PANAIT ISTRATI

Panait Istrati
(1884-1935)

“Kira Kiralina” dolayısiyle (1)

Angel Amca“da Cosma amcanın her gün odunlukta yattığını gören yeğeni Adriyen soruyor:

– Ne vakit yulaf anbarından inersin?
– Bataklığa saz koparmağa gideceğim zaman.
– Ne zaman bataklıktan dönersin?
– Anbara çıkacağım zaman.

Kira Kiralina“da Stavro arkadaşlarına hayatını anlatıyor: “Ben küçücük bir çocuk iken, sebebine bir türlü akıl erdiremeden, anamı her gün döven babamın şirretliğini hatırlıyorum. Anam ekseriya evden ayrılır, döner ve gitmeden evvel de döndükten sonra da dayak yerdi. Giderken, onu gitsin diye mi, dönüşte de evden ayrıldığı için mi, yoksa hiç geri dönmesin diye mi döverdi, bilmiyorum.” (s. 42)

Yine Stavro “Kira Kiralina“da hayatının hikâyesinin anlatmaya ve bir aile içindeki faciayı ne tatlı bir dille izaha devam etmektedir:

Yavaş yavaş sisler dağılıyor, büyüyor ve anlamaya başlıyorum. Acayip şeyler öğrendim. Sekiz dokuz yaşlarında olmalıydım, ablam da on iki on üç yaşlarındaydı ve o kadar güzeldi ki onu tepeden tırnağa seyretmek için bütün gün yanından ayrılmazdım. Sabahtan akşama kadar süslenirdi. Annem de aynı şekilde hareket ederdi, çünkü o da kızı kadar güzeldi. İkisi de aynanın karşısına geçer, bir abanoz kutudan çıkardıkları malzeme ile gözlerine sürme çekerler, kaşlarını, ucu yakılmış bir tahta parçasiyle çizerler, dudaklarını, yanaklarını ve tırnaklarını da kırmızı allığı ile boyarlardı. Bu uzun ameliye bitince kucaklaşırlar, birbirlerine tatlı sözler söylerler, ve beni süslemeye koyulurlardı. Sonra üçümüz elele tutuşarak Türk veya Rum usulü rakseder ve kucaklaşırdık. Böylece biz ayrı bir aile teşkil ediyorduk.” (s. 42)

Küçük Stavro bu güzel hayatın acılığından da bahsediyor: “Güzel bir hayattı bu… Evet bu güzel bir hayattı. Yalnız babanın veya oğlunun yahut ikisinin birden cünbüş esnasında ortaya çıkarak annemi yere sevdikleri, Kira’yı yumrukladıkları ve sopalarının başımda kırdıkları günler müstesna. Türçeyi hepimiz iyi bildiğimiz için iki kadına paçavra bana da köçek diyorlardı.

Aziz okuyucularım  bütün bu yazdıklarım Istrati‘nin konuşmasını ve konuşmada gizlenen bütün bir çocuk samimiliğini gösteriyor. Gerçekten insanlarla o hep böyle konuştu. 

Istrati asırların muamması olan insanlık düğümünü çözmek için uğraşmış ender kafalardan biridir. “Akdeniz” adlı kitabında bir işçi dostu onu zorluyor:

“Gel, beşerî adaletsizliğe kızıyordun, işte sosyalist fırkası, girsene ve fırka gazetesinin baş muharriri o fakat o “peki” diyor, inan ki buraya her şeyden evvel seni sevdiğim için, işçilerin içinde senin de bulunduğun için giriyorum” Arkadaşı: “Ama fikir, seni her şeyden daha çok kendine bağlamalıdır.” Cevabını verince Istrati kat’î olarak: “Hayır hayır, seni seviyorum benim aziz dostum, benim için tek fikir budur: İnsanı sevmek.

Yine “Akdeniz“de aynı adam ayni Adriyen bir sofrayı şöyle anlatıyor mu?” “Zengin, fakir, işçi, işsiz bu akşam, hep birbirini sevenler bir aradaydık. Hepimiz bir cepheden birbirimize yardım ediyorduk.

