
(1207-1273)
Mevlânâ’mız, bir haftadır, Konya ve bütün Türkiye’de, dünyanın dört bucağından gelmiş, Doğulu ve Batılıların izlediği törenlerle anılıyor. Mevlânâ sekiz yüz yıl öncesinin bilgiler sultanı diye tanınmış Harzemli Şeyh Bahaüddin Mehmed’in oğludur. Babası, ailesi, Horasan erleri ile birlikte küçük yaşında Belh’ten çıkarak Nişâbur – Bağdat, Şam, Erzincan-Lârende üzerinden Alâeddin Keykubad’ın Selçuklu devletine yerleşmiştir. Selçuk sultanının çağrısı üzerine Konya’ya gelmiştir. Mevlânâ, babasının ölümü üzerine onun postuna geçmiş ve büyük bilgin ve din adamı özelliği ile halkı uyarmaya başlamıştır.
Mevlânâ, zamanının dinsel ve bilimsel dallarında o gün için en öndedir. Ünlü Doğu tasavvuf ve felsefecileri elinde yetişmiş, Rumca, Farsça ve Arapça ile iki ayrı uygarlığın havasına girmiştir. O zamanlar ruhunda, şiir yazmak için tutuşmaya elverişli bir ortam vardı. Oğlu Sultan Veled’in anlatımına göre, on binlerce öğrencisine salt, vaaz ve dersler vermekle uğraşırdı.
İşte bu sırada Konya’nın havasını, Celâleddin’in ruh dünyasını ateşe verecek ve bir eşi bulunmayan Divan-ı Kebîr’in yaratılmasını sağlayacak olan kişi, Tebrizli Şems Konya’ya çıkagelir.
Şems’in, Mevlânâ’nın hayatında ilk sırdaş, ilk eşsiz dost ve vefalı bir büyük, her şeyin üstünde sanatı takdir edici özellik taşıyan bir yüce varlık loduğu kesin. Bunun da üstünde, us sınırları içnide açıklanması güç bir ateşle göksel bir ülkenin temsilcisi olarak Mevlânâ’ya göründüğü, dünyanın en açık yürekli insanı Celâleddin’in anlatışıyla ortada.
Artık ders, vaaz, halkı, yakınlarını, her şeyi bir yana koyup bugün “Divan-ı Kebîr” adı verilen gazeller birbiri peşi sıra doğar.
Basılı, ona yakın eseri içinde Mesnevî’den sonra bütün dünyanın şaşkınlıkla okuyup değerlendirdiği Divan-ı Kebîr, Doğu edeiyatını ters çeviren bir devrim eseridir. Yüz yıllardı İran, Arap ve klâsik Türk edeiyatlarını tık nefes eden kelime, kafiye cambazlığı, o yapmacık biçim, mazmun, kalıp ve türlü. Sanat çalcılığı yanında artık Mevlânâ’nın gazelleri engin bir lirizmin, alışılmamış bir deyişin, eski sanat kurullarını alt üst eden bir anlatımın verileridir.
Akla dayanan Doğu edebiyatı yerine, lâfta kalmamış, kabuk ve yüzeyci olmayan, yangınlar yaratmış bir aşkın meyveleri elimizdedir. Şems’in ilk kez geçici, ikinci kez geri dönmemesiye uzaklaşmasının acıları ile de beslenen bu gazellerin öteki büyük, özel yanı, aşk ve kendinen geçiş halidir. Her şiirin temelinde, biraz kendinden geçmişlik halini sezmek gerçi mümkün. Ama Tanrıyı, kendi vicdanında ve katkısız, yalansız sevdasında birleşik bulmuş ve görmüş olan Mevlânâ’nın gazelleri beş duyu değil, ancak bunların dışındaki duygulara sahip olalarca sezilecek bir özellik taşırlar. Feryad, tepinme, rahatsızlık, kelime ve sözlerin musikisi yerine ortaya atılmış yeni bir dille konuşmak; konuşmak değil, bir delinin, yerine göre bir garibin özlem şimşekleri içinde boşanışları, denizleri, güneşleri yansıtmak, okyanusta çırpınmak, yeni bir Doğu plântonizmini yaratmak bu gazellerin kârı oldu.
Fransız Barès’e “Dünyanın en büyük şairi” dedirten ve Goethe’yi şaşırtan bu şiirlerin sahibi, “Riyazet”ten az yiyip, az uyuyup, az zevk almak ve Tanrı’ya bir an önce varmaktan söz eden, ama aslında, verseler, dünyayı yutacak hırsta kimseler toplaşık olan Doğulu palavracılar içinde, belki Tanrı yolunda hiçleşmenin en yalansızı, en gerçeği ve belki de en biriciğidir.
Amma, Divan-ı Kebîr’in yazılış nedenini bilmiyen, “göründüğü gibi ol”mayan, aşk mektebinin delilik bölümünden nasip almayanlar için dünyanın bu baş eseri o kadar az şey söyler ki…
İşte, sesini, öz suyunu kaybetmiş olsa bile, Divan-ı Kebîr’in büyük sarhoşunu tanıtıcı bir örnek:
“Ben kemik değilim ki, kemikte iliğim.
İlik değilim ki, damarda kanım.
Kan değilim ki, bedende canım.
Can değilim ki, pek çok şeyim,
Yok yok, pek azıcık bir zamanı.
Dilime bak, dost, dilime bak.
Ne Doğudan, ne Batıdanım.
Gözüme bak, hey, gözüme bak:
Küçüklere, büyüklere, eşeklere, bitkilere hayranım.
Kaf dağından zalimleri taşlıyan iyicil devim.
Zayıfım; aptalım: deliyim, sıfırım; insanım!”
Şardağ, R. (15 Aralık 1964). Mevlana. Cumhuriyet, s. 5.

