Geceleyin bir flüt

Flüt Çalan Çocuk
(Judith Leyster) 

İspanyol mektupları

1820. Gecenin içinden bir flüt ses geliyor. Lâtif, dalgalı ve melânkolik bir ses..

Eski şehirin içine tarihi kapıdan girdiğimiz için sarp bir tepeyi çıkmak zorunda kalacağız. Her taraf sessizlik içinde. Vadiye hâkim bir yayla üzerinden iki sıra ihtiyar, sık kara ağaçların ve iskemle vazifesini gören yontulmuş taşların arasından nehir seçiliyor. 

Karanlık gece, onun masumluğunu anlamamıza sebep oluyor. 

Daha uzakta, şehre gireceğimiz sırada, kara ağaçlara giderken parlak bir huzme yolu katediyor, bir evden ziya yükseliyor, geniş bir avluya giriyoruz. Burada, üzerinde müzik defterlerinin durduğu bir rahle, ve masanın karşısında külüstür bir dokuma tezgâhı bulunuyor. Ak saçlı bir ihtiyarla bir de çocuk görüyoruz. Bu çocuk çalıyor flütü; gecenin sükûnu içinde ağır, hüzünlü bir melodi yekseliyor. 

Şehrin binaları, granit patlatıcıların büyük evleri, saraç ve hurdacıların sokağı, berrak su haznelerinin imtidadınca (boyunca) katedralin etrafına sıkışmış.. Buraya gelen acayip gezginler “La Estrella” da kalırlar. 

Seyahat arabası nehrin yanından, kara ağaçların geçidinden akşamları süratle geçiyor, flütün titrek sesi, ışıkları yanmış evlere çarparak sallanan arabanın demiri ve tahta kısımlarının gürültüsü içinde bir dakika için kayboluyor ve gecenin sessizliği içinde yeniden duyuluyor. İhtiyar dokuma işçisi, bütün gün muntazam, ahenkli bir sesle çalışıyor, çalışıyor. 

***

1870. Elli sene geçmiştir. Eski şehre yine tarihî kapıdan girmek istiyorsak nehri geçmek için köprüde arabadan inmemiz lâzım. Orası tam dokuz saat sürüyor. Her yönde sessizlik. Yukarıda, viran evler kümesinde küçük bir ışık seçiliyor. Tepeyi çıkıyor, tabakhaneleri aşağıda bırakıyoruz. O eskimiş tabakhaneler ki onlara La Celestina’da rastlamıştık. Şimdi, o yüz yıllık, sık kara ağaçlar geçidini arıyoruz. Taş iskemlelerin beyaz benekleri karanlıkta çok güç farkolunuyor. Işıktan bir saçak yolu katediyor. Dinlediğimiz melodi bu evden mi yükselmişti? Bir uzun kederli melodi ki kırılacakmış hissini veren kristal bir cisme benziyordu. Avluda, bir ihtiyar ve iki çocuk var. Çocuklardan biri flüt çalıyor, öteki yuvarlak, genişçe, mavi gözlerile hayran ve sessiz, derin bir sevgi ile ona bakıyor. İhtiyar, çocuğa zaman zaman, çalması için işaret ediyor. Çok eskiden bu yaşlı adam da bir çocuktu. Yine bu yerde, ayni halavetle (hoşlukla), yine bu melodiyi çalmıştı. 

Demir ve tahta kısımlarının baş döndürücü gürültüsü ile araba geçiyor. Flütün ahenkli sesi bir iki saniye için işitilmiyor; sonra yeniden duyuluyor gecenin içinde. 

Yukarıdaki bütün eski evler uyuyor, geçitteki kara ağaçlar uyuyor ve nehir uyuyor. 

Bir saat sonra flütün bütün nağmeleri kesiliyor, hayran ve sessiz çocuk şehre doğru giderek meydandaki büyük ve eski bir eve giriyor. Yoruluncaya kadar okuyor, sonra çok bitkin bir halde uyuyor. 

Bu kasabaya az insan gelir. Buraya gelirseniz “La Estrella”da kalırsınız. Ondan başka kalacak yer yoktur. O “Paseo de la harina”nın “Ahmudin”in yanında Narvaez sokağındadır. Buraya “Del cortinal de dangel” yolile ve tarlalardan gelinir. 

***

Aradan kim bilir kaç sene akıp gitti?

“Madrit”te bir tavan arasında beyaz sakallı bir adam var. Eski şehirde, uzun ve melânkolik melodilerle bir çocuk flüt çalarken, iri ve mavi gözlerile, hayran, vecd içinde, kendinden geçmiş bir halde onun yüzüne bakan diğer çocuğa çok benzemiyen bir adam. Pek mütevazi giyinmiş. Odada kitaplarla dolu bir masa var. Kuvvetli bir ışıkla, başı boş bırakılmış kitaplar görülüyor. Duvarda iki güzel fotoğraf var. Bunlardan biri alnının üzerine düşen ipek gibi yumuşak bukleleri ve dalgın, düşünceli gözlerile bir kadın, diğeri de onun gibi dalgın ve güzel küçük bir kız. Fakat kadın sesleri işitilmiyor. Beyaz sakallı adam boyuna yazıyor, sonra kağıtları toplıyarak sokaklara çıkıyor, arada bir evlere rastlayınca insanlarla konuşuyor, kâğıtları sık sık odaya getiriyor; kendisinin karaladığı ve ötekilerle birlikte çekmecenin içine koymuş olduğu unutulmuş. Tozlanmış kağıtları.

***

1900. Bir vakitler seyahat arabası nehrin kenarından geçer ancak akşama doğru Kara ağaç geçidi ve eski şehir görülürdü. Oraya bir gar yaptırılmıştı. 

Tren de akşama doğru onun gibi şehrin önünde durdu. Fakat diğeri harap köprünün yanında  kara ağaçlar geçidinde durmuştu. Çok az yabancı gelmişti. Bu akşam bir yabancı var. Bu beyaz sakallı ve mavi gözlü bir ihtiyardır. 

Sırtına eski bir pardesü geçirmiş, elinde külüstür bir valiz. Gardan çıkıp omnibüsün önünde durduğu sırada tren de o istikamette gecenin içinde ilerliyordu. Omnibüs seyyahları şehirde meşhur “Estrella” oteline getirir, buranın en eski bir yer oluşu mahakkaktır. O şimdi Varveza sokağında, o meşhur meydanın büyük bir binasındadır. Beyaz sakallı yabancı arabanın içinde gidiyor, araba şehrin meydanında, otelin karşısında durduğu zaman, içinde hayatının ilk senelerini geçirdiği bu evi tanıyor. Bir odaya yerleştiriliyor; gençliğinde burada ne kadar çok okumuştu. Her şeyi yeniden tanıyarak oturdu. Derin bir iç çekişi ile elini sıkışan göğsünün üzerine koydu. 

Çok susamış bir insan halile otelden dışarı çıktı. Dar sokaklardan koştu. Yürüyor daima yürüyordu. İşte kara ağaçlar geçidine gelmişti.

Gece açık ve sessiz, durgun bir derinlik içinde flüt sesi geliyor, ve hafif nağmeleri kristal bir cismi hatırlatıyor, bu ağır melankolik ve eski bir melodidir. Bir evden, ışıktan bir huzme yükseliyor. Seyyah ona doğru yaklaşıyor. Avluda bir ihtiyar görüyor, ve bir çocuk. Çocuk flütle o bildiği melodiyi çalıyor, o zaman beyaz sakallı adan eşik taşlarından birinin üzerine oturuyor, sıkışan göğsünün üzerine koyuyor elini; ıztırap içinde maziyi düşünüyor.



Azarin. (15 Birincikânun 1937). Geceleyin bir flüt. (R. Şardağ, Çev.). Varlık, 107: 552.



Yorum bırakın