Bir edebî mektebi hastalık haline getirmiş gibiyiz. Bir hakikat, bize yalnız ifrat halinde değil, eksik ve sakat bir halde de hâkim olmaktadır. Tanzimat'a kadar ve ondan uzun yıllar geçtikten sonra da realitenin dışında idik. Bugün bir realite hastalığına tutulmuş, her ölçüyü ona göre tayin etmeye çalışıyor, tempéramentları [mizaç], sanatkârın fizyolojik bünyesini, devrin atmosferini, ifadenin hususiyetini [...]
Ay: Ağustos 2021
Melodramlı Sanatımız
Başlık olarak "Gözü yaşlı sanatımız" da diyebilirdik. Çünkü edebiyatımızda her iki tezahür atbaşı gider. Sanat ve edebiyat sınırları içine yeni girmiş veya girmek isteyen arkadaşların melodram seyrini incelemekle işe başlamaları ne kadar doğru olur. Bu ağlayışlı şiirlerin, bu feryatlı hitabelerin, bu şairane konferansların, nihayet bu gök gürler gibi haykıran, tiyatro ile tepinen, bunu yapmasa bile [...]
Tiyatro Tehlikede mi?
Dünya sanatkârlarını, büyük bir endişe ile sesli sinemanın zuhurundan beri şaşırtan tiyatronun istikbali meselesi, uzun zamanlar ciddî münakaşalara yol açmıştı; hâlâ da bu münakaşaların ara sıra canlandığı görülmektedir. Bir ay kadar oluyor, edebî bir gazetede meşhur Amerikan romancısı "Sinclaire Lewis" ile yapılan bir röportaj neşredilmişti. Romancı kendisine tiyatronun istikbali hakkında sorulan bir suale şöyle cevap [...]
Radyomuz Hakkındaki Düşünceler
Mesuliyetli millî ve milletlerarası şerefimizle alâkadar her iş gibi, radyonun da devlet eline geçtikten sonra büyük tekâmüllere doğru yol alması şüphesiz hepimizi sevindiriyor. Nitekim bu sevmelerimizi yer yer yapılan tenkitlerle ifade etmeye, bir çok vesilelerle anlatmaya çalışıyoruz. Radyonun her şeyden önce bir dinleyicisi sıfatıyla bizim de bazı düşüncelerimiz olabilir ki bunların izharı -sadece eksik noktaları [...]
Edebiyatımızda Münakaşalar*
Mustafa Nihat Özön(1896-1980) Edebiyatımızda münakaşalar mevzuu en mücerret [soyut], tetkiki en zor, dolayısıyla en çok emek isteyen edebî meselelerimizden biridir. Böyle bir işi marazî denecek kadar titiz bir çalışma hassasiyetine malik bulunduğunu yakından tanıdığımız değerli edebiyat tarihçimizin ikinci ve üçüncü derecedeki ellere düşmeden üzerine alıp başarması bizi ziyadesiyle memnun etmiştir. Bu eser bizde (mebhusetülanha) [daha [...]
Öğrenme Mektebi Dershanesinden Serbest Çalışmalı İşbirliğine*
Bu ayın üzerinde dikkatle durulacak kitaplarından biri de muhakkak bu eserdir. Kurduğu yeni sosyal bünyesine uygun bir şekilde yeni mektebi de meydana getirmek isteyen memleketimizde terbiye ve tedris meselelerine karşı gösterilen önem esasen bu kitabın üzerinde durmamızı icabettirdi. Fakat gerek eserin müellifi, gerek onu dilimize hulasa ