İşte Gitti-Sadettin Arel

Hüseyin Sadettin Arel
(22.1.1878 – 6.5.1955)
[Musiki Mecmuası, 249: 500]

Bir gün bu topraklarda Arel okulu gür bir feyizle fidanlarını sürecektir. Ama belki on sene belki yarım asır geç kalarak, Yazıklar olsun!  

RÜŞTÜ ŞARDAĞ

Az mı yazdık? İkaz ederek, izah ederek, tenkid ederek ve nihayet, “Efendiler, bu adamların bir ayakları çukurda, toplayın şunları” diye haykırarak az mı yazdık. İşte bu sayılı üstadlardan biri ve en büyüğü de nihayet hayata gözlerini kapayarak gitti. Türkiye’de Batı müziğini Türk müziği çapında tanıyan Sümer müziğinden başlayarak, Mısır, Hind, Çin müziklerini hülâsa bütün Şark müziğini hatmetmiş olan üstad, musikimizi tembel ve mariz hüviyetinden, son çeyrek asırdır içinde yüzdüğü sefaletten, monotoniden kurtarmak için nizam kurmuş, mektep tesis etmiş olan Sadettin Arel de gitti. 

Eski Millî Eğitim Vekili Tevfik İleri’nin kudretine inandığı, istifa edeceği günlerde sanatı öğrenmek üzere hünerlerini tanıtmak üzere ayağına güzel sanatlar umum müdürü dostum Hamdi Bey merhumu gönderdiği Sadettin Bey için Basın Yayın Umum Müdürü muhterem Muammer Baykan‘la da görüştüm. Hem iki konuşmada da, “Bu kıymete eğilin” dedim. Kendisini Sadettin Arel’e inanmış bulup sevindim. Hattâ Tevfik İleri‘nin ona da Arel bahsini açtığını öğrendim. Bu büyük sanat ve fikir adamını radyo muhitlerinde nasıl çürüttüklerini Baykan‘dan dinledim de, “Bir şûra toplayın, çağırın, Arel başta olmak üzere, sayılı üstatları” dedim olmadı. 

Devlet Vekili Dr.  Mükerrem Sarol’a açık mektup neşrettim. “Birgün bunlar Allah geçlerinden versin gözlerini kaparlarsa pişman olacaksınız” dedim. İşte bu dediğim de çıktı. Büyük reformatör, müziğimizin âbidesi, muhafazakârların korktuğu sima bütün hasutlarını [haset kişileri], kendisinden korkan zuafayı [acizleri] rahat bırakmak üzere ebedi istirahatine çekildi. Şimdi siz matbuattaki yazıları seyredin. Vaktiyle kendisini radyodan içeri sokmayanlar methiyeler döşenecekler, bizden daha ziyade ağlaşacaklar, radyolarda hâtırasını anacaklar, hattâ sağlığında onu çürütmekten tükrükleri kurumuş dillerinin kemiksiz oluşundan istifade ederek – ağızlarında kıvıra-kıvıra ebedî üstatlığından dem vuracaklar.

Zira rakip ortadan kalkmış, cehillerini yüzlerine çarpacak olan adam bir daha konuşmamak üzere susmuştur. Ama bütün bu riyakârlıklardan ve alakasızlıktan ona, ölen bu büyük adama ne zarar? Kaybeden her zaman olduğu gibi memleket değil mi? 

Tanzimattan bu tarafa bunca patırtılar, münakaşalar ve çalışmalara rağmen ne Türk müziği öldürüldü, ne de diriltildi, reforma kavuştu! Bunu yapmanın, yâni bizim musikimize eğilerek Batının dallarına tutunmanın yolunu gösterecek kıymetlerin başında bu mektep tesis etmiş adam geliyordu. Dinamizmine bel bağladığım, kendisinden çok şeyler ümit ettiğim Sarol’un olsun bu davayı benimseyeceğini riya ve dalkavukluk tarlasında cır-cır edip duran menfaat kuşlarına kulaklarını tıkayarak Arel’i tanıyacağını ummuştum. Yazık ki bunda da aldandım. 

Bir gün bu topraklarda Arel okulu gür bir feyizle fidanlarını sürecektir. Ama belki on sene belki yarım asır geç kalarak, Yazıklar olsun!  


Şardağ, R. (1 Temmuz 1955). İşte Gitti-H. Sadettin Arel. Musiki Mecmuası, 89: 513. 


Yorum bırakın