Radyolarımızda Türkçe Sefaleti

İzmirlilerin dediği gibi “Avara kasnak mı çeviriyoruz?“* anlamadık. 

RÜŞTÜ ŞARDAĞ

Ben Ankara Radyosu’ndan cevap değil, devirdikleri çamların düzeltilmesini bekliyorum. 

Kardeşim Alyot, 

Cevdet Kozanoğlu
(1896-1986)

Ben sana, başında aziz bir dostum bulunduğu Radyo dairesinden şikayette bulunmamak için çok bekledim. Gelgelelim, dokuz sayı beklemek suretiyle verdiğim fırsat ve imkâna da kulak asılmamıştır. Ankara Radyosu’nda Cevdet Kozanoğlu‘nun idaresindeki seviyesi hırpalanan musiki anlayışını çok acı olarak tenkit ettim. O taraflarda kös dinlenildiğimden midir, bilmem, yaptığım ağır ithamlar ne tekzip edilebildi, ne cevaplanabildi, ne de hatadan dönüldü. 

Ruşen Ferit Kam
(1902-1981)

Bu seferki ithamlarım, bütün Radyolarımızdaki müşterek facialar dolayısiyle Radyo dairesine tevcih edilmiştir. Radyolarımızda bir iki istisnasiyle en tanınmış solistlerimiz güfte hatası yapıyorlar. Dergimizde hemen her sayıda bunlardan bir kaç örnek vermekteyiz. Biz biliriz ki tanınmış solistlerin pek çoğu Ankara Radyosu’ndan edebiyat dersi almıştır. Ama yeni yeni eserlerde durmadan pot kırıyorlarsa bundan hocaları Ruşen Kam mesul olacak değil ya; Ben İzmir Radyosu’nun kuruluşunda naçiz emeklerimi harcarken her solistin okuyacağı şarkıların güftesini mutlaka dinliyor, hem telâffuz, hem manası üzerinde duruyordum. Şu radyo dairesi, radyolarımızda en tanınmış solistlerin dilimize kasdetmelerini önleyemedikten sonra ne işe yarar, bilmeyiz. Dünya milletlerin dilleri, devlet sahne ve Radyolarında kıymet ve ihtimam içinde taziz edilirken, bizim radyolarımızda dilimiz saygısızca yaralanmaktadır. Şöyle ki:

1. Güfteler yanlış okunuyor, yanlış!

Dergimizin her sayısında yazıyoruz. Mes’ullerin kulağı dibinde davul mu çalmalıyız?

Gerden-i billur” yerine “Gerdan-ı billur” deniyor. “Çeşm-i siyeh” yerine “Çeşm-i siyah” deniliyor. “Makam“, “Mâkâm” oluyor. “Türlü“, “Dürlü” oluyor. “Kâr-ı nev“, “Kâr nevi” şekline sokuluyor. Bu saydıklarım en tanınmış solistlerimizin seanslarında tesbit edilen bir kaç hatadır. Talep edilirse bu hataları seans ve tarih zikretmek şartiyle bir kaç sahife dolusu nakledebiliriz. 

Münir Nurettin Selçuk
(1900-1981)

2. Kültürsüz hançerenin dinleyiciye verdiği ızdırap ne demektir, bunu hâlâ bilmiyoruz, yazık! Türkiye’de orta mektep mezunu olmayanlara otobüs biletçiliği hakkı bile tanımazken solistlerimiz, klâsik musikinin kuvvetli edebiyat ve kültür isteyen mahsullerini okumaya kalkıyorlar. 35 sene çalıştıktan sonra yetişmiş olması lâzım gelen üstad Münir Nurettin, hâlâ bir eseri okumadan önce, güfte ve bestesine eğilir. Onun ruhunu mas eder de öyle okur, kendisinden ibret alsak olmaz mı?

3. Solistlerimizin ağızlariyle neden meşgul olmuyoruz? Dünyanın en güzel sesine de sahip olsa, okuduğu şarkıdaki sözlerin fonemlerini yutan veya sakız gibi ağzında çiğneyenlerle ne zamana kadar karşılaşmakta devam edeceğiz? Fonetik nerede? Hani diksiyon? Hani tecrübî fonetik dersleri? Türkçe’yi telaffuzlarında ve konuşmalarında meymenet bulunmayanlardan kurtulacağımız gün gelmeyecek mi?

4. Bir dostum, “Ben zannederim ki,” diyor, “Türk musikisinde dinlenilen şarkıların manası anlaşılmaz.” Haksız mı? Bizzat Radyo dairesi müdürü olan muhterem dostumuz bir haftasını bu solo seanslarını dinlemeye vakfetsin. İki büyük radyomuzda kaç maruf solistin okuduğu sözleri anlayabilecektir; o zaman mesele anlaşılacaktır. 

5. Fiziko-psikoloji ilmi bugün isbat etmiştir ki rûhî hayatımız fizik hayatımıza her an müessir, hatta hakimdir. Bu ilme göre kültürü ve duygusu üstün bir sanatkârın sesindeki revnak da o nisbette manalılaşır. Haydi radyoya gelenlerin çoğunda orta okul tahsili dahi yok diyelim. Mektebi radyoya olsun sokamaz mıyız?

6. Radyolarımızda şarkıların tekerrürü senelerce yazıp söylendikten sonra önlenmiş bulunuyor. Ya makamlar için bir şey düşünülmez mi? Açın Ankara ve İstanbul radyolarını: Ayşe Hanım Hicaz makamından okur, bir saat sonra Fatma Hanım yine Hicaz makamında. Ertesi gün Ahmet Bey Hicaz, Mehmet Bey yine Hicaz makamından ağaz ediyor. Radyoculuğu kendine iş edinen bir daire bütün bu meselelerin üstesinden gelmek zorunda değil midir?

7. Son olarak utanılacak bir noktayı daha hatırlatayım. Ben bu dergide Ankara Radyosu’nda okuyan tanınmış ve sevilmiş bir solistimizin iki defa iki vesile ile “Gerden-i billur” diyeceği yerde, “Gerdan-ı billur” dediğini acı acı tenkit ettim. Dikkat ettim; bu hanım kızımız bu tenkidi görüp okuduğu, hatta sinirlendiği halde yine de ayni hatada devam etti. Palayı havaya mı sallıyor, İzmirlilerin dediği gibi “Avara kasnak mı çeviriyoruz?” anlamadık. 

Hâlim Tevfik Alyot
(1909-1980)

Kardeşçiğim, Radyolarımız, hocalariyle, koskoca radyo dairesi teşkilâtı ile sana karşı irtikâp edilen bu mütevali hatalardan yana mesul değillerse, bari haber ver de bu tenkitlere bir nihayet verelim. Duyduğuma göre benim kalemimdeki mizacı iyi tanıyan bazı dostlarım mesullere, “Aman susun cevap vermeyin!” demiştir. Ben cevap değil, devrilen çamların düzeltilmesini bekliyorum. 

Radyo dairesinin noksan ve hatalı çalışmaları üzerinde madde zikrederek durmakta devam edeceğim. 

*: Boşuna çalışmak.

Şardağ, R. (10 Mart 1953). Basın-Yayın Umum Müdürüne Bir Açık Mektup Daha / Radyolarımızda Türkçe Sefaleti. Ses, 10: 16-17.


Ses” dergilerine ulaşmamızı sağlayan, İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu sanatçısı Sayın Ümit Yazıcı‘ya sonsuz teşekkürler.

Yorum bırakın