak için ilk ayağa kalktığı günkü gibi onunda dizleri titriyor; ve benliğini, yaşlı leyleklerin, bir daha döneceklerinden şüpheli bulundukları sıcak iklimlere karşı duydukları acı ve eritici; bir hüzün kaplamış:

O ihtiyardır. 

Yanı başında dolaşan genç ve gürbüz çocuklarını, bahar kuşları gibi cıvıldaşan torunlarını gördükçe hayatta bulunduğunu daha kuvvetli hissediyor. O zaman onlarla konuşmak, onları sarmak ve koklamak ihtirasile durgun gözlerini dört bir tarafa çeviriyor. Fakat gençler, delikanlılar ve küçük çocuklarla onun ne konuşabileceği olur ki?

Genç; ruhunda her dakika yeni bir iklimin şehveti tutuşan yeni bir havanın yeni bir maceranın velhâsıl yepyeni bir şeyin tatlı kaynayışı sezilen bu mahlûkun şu garip insanla alâkası ne? Gözleri her dakika saniye bir akar su gibi berrak ve açık olanların, o gerilmiş sinir parçalarını korkarak zorla açmak istiyen bulanık göl bakışlı insanlarla ne gibi bir münasebeti olur?

O ihtiyarın ucunda hayat olduğu için her şeyi dinlemek ve sormak ıztırabı ne kadar müthişse, o gencin sade dinlemek ve cevap vermek için yaratılmış bir makine haline gelmesi o kadar güç ve elem verici değil mi?

İşte soruyor:

– Kızım Hayriye, bu hınzır kız yine nerelerde? Bu adam olacak bir değil zaten.
– A!. Babaannciğim ne diye onunla uğraşıp kendinizi üzüyorsunuz?
– Pek tabiî çocuğum benim neyime gerek, bir hizmetçi parçasile mi uğraşacağım, hem evin içinde adam mı yok, bana da ne oluyor?

Az sonra o titrek dudaklar yine kıpırdamiya başlıyor:

– Bir şey değil, hani bir gün eve herifleri sokup, bir yangın falan çıkaracak. Aklı başında yok ki!. Havalanmış hınzır şeytan! Ne hali varsa görsün. 

Evet o karışmıyacakmış! Buna imkân var mı? Karışmamak, susmak, zaten her dakika kendisine doğru biraz daha büyüyerek yaklaşan yokluğun, gölgesine, hiçliğine bizzat inanmak değil mi? Bu şakrak sesli kuşlarla cıvıldaşan yuvayı bırakıp gitmek. Hangi ses bu âlemde bizlere bu kadar zor ve acı gelebilmiştir?

Nasıl karışmasın ve nasıl sormasın? Amma gençlik bu! Onun bazı haklı sorgularına da kızıyor; oğlunun Ankara’ya hareket ettiği gece aradan iki saat geçmeden torununa sesleniyor:

– Kızım Halide, baban şimdi nereye varmıştır dersin?
-Bileciği geçmiş olmalı babaanne!
– Oh, oh, güle güle gitsin de güle güle gelsin yavrum. 

Oğlunu, ona hayatta bulunduğunu yaşamakta olduğunu hatırlatan bu varlığı on dakika sonra yine merak ediyor:

– Kızım baban hangi istasyona varmıştır?
– E, artık babaanne, hani siz de insanı deli edeceksiniz! Daha şimdi sordunuz, bizim canımız yok mu? Biz de babamızı sizin kadar sevmiyor muyuz? Amma hiç de böyle nefes almadan istasyon başında soruşturmuyoruz. 

İhtiyar kadın bu biraz da sert söylenen sözlerden torunlarını kızdırdığını sanarak üzülüyor ve:

– Yok kızım üzülme diyor, anlamak istedim. Yoksa bende üzerine düşmüyorum.. Hani sağ olsun da.

Büyük bir kuvvetle hayata ve onu temsil eden insanlara, kendinden gençlere kollarını açan bu vücudun kaval dinlemekten usanan insanlar tarafından itilmesi; buna sebep ne? Bu ihtiyarın durmadan söylenmesi ve hiç bir zaman dinlemeyişi, niçin bu böyle oluyor?

Bilmem bir felsefenin hayat hakkındaki hükümlerine veya mistik bir görüşün prenosyonlarına başvurmaya lüzum var mı?

Şu kelime haline gelmiş vücuda, hayatın ezelî bir nasip gibi taktığı acı ve sızlatıcı fakat gerçek bir isim var: İhtiyarlık.


Şardağ, R. (1 Eylül 1938). İhtiyarlık. Varlık, 124: 56.


Varlık” dergilerindeki Rüştü Şardağ‘a ait yazılara ulaşmamız konusunda gösterdikleri yakın alâka için, İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Sn. Ulvi Puğ ve Uzman Tarihçi Sn. Mehmet Soysal‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın