Bir zamanlar Türk musikisi mensuplarına akademik bir mektep vazifesini gören bu radyonun şimdi galiba hocalarını topyekün derslere tâbi tutmak gerekecektir.
RÜŞTÜ ŞARDAĞ
Basın Yayın Umum Müdürü’ne Açık Mektup
Kardeşim Hâlim Tevfik,
Ben, dergimizde Ankara Radyosu’nun Türk musikisi alanındaki feci haline hafiften dokunur dokunmaz, günlük gazetelerde bir ıslâhat havasıdır kendini gösterdi. Bu havadisin sıhhati bulunsun veya bulunmasın, eski bir dostun ve en yakın arkadaşlarından biri olan Şardağ, sana bütün gerçekleri söylemekte devam edecektir.

ve
Cevdet Kozanoğlu (1896-1986)
Ankara Radyosu’nda Türk musikisi neden perişandır ve bugünkü hazin duruma düşmüştür? İşte ilk sebebi: Dünyanın en âdil insanı dahi olsa, musikimizi tek başına elinde tutan kimsenin, seans verme hakkına sahip olan insanın haksızlığa düşmemesi mümkün olmaz. Nerede kaldı ki bugün radyomuzda bu işi ifa eden Cevdet Kozanoğlu, yüzümüzü güldürecek bir saz solisti, bir udi olmasına rağmen duyduklarımız, radyoda şahit olduğumuz musiki aksaklıklarına dayanarak söylüyorum, gayri âdil hareket etmekte ve işin çoktan tadını kaçırmış bulunmaktadır.
I- Ankara Radyosu dağdan gelenin bağdakini kovarmış kabilinden, kendi karrosundaki gerçek sanatkârlarına seyrek seans verir ve onlara değer biçmezken, onların haysiyetini çiğnerken, piyasadan, sahnelerden gelme ve hattâ nereden devşirilmiş olduğu bilinmeyen, teknik bilgisi sıfır diyebileceğimiz okuyuculara stüdyosunu ardına kadar açmış bulunmaktadır. Ben, Kozanoğlu‘nun musikimizi bu kadar hiçe saydığını, ona sevgisizlik gösterdiğini gördükçe elindeki udu böyle nasıl güzel kullanabildiğine şaşıyorum.
II- Radyonun Türk musikisi programlarında yer alan daimî kadrodaki solistlerden Melâhat Pars, Nevin Demirdöven, Muzaffer İlkar, Muallâ Mukadder Atakan, Ekrem Güyer gibi kıymetlerin muayyen günleri yoktur da, piyasadan gelenlere bihikmetiteâlâ muayyen günler ve saatler ayrılır. Radyonun mahzun edilen sanatkârlarını teker teker dinlersen hükmünü çok kolay verirsin.
III- Ankara Radyosu’nda saz dediğimiz nesne bir iki istisnasiyle sıfırdır. Türk musikisi aslında yüzde seksen enstrümantal müziktir. Bütün lâhin sanatı saz eserlerimizde toplanmıştır. Nağmelere hudut tanımayan sazlar ruhlarımızın yegâne gıdasıdır. Gel gelelim bu radyoda ben alenen itiraf ediyorum ki: Mesud Cemil Bey‘in ayrılışından sonra solistlerin okuduğu bir tek eserin doğru çalındığı görülmemiştir. Aranağmeler bilinmediği için çok zaman uydurulmaktadır. Solistlerden evvel müdahaleler olmaktadır. (Gerekirse seans zikrederek misaller vermeğe hazırız.) Neden? Zira hiç bir solist daimi bir saz görmemekte, her seferinde zırt pırt, saz değişmektedir. Ne prova, ne çalışma vardır.

(1902-1981)
IV- Eski derslerin intizamından ve aynen devamından asla emin değilim. Bu emniyetsizliğimi gördüklerim, duyduklarım ve müşahade ettiklerim teyid ediyor. Bir zamanlar bu radyoda ders veren Ruşen Kam edebiyat dersini hiç sanmam ki artık eski alâka ile vermekte olsun. Zira en tanınmış bir sanatkâr bile gerden-i billûr yerine gerdanı billûr deyecek kadar gülünç oluyor. Zira (Bir dâme düşürdün beni kim baht-ı siyahım) denecek yerde (Bir dame düşürdü beni ki bahtı siyahım) diye hataya düşülüyor. Zira (âheste çek kürekleri) şarkısındaki âheste’nin (a) sını bir solist, (acele)nin, (arab)ın (a)sı gibi kısa okuyarak berbat ediyor. İsimleri bizce mahfuz olan bu hatadîde solistleri teşhir etmekte ne fayda var? Günah onlarda mı? Biz o kanaatteyiz ki, bir zamanlar Türk musikisi mensuplarına akademik bir mektep vazifesi gören bu radyonun, şimdi galiba hocalarını da topyekûn derslere tabi tutmak gerekecektir.

(1887-1966)
V- Daha yeni yetişenlere Itrî‘den, Dede‘den, Hafız Post’tan eser okutuluyor ve öyle facialarla karşılaşıyoruz ki utanmak dahi bize azgeliyor. Hafız Post‘un (Gelse o şûh meclise) Rast Yürük Semai’sinde ilk mısraın sonundaki (şuh) aruz vezni icabı uzar ve ikinci mısraın başındaki (düm)ü şuh’un son nağmesi doldurur. Gel gelelim bu son nağme zaman zaman (hi) şeklinde, yani kelimenin hepsi birlikte şuhi diye telaffuz edilmektedir. Yeni emekleyen çocuğu zorla yürümeğe teşvik etmek misali girişilen bu harektlerle radyoya yazık olmaktadır. Bizim eserlerimiz demirden leblebidir. Onların bazan bir batutası değil, hattâ bir hecesi üzerinde bir kaç makam gösterişi revnaklanır. Bu hünerleri icra edebilmeyi bu kadar kolay sayan bir musiki idaresi anlayışına bir kaç defa yazıklar olsun derim!
VI- ankara Radyosu’nda kendi kendini ilerletemeyen, hanidir olduğu yerde sayan bazı solistler var ki eh, artık miadlarını doldurmuşlar, tekaütlük hududuna gelmişler demektir. Bu hususta bir karar alınmayacak mıdır?
Kardeşim Hâlim Tevfik,

(1909-1980)
Şimdi bu yazımı okuyan, seni de, beni de iyi tanıyan bazı idareciler ya satırlarımı hafife alacaklar veya alttan alarak sana hulûl etmeğe çalışıp işi süt liman göstereceklerdir. Ama ben, şuna mutlak inanıyorum ki: Hâlim Alyot, Rüştü Şardağ‘ın inanmadığı, kendine güvenmediği bir mevzuda konuşmayacağını, memleket derdi addettiği bir meselede ise hiç bir kuvvete ram olmayacağını yakından bilir. Sen Radyo idaresinden, bilmem ne bürosundan yarayı örtmek için girişilecek beyhude gayretlere, bilgiçlik taslayanlara kulak verme. Koca Ankara’da Türk musikisi adına muhatap görebileceğin iki kişi vardır. Biri Ruşen Ferit Kam, biri Suphi Ziya Özbekkan. Soruyorum, Radyodaki Türk musikisinin gidişinden bu iki muhterem insan memnun mudur? Vicdanlarından kopacak sesleri büyük bir alâka ile bekliyorum.
Ankara Radyosu’ndaki ıslahata şuna, buna bakmadan, yakından tanıdığım enerjinle bizzat giriş. Fikirlerini alacağın insanları İstanbul’a kadar uzanarak Şerif Muhiddin, Sadettin Arel, Lâika Karabey, Münir Nurettin Selçuk, Mesud Cemil Tel gibi, müzik otoritelerinin münakaşa kabul etmeyeceği kimselerden seç. Mahzun musikseverler, Türk müziğinin Radyo içinde veya dışında kalmış mağdur müntesipleri senden çok ummuşlardı. Hâlâ bu ümitlerin beyhude olmadığını onlara isbat et, kardeşinin senden işte birinci dileği. Gelecek mektubumun geciken mevzunu söylüyorum: “Türk musikisi piç değildir.” Gözlerinden öperim.
Şardağ, R. (16 Kasım 1952). Basın Yayın Umum Müdürüne Açık Mektup / Ankara Radyosu’nun Hâl-i Pürmelâli. Ses, 5: 14-15.
“Ses” dergilerine ulaşmamızı sağlayan, İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu sanatçısı Sayın Ümit Yazıcı‘ya sonsuz teşekkürler.