Istrati neler çekmemiştir: Kendine doğru yolu öğreteceğini sandığı papas ona ilk anda bir otelde kötü tecavüzde bulunmak istemedi mi? ya “Musa“sı? Romanya’dan kalkan bir vapurda tanıştığı bu musevi dostunun Suriye’de para kazanmak hırsına kapılıp onu unuttuğunu yine “Akdeniz“de ne acı anlatır? Fakat ne çıkar? Istrati insanlarda her şeye rağmen sevilecek haylı vasıflar bulunduğuna inanmaktadır. Zavallı annesi kırkına yaklaşan oğluna sitem ediyor:

– “Gel yavrum, sen de evlen ve çocukların olsun, benim de torunlarım bulunsun. Bak saçların ağardı, yaşlandın. Benimse ölümüm yaklaşmaktadır, vazgeç bu maceradan.” Fakat Istrati bir başka insanlar ailesine mensuptur ki onların dünyaya gelişleri yeni bir sefere çıkmaya hazırlanmak içindir. O da diyar diyar dolaşacak ve kardeşlerinin muztarip hikâyelerini dinleyecek, kendinden başka herkes için ağlayacaktır. 

“Anjel amca’da ölüm döşeğindeki zavallı ihtiyarın ayak ucunda hüzünlü bir kalbin çektiklerini dinlemedi mi? Henüz on altı yaşındaki Adriyen’i yani Istrati‘yi düşünün ki elleri şakaklarında, boynu bükük, bütün bir ailenin husumetine uğramış ihtiyar amcasının yaslı ömür hikâyesini dinliyor. Onun bahsettiği insanlar pek azdır. Meselâ “Kira Kiralina“daki Mihail’e “Akdeniz” adlı romanında da bulursunuz. Adriyen hemen her eserinde geçer. Nihayet bu isimler on kişiyi geçmezler. Fakat ne çıkar, bu on kişi bütün insanlık yaralarını sırtlarında parlak bir damga gibi taşıdıktan sonra. “Kira Kiralina“daki Stavro’yu dinlemişsinizdir. Zavallı limonatacı bize ateşli yüreğinden neler dinletmememiştir. “Akdeniz“deki ahlaksız papazı, “Kira Kiralina“da kendisine büyük bir ahlâksızlıkla bulunmak isteyen Stavro’yu, Mihaili, iyi kalpli sandığı bütün zenginleri seven ve nihayet kendine kötülük yapanlara ve bütün insan cemiyetine acıyan Istrati muhakkak yer yüzünde, insanların bir gün en duygulu ve en temiz vicdanlarla görüneceklerine inanmıyor mıydı bilirmez, fakat en kötü şartlar ve haksızlıklar içerisinde bir Panait Istrati yetiştiren dünyanın bir gün kendisinden beklenen yüksek cevhere ulaşacağını tasarlamak muztarip beşeriyetin ne aziz tesellisidir.

Istrati, Gorki, Balzac gibi hayatları boyunca insanı düşünmüş yani bizlere ağlamış bir muharrirdir. Yaşar, bana bir kaç defa onu okumamı ısrarla tavsiye etti, ilk okuduğum “Akdeniz” adlı eserini de derhal göndererek. Bugün içi aynı temiz ve hisli insan duygularile dolu olan Istrati‘yi okumama vasıta olduğu için, Remzi kitabevinde İstari’den bir eser bulunması da kitapçı için ayrıca bir şeref vesilesi olacaktır. 

Öyle sanıyorum ki, okuyucular, bu satırları bir kitap tenkidi gibi değil, Istrati‘yi seven bir okuyucunun tahassüsleri diye kabul edeceklerdir. Çünkü bu yazıların sahibinin tahlil ve tenkit gibi güç ve haylı zor bir işe girmek iddiası yoktur. 

(1) Çeviren: Yaşar Nabi, Remzi Kitabevi.

Şardağ. R. (1 Mart 1939). Panait Istrati. Varlık. 136: 146-148.


Yorum bırakın