
(1900-1981)
Münir Nurettin İzmir’e geldi: Kendisini Tüccar kulübünde kalabalık bir Kız Lisesi gurubu ziyaret ederek, Yahya Kemal Beyatlı‘nın şiirleriyle, onun besteleri arasında bir derin alâka bulduklarını söylediler. O, cevabını, musikimizi resmî alâkasızlıklara rağmen sezmiş bulunan bu mücevher çocuklara klâsik bir konser sunarak verdi. O konsere ait olan şu fotoğraflar, kardeşim Dr. Halim Alyot‘a sunduğum üçüncü -yazısız- açık mektubumdur.
İşte İzmir Kız Lisesi öğrencilerinin kalemlerini gönüllerine banarak birlikte yazdıkları bir röportaj.
Türk san’atının zevk ve inceliğinin sesinde tam bir bütün teşkil ettiği değerli üstadla konuşmak bizler için büyük bir kazanç olmuştur. San’at ve bilgisinin hayranı olduğumuz bu büyük insanla görüşmek için randevu almak icabetti. Cuma günü Tüccar kulübüne telefon edecektik, fakat nereden? Şaşkınlıkla çarşıda dolaşıp duruyorduk. Bir arkadaşın hatırlatmasiyle postahaneye gittik, gittiğimize pişman olduk, çünkü iki telefon var, hangisini kullanacağız? Bir tanesinde karar kılıyoruz. Fakat şimdi hangimizin telefon edeceği mesele.. Nihayet, telefonu birimiz açıyor.
– Alo, neresi efendim?
– Tüccar kulübü
Konuşma kesilince şaşırıyor ve etrafına bakınıyor, meğer marka yukarı çıkmış, tekrar çeviriyor.
– Neresi efendim?
– Tüccar kulübü..
– Münir Nurettin Selçuk orada mı kalıyorlar?
– Evet.
Tekrar konuşma kesiliyor Markanın girip girmediğine bakarken ikinci bir:
– Alo!
Şaşırıp kalıyor, aynı sualleri soruyor. “Evet” cevabını alınca Münir Nurettin ile konuşmak isteyen bir talebe gurubu olduğumuzu söylüyor ve kendisinden bizi kabul edip etmiyeceğini öğrenmesini rica ediyor.
– Hangi okuldansınız?
– Kız Lisesinden.
– Niçin konuşmak istiyorsunuz?
– Yahya Kemal‘den bestelediği şarkılar hakkında.
– Bugün vakit yok. Pazar günü öğleye doğru gelin.
Teşekkür edip telefonu kapatıyor. Telefondaki şahsın Münir Nurettin adına nasıl randevu verebileceğini düşünüyoruz. Bu iş hiç heyecandan aklımıza gelmemişti. Bizi baştan savdıklarına karar veriyoruz.
Cumartesi yeniden bu meseleyi konuşuyoruz. Kimisi tekrar telefon edelim diyor, kimisi itiraz ediyor. Nihayet Pazar günü saat 10.30’da Konak’ta toplanmağa karar veriyoruz.
23 Kasım Pazar. Güneşli bir sonbahar günü. Konak’ta heyecanla diğer arkadaşları bekliyoruz. Nihayet yedi kişi olduk. Başka gelen olur mu diye on dakika daha bekliyoruz. Kimse yok, geç kalmak korkusiyle otobüse biniyoruz. Arkadaşlarla, Münir Nurettin ile konuşabilecek miyiz konuşamıyacak mıyız diye münakaşa halindeyiz.

İzmir Kız Lisesi Yöneticileriyle
Tüccar kulübünün merdivenlerinde heyecanla ilerliyoruz. Kapıdaki, “Yalnız üyeler girebilir” levhasiyle birbirimize bakıp gülüyoruz. İçimizde alınmış randevunun verdiği küçük ümidin yanında büyük bir çekingenlik var. İçerden ne istediğimizi soran memura arzumuzu söyledik. Münir Nurettin‘e telefon etti. Akşam, konseri olduğundan geç kalkmış, yarım saat beklememiz söylemiş. Zaten biz de biraz erken gelmişiz.
Arzumuzun hakikat olduğunu görünce hemen çiçekçiye koşuyoruz. Öğrenci bütçesine uygun ufacık bir buket hazırlatıyoruz. Heyecan ve geç kalma korkusiyle merdivenleri ikinci defa çıkıyoruz. Henüz gelmemiş. Salonda bekliyoruz. Ufak bir gürültü. Başımızı kapıya çeviriyoruz. Fakat hâlâ yok. Nihayet, “Hoş geldiniz çocuklar” diyen sesi duyunca ayağa kalkıyoruz. İzmir’in yakından tanıdığı Rüştü Şardağ elimizi sıkıyor. Rüştü Şardağ‘dan kısa bir zaman sonra üstad salona girdi. Sıcak ve samimi bir hava içinde tevazu ile ellerimizi sıkan bu büyük insanın hafifçe öne doğru eğilerek yaptığı bu ilk hareketle, ona karşı büyük bir yakınlık hissetmiş olduk. Üzerinde gri ekoseli bir elbise vardı. Bu kadar olgun devrinde bulunan, geniş bir şöhret ve muvaffakiyete sahip bir san’atkar için genç denecek yaşta idi.

Üstadın bize karşı ilk hitabı “Küçük hanımlar, ne gibi bir ricada bulunacaklar” şeklinde idi. Bu anda ona cevap verecek kuvveti kendimizde bulamıyorduk. Fakat önceden aramızda yapılan rol tevzii vardı. Buna göre sırası olan arkadaş titrek bir sesle konuşmağa başladı. Bu sene Yahya Kemal‘i okuduğumuzu, devrimizde Yahya Kemal‘in eserlerile üstadın bestelerinin tam bir bütün teşkil ettiğini ve kendilerinden Yahya Kemal‘den besteledikleri şiirlerle bestelemekte olduklarının ve bestelemek tasavvurunda bulunduklarının isimlerini rica edeceğimizi söyledik. Üstad önce düşündü. Yüzünde hatırlamaya çalışan bir ifade vardı. Hafifçe Rüştü Şardağ‘a döndüğü zaman dikkat ettik ki üstadın gözleri tam elâ değil biraz yeşile çalar bir renktedir. Rüştü Şardağ‘la beraber cevap vermeğe başladılar. Yahya Kemal‘den bir gazel, iki rubai bestelemiştir. “Rindlerin akşamı“nın bestesi bir yılda tamamlanmıştır. Vuslat şiiri bestelenmektedir. Bu arada Münir Nurettin‘in konuşurken yüzümüze çok devamlı bakmayışına şükretmek icabeder. Çünkü bize, böylece büyük san’atkârı tanımak için daha fazla zaman kalıyordu. Konuşmamız esnasında büyük üstat Yahya Kemal‘in “Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” isimli gazelini bestelediğini sadece Yahya Kemal‘in anlatmak istediği manayı müzikle ifade ettiğini söyleyerek büyük bir tevazu göstermiş oldu. Yine söz arasında büyük üstad; “Müzik, garp ve şark müziği diye ayrılamaz, o bir bütündür” demekle bir eksiğimizi tamamlamış oluyordu. Onda engin bir müzik anlayışının yanında hassas ve derin bir ruh vardı. Okullarda Türk musikisi dersleri konmasını istiyordu. Bunu bize öyle şiddetle duyurdu ki kendi musikimizin derinliğini bir defa daha hissetmiş olduk. San’atı ile asrımızı dolduran değerli üstattan ayrılırken, iki kıymetten faydalanma kazancının memnunluğu içindeydik. Bilhassa üstadın bize bir konser vadetmesi ile istediğimizden çok fazlasını elde etmiş oluyorduk. Kulaklarımızda onun hep:
– “Türk musikisini öğrenmek isteyiniz.. Eğer şiddetle arzu ederseniz büyüklerinize başvurun, onlar da vekâletten isterler. Her şeyi hazır olarak beklememeliyiz. Estemisin ve elde etmesini bilmeliyiz.”
Kız Lisesi 7/B Edebiyat Şubesi Öğrencileri
Şardağ, R. (16 Aralık 1952). Kıymetli San’atkârımız Münir Nurettin Selçuk İle Bir Konuşma. Ses, 7: 26-31.
“Ses” dergilerine ulaşmamızı sağlayan, İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu sanatçısı Sayın Ümit Yazıcı‘ya sonsuz teşekkürler.

