Nasıl Konuşuyoruz

Geçenlerde eve gelirken düğmesi fazlaca açılmış olan bir radyodan kulağıma bir hitabet sesi çarptı. Hani iri bir tonla, sonları daima muayyen bir nağme halinde yukarı doğru lâstik gibi uzatılan meşrutiyet devrinden kalma hitabet şekli vardır ya, onunla kaldırım hatipliği arasında bir bağırma. Günlerden nedir diye düşündüm. Bir millî bayram falan değildi. Şu halde bu heyecan, bu haykırış ve bu dramatik nutuk neye delâlet etmedeydi? Gayri ihtiyarî ses gelen evin yanına yaklaşınca durdum. Tam bu sırada konuşma bitmişti. Bir de ne öğreneyim, bu ortalığı yıkan nutuk, hayvan bakımına ait bir konuşma değil miymiş?

Evet sevgili okuyucularım, zamanımızda patates soymanın bile bir tekniği olacağı kabul edilmişken konuşmanın bir bilgi istediği kimse tarafından kabul edilmiyor. O kadar kabul edilmiyor ki yediden yetmişe ilâmaşallah çenelerimiz düşmüş, dır dır söylenip duruyoruz. Babalarının sözünü kesen çocuklar, hep kendi aşkından bahsedip karşısındakine soluk aldırmayan aşıklar, nokta, virgül koymadan destan döktüren, nutuk çakan gevezeler az mıdır? Yani kısaca konuşmamıza bir hudut tanımıyoruz.

Meselâ, “Nasılsınız?” sözü yerine göre bir hatır sorma manasına geleceği gibi değişik tonla söylendiği zaman hakaret dahi olabilir. Konuşmada bir ton değişimi, (intonation) bir devam meselesi bir ahenk ve vurgu meselesi bulunduğu yani güzel konuşmanın bir bilgiye dayandığı ne zaman kabul edilecektir?

Meselâ evdeki, sokaktaki, otobüsteki, okuldaki, meydandaki, ve nihayet millet meclisine kadar her meclisteki konuşmanın bir ayrı hususiyeti varken, okulda anamızla konuşur gibi, samimi, bir ahbap topluluğu arasında millet meclisinde konuşuyormuş gibi hülâsa yerli yersiz konuşmaktan ne zaman yakamızı sıyırabileceğiz?

Amma biz güzel konuşmadan da vazgeçtik, liseleri bitiren kız ve erkek gençlerimiz okullarda daimi muhatap tutula tutula mütekellim durumuna gelememişler, yani hep dinlemeye, hiç konuşmamaya mahkûm edilmiş olduklarından iki çift sözü bir araya getirmekten yana çok hazin bir duruma düşmüşlerdir.

Halbuki nice haklı davaları çirkin konuşmak kaybettirebilir, nice haksız davalar güzel bir konuşma ile müdafaa edeni muzaffer kılar. 


Şardağ, R. (16 Aralık 1952). Nasıl Konuşuyoruz. Ses, 7: 3.


Ses” dergilerine ulaşmamızı sağlayan, İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu sanatçısı Sayın Ümit Yazıcı‘ya sonsuz teşekkürler.

Yorum bırakın