İğne ile kuyu kazmaya çalışan muharrir, gerçekten bir kuyuyu,
RÜŞTÜ ŞARDAĞ
sanatın en derin kuyularından birini sessiz sedasız kazmıştır.

(1900-1961)
Yıllardanberi folklor, nazarî müzik, aktüel müzik meseleleri sahasında sakin fakat yorulmak bilmez bir enerji ile çalışan sayın arkadaşım Mahmut Ragıp Kösemihal “Balkanlarda musiki ilerleyişi” adiyle neşrettiği son kıymetli eserinden sonra, kültür hayatımıza bir yenisini daha hediye etmiş oluyor..
“İğne ile kuyu kazmak” tabirine tamamiyle hak kazanan böyle bir çalışmaya hiç tereddütsüz ilk defa rastladım diyebilirim. (Şüphesiz müzik gibi ince bir sanat sahasında) Mahmut Ragıp’ın bu kitabında, sarfedilmiş olduğu apaşikâr olan büyük enerji ve emeğe gerçekten hayran kaldım. On altıncı asır demesine rağmen ta on dördüncü asırlardan başlıyarak Türk ülkelerinde kullanılan müzik âletlerinin Türkçe aslındaki hakikî isimlerini araştırmaya kadar giden ve sonra Batı ile olan müzik münasebetlerimize geçen muharrir gerek Türk enstrümanları, gerek garpten giren enstrümanlar hakkında en eski tarihi menbalara kadar giderek bize izahat veriyor.
Bilhassa kitabın şimdiye kadar bizce meçhul bir meseleyi on altı ve on yedinci asırlarda garbe karşı her bakımdan hâkim olan Türk milletinin müzik gibi en ince bir sanat şubesinde de bu hâkimiyeti tesis ettiği meselesini vesikalara isnat ederek elyazıları ve notlar istinsah ederek aydınlatması ve musikimizin monofon teşekkülü içinde bile garbe hayli tesirlerde bulunduğunu isbat etmesi cidden memnunluğumuzu mucip oluyor. Bundan sonra Avrupa musikisinin bu memlekete nasıl girmeye başladığını daha doğrusu memleketimizdeki üst zümrenin nasıl garp müziğine karşı ihtiyaç duyduğunu, garptan o devrin en meşhur müzik üstatlarının akın akın vatanımıza geldiklerini mehterhane musikisinin esaslarını sayfalardan en canlı bir surette bütün gizli taraflarına kadar öğreniyoruz.
Hülâsa sözümüzün başında da tekrar ettiğimiz gibi “iğne ile kuyu kazma”ya çalışan muharrir gerçekten bir kuyuyu, sanatın en derin kuyularından birini sessiz sedasız kazmıştır.
Büyük hacimde, resim ve vesikalarla dolu olarak 157 sayfa tutan eserdeki bütün hususiyetleri burada izah etmeğe ne imkân, ne de lüzum vardır.
Sözlerimi bitirmeden önce kitabı okuyup bitirdikten sonra kafamda husule gelen acı bir düşüncemi yazmadan geçemeyeceğim.

Bu memlekete ta 64 sene evvelinden garp müziğinin girmesi lüzumu hissedilmiş. Avrupaya bu iş için daha o zamanlar tetkik ve tahsile gidenler bulunmuş ve günün meşhur müzisyenleri Türkiye’ye celbolmuş, fakat yazık yazık bütün bu emekler hep boş yere mi akmış oluyor? Bu milletin sırtından çıkan o paraların mükâfatı, bugün bile bütün teknik unsurlarını memlekete sokamadığımız henüz bocalayıp duran bir Garp müziği mi olacaktı? Oysaki 1875 ten sonra da bu faaliyet durmamış ve çok daha büyük bir hızla devam etmiştir. Ne büyük acı duyuyoruz ki henüz ortada bu müzikle gıdasını almak düşüncesi, şuuru garp müziğinin tekniği ile yuğrulmuş kimselerin millî ruhla mezcederek büyük eserler yaratıklarını görmiyoruz. Maddi imkânlar ve vasıtalar görülüyor ki iki asır evvelinden seferber edilmeğe başlamış, fakat eser cihetinden elimiz bom boş; ve belki varsa biraz modern müziğe karşı alakasızlığımıza dair bir sürü kuru gürültü var.
Mahmut Ragıp memlekete hediye ettiği eseriyle bu bakımdan bize bir ders vermiş olmuyor mu?
Şardağ. R. (1 Birinciteşrin 1939). Türkiye-Avrupa Musiki Münasebetleri. Varlık, 148: 120-121.

