“Tam otuz sene önce, musiki öldü “Yenisini yapalım” diyenlerin,
RÜŞTÜ ŞARDAĞ
Allah gecinden versin yaşları ademe merdiven dayadığı halde,
bu musiki hâlâ ayakta.
Basın Yayın Umum Müdürü Dr. Alyot‘a çok ve pek açık mektuptur.

(1909-1980)
Bu derginin çıkarılma kararını verdiğim günlerde odamda başbaşa idik. Sen önce bir duraksar gibi olmuştun. Hakkın da vardı. Sosyal, sanat ve siyaset yazılarımla tanınmış, bütün bu yazılarımda memlekete bir hizmet hedefi güttüğümün şahidi olmuştun ya.. Bu dergi ile nasıl bir hizmet hedefi güdebilirdim değil mi? Gayet açıktır bu hizmetimiz: Türk musikisinin perişan halini sana göstermek ve duyurmak. Bu musikiye zerre denlû sevgisi olmayan arkadaşlarımızın hükûmet merkezinde senelerce yumurtladıkları cevherlerden ve kocaman nazariyelerden bir netice alamadığımız cümlenin malûmudur. Çünkü kendi hedefini döğen bir tepkili uçak gibi hepsi evvelâ bizim musikimizi bombalıyor, ondan sonra kaide vazediyorlardı. Ayrıca da hastalığı aşikâr olan bu musikiyi şifaya kavuşturmuk için tek tedavi metodu olarak onu öldürmekle işe başlıyorlardı. Şimdi bilmem ki sen dahi (hiç sanmıyorum ya) “Onun şifa ümidi kalmadı” diye bize açıktan açığa gülenlerle beraber olacak mısın? Bize gülenlerin haline, benim sadece ağlayasım geliyor eski dostum! Bu memleketin 1839’dan bu tarafa çektiği felâketin biri garba karşı cephe almak yobazlığı ise, bir diğeri de her inkişafa müsait yerli kıymeti, “Hastadır” diye kökünden söküp atmak köksüzlüğüdür. Türkiye’de Cevdet Paşa “Belâgat-ı Osmaniye“sinde bir fonetik temeli atmıştı. Tanzimatçılar, “Olmadı, yeni baştan” diye yıktılar. Sonradan Muallim Cevdet‘in giriştiği hareket de baltalandı. Günün birinde devlet konservatuarı bu işe yeni baştan girişti. Eski bir eğitim bakanı, kulağımla işittim, “Efendi bizde fonetik yoktur, olanlar da sadece sevgidir” dedi ve dersi lağv etti. Netice ne oldu? İşte her iki ekoldeki solistlerimizin doğru dürüst ağzını açabilmesi mümkün olamıyor ve Türkçe dudaklarından ya jiklet sakızı gibi yayık veya arnavut piştovu gibi patlarcasına dökülüyor.
Gelelim musikiye… Tam otuz sene önce, musiki öldü “Yenisini yapalım” diyenlerin Allah gecinden versin yaşları ademe merdiven dayadığı halde bu musiki hâlâ ayakta.
Ayakta da sağlam mı? Ne gezer! Onun hasta halini okullar ve radyolardan yani evvelâ resmî yerlerden tetkike girişmek icab ettiği için mektuplarımı çok açık olarak sana havale ediyorum. Millî Eğitim Bakanı’na vaktiyle kendi arzusu ile Yeni Asır’da bir seri klâsik şiirimiz üzerine yazı neşrettiğim halde bir nezaket eseri olarak cevap dahi almadım. Havanda su dövmek acı geldiğinden bu sefer ikinci salâhiyetli makam olan sana musikimizin radyolarımızdaki perişan durumunu anlatacağım. Sabrın tükenmesin. Eğer tükenirse eski en iyi arkadaş günlerimin hatıraları seni takviye etsin. İşte gelecek ilk yazım ve mevzuum: “Bu musiki piç midir?”
Şardağ, R. (1 Kasım 1952). Musikimiz. Ses, 4: 14.
“Ses” dergilerine ulaşmamızı sağlayan, İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu sanatçısı Sayın Ümit Yazıcı‘ya sonsuz teşekkürler.

