Mevlevî

Softa bozuntusu, başkalarının kusurlarını görür, mevlevî ise yana eğdiği küllâhının sınırı içinde kalanlardan gayri kimse ile uğraşmaz. 

Allah’ın diğer kulları tıka basa yer, fikir boşluğundan yana memnun, mide boşluğundan yana mustarip yaşarlar. 

Mevlevî, az yer, az uyur ve az içer. Meşhur (Marifetname)cinin*:

“Az yi, az uyu, az iç
Ten mezbelesinden giç”

mısralarını, adeta, kendine rehber bilmiştir. Fânî dünyada insanoğlu kendine bir sürü sıfatlar arayıp unvan ve nam peşinde koşarken, nice kendini bilmezler, burnundan ötesini çerçöp farzeden bir pohpoha içinde yaşarken, mevleviler, Şehidî, Hazinî, Ahî, Rumî, Ruhî, Vahî, Hevat, Garibî, Meczup, Bağdadî, Siyahî, Sineçak, Melâlî, Zaifî, Nahifî gibi silik isimler altına gizlenerek kendilerince bir iddia kokusu sezdikleri adlarından bile vazgeçer, tevazuun burcuna bayrak çekerler. Mevlevî olmayanın görebildiği, göz önündeki dünyadır. Mevlevî, göz ötesindeki maverayı da görür. Ötekiler küçük üzüntülerle mükedder olurken mevlevî, büyük ıztırapta safa bulur. Yüz seneden beri yasak edilinceye kadar tekke adlı yobazgâhlarda görülmüş olan sayısız ahlâksızlıklara mukabil mevlevî hulk’ün ve faziletin mümessili olmuştur.  Asırlarca din ulemâsı ve ukalâsının, büyük Peygamberimizin kızından ve eşinden musikiyi zevkle dinlemesine rağmen bizde sazı ve musikiyi yasak etmesine mukabil, mevlevî, dini musikiye, ibadeti derinliğe, kuru olanı yaşa, soğuğu sıcağa, riyayı hakikate, zoru kolaya, taassubu müsamahaya, bir tek kelime ile Türkü müslümanlığa ulaştırmıştır. 

Bugün ondan ne kalmıştır? Tekkeler mi? İhyası bir felâket olur! Dervişlik mi? Yerlerini çoktan idealist Türk öğretmenleri tutmuştur. Aşk mı, çile mi, sabır mı? İşte canımız Türkiyemiz aşkımızı, çilemizi onun kara bahtını altın yapma yolunda harcayabiliriz. 

Ama, mevleviden bize, dünyanın en orijinal, ilmî manada en muhteşem ve hiç bir suretle taklit edilmez bir klâsik musiki külliyatı, yani Türk musikisinin asıl payidar eserleri kalmıştır. Fakat bunlar nerede? Neslimin, daha yeni nesillerin bunlardan haberi mi var?

Açık bir muhasebe yapalım: Bu gün bu memlekette mevlevîliğin ihyasını isteyecek olanlara bütün inkılâpçı iz’anımızla lânetler savururuz. Fakat bu musikiden radyolarımız ve okullarımız vasıtasile kardeşlerimizi haberdar etmeyen mesul ve resmî makamlara da Türk millete rahmet okumayacaktır. 

*: İsmail Hakkı Erzurûmî’den bahisle


Şardağ, R. (6 Ocak 1953). Mevlevî. Ses, 8: 3


Ses” dergilerine ulaşmamızı sağlayan, İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu sanatçısı Sayın Ümit Yazıcı‘ya sonsuz teşekkürler.

Yorum bırakın