Basın Yayın Umum Müdürüne Açık Mektup

Cevdet Kozanoğlu
(1896-1986)

Kozanoğlu diyor ki: “Ne diyeyim bilmem ki.. Rüştü Şardağ kuvvetli bir kalem adamıdır. İstediğini yazmakta hürdür. Beni gıyaben olduğu kadar şahsen de tanısa böyle tarizkâr olmazdı.

Biz diyoruz ki: Cevdet Kozanoğlu teknik çalan cidden kıymetli bir udi ve muhterem bir solisttir. Amma birbirimize iltifatı bırakalım da sadede gelelim:

Ankara mümessilimiz Remzi Akansel, “Ankara Radyosu’nun hâli pür melâli” başlıklı yazımızı müteakip Türk müziği şefi Kozanoğlu‘nu görüyor, fikre mukabil müdafaaya hürmet eden dergimizi temsilen diyor ki:

Beyefendi, Şardağ, Ses Dergisi’nde bütün mesuliyeti sizde bulan bir görüşle Radyodaki Türk musikisinin tutumunu çok ağır ithamlarla tenkit ediyor. Buna karşılık olarak verilecek cevabınızı bekliyoruz.

Kozanoğlu‘nun verdiği cevap şu: “Ben de Mesut Cemil ve Ruşen Kam‘ın gittiği yolda giden, aynı sanat anlayışını müdafaa eden bir kimseyim. Rüştü Bey beni gıyaben tanıyor, şahsen tanısa bu kadar tarizkâr konuşmazdı. Mamafih kendisi kuvvetli bir kalem adamıdır, istediğini yazmakta hürdür..

Şerif Muhiddin Targan
(1892-1967)
Yorgo Bacanos
(1900-1977)

Sayın Kozanoğlu, ben de sizin, bütün hırpalamalarıma rağmen tutulan taraflarınızı inkâr etmiş değilim. Seni Şerif Muhiddin, Yorgo Bacanos‘tan sonra en iyi ud çalan kuvvetli bir icracı olarak tanırım. Amma birbirimize iltifatı bırakıp sadede gelmeli değil miyiz?

Ben diyorum ki:

1- Ankara Radyosu’nda isimlerini dahi tesbite imkân bulamadığımız, amma sanatlarının sıfır olduğunu tesbit ettiğimiz devşirmeler vardır. Bunların içinde Suzan Güven gibi musikimizde yıllarca çalışmış iyi sesli ve halkımızın sevdiği kimseler bulunmakla beraber çoğu bilgi bakımından sabi sübyan kıratta kimselerdir. Bunları -ah ne elim- zaman Dede Efendi‘nin sakalına tırmandırmaktan bile çekinmiyor, musiki bilen insanları rencide ediyoruz. Bizde böyle kimse yok diyebilecek misiniz?

Nevin Demirdöven
(1926-2015)
Melahat Pars
(1918-2005)

2- Sayın Kozanoğlu! Nevin Demirdöven, Melâhat Pars, Güyer‘lerin seansı neden bu kadar azdır da, niçin her ay yapılan programlarda değişik günlerde okurlar da, piyasadan celbettiğiniz şarkıcıların pek çoğuna muayyen zamanlar ayrılmıştır? Bunun hikmetini izah eder misiniz?

3- Bir iki müstesnasile solistlere refakat eden sazlarınızın sıfır olduğunu tekrar ediyorum. Türk musikisinde usûl, yani dümtek dediğimiz nesne ritm esastır. Yeni bir eseri notasına bakarak geçen kimse ile nota ile birlikte kulağını usûllerin temposuna uydurup şarkıyı geçen veya çalan kimse arasında derin farklar vardır. Usûl bilen bir icracı okur veya çalarken nota sehven yapılmış bir kıymet noksanını bile usûl kuvveti ile sağlam icra eder. Soruyorum aziz Kozanoğlu, saz solistlerinden kaçı ağır ve hafif usûllerimizi bilmekte, sağlam vurmaktadır?

4- Ankara Radyosu’nda metodlu bir musiki çalışması mevcut olduğunu kabul edebilmek mümkün değildir. Sesinde derin bir vakar saklı bulunan kusursuz solistlerimizden Ekrem Güyer bile geçen hafta bu kadar bilgi ve tecrübeye rağmen usûlden çıkmıştır. Aksini iddia edebilecek misiniz? Ve bu gibi usûlden çıkmalar çok zaman bu bozuk düzen sazların yüzünden sık sık vukua gelmektedir. Hayır, böyle bir şey olmuyor diyebilir misiniz?

Selahattin Pınar
(1902-1960)

Edebiyat musikiden asla ayrılamaz. İlk üstadların dini alanda sözlü olarak başladıkları bu musiki ananevî olarak güftenin büyük desteği altında yürümektedir. Sizin radyoda her akşam dinledikçe yeni bir güfte hatası bulduğumuzu esefle söylerken bu işin memleket çapında, her radyo için bir dert olduğunu ileri sürebilirsiniz. Buna ben de hak veririm. Netekim Selâhattin Pınar gibi sevenleri çok olan bir besteci:

“Yazsaydım derdimin ben bir tekini
Ciltlere sığmayan bir kitap olur.”

diyecek kadar güfte bakımından pespayelik arz eden, benim sekiz yaşımda kızımın bile yapmıyacağı gramer hatası içinde yazılmış dilek ifadeli hikâye mazisi ile muzariyi birbirine karıştıran bir sözü besteleyecek kadar dilimiz, alâkasızdır. Şimdi, bana “Bundan da ben mi mesulüm” diyebilirsiniz. Şüphe yok ki bu güfte facialarının tek mesulü Basım Yayın Umum Müdürlüğü’nün radyo dairesidir. Bu dairenin başında bulunup da altın madeni eşeler gibi radyoda her hafta bir konferans yapındıranlardan bu alâkasızlıkların hesabını soracağımız gün de gelecektir. Amma, Sayın Kozanoğlu siz eğer sadece bir udi Kozanoğlu olsaydınız ne bundan, ötekilerden mesul olacaktınız. Halbuki siz bütün bu kalitesiz musiki hareketlerinden ve keşmekeşten mesul olacak bir şefliği ifade ediyor ve hücumları hedef olacak bir makamı tutuyorsunuz. Eğer söylenenler doğru ise muhtemeldir ki bu iltimas ve himaye ile okuyanlar size daha yukarılardan empoze edilmekte ve sizin radyoda müzik şefi salâhiyeti tam manasile teessüs edilememiş bulunmaktadır. 

Ya biz ne yapalım? İsimlerini ve hüviyetlerini tanımadığımız meçhul hedefleri mi topa tutalım? Türk musikisi adı altında bütün yaratıcılığını, kaliteli vasfını yitirmiş, İstanbul’a uçurmuş olan bu radyonun müzik şefi durumunda sayın şahsınızı gördükçe hücumları oraya tevcih etmekten başka çaremiz yoktur. Çok isterdim ki bizi nakzeden ve elimizde mahfuz tuttuğumuz delillerimizi çürüten mukabil görüşleriniz olsaydı ve yahut bu da olmıyacaksa o makamı bir an önce terk edip udunuzla birlikte şu solo sazlarının içine karışsanız ve hiç olmazsa oradaki hercümerci yoluna soksaydınız!


Şardağ, R. (6 Ocak 1953). Basın Yayın Umum Müdürüne Açık Mektup. Ses, 8: 18-19.


Ses” dergilerine ulaşmamızı sağlayan, İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu sanatçısı Sayın Ümit Yazıcı‘ya sonsuz teşekkürler.

Yorum bırakın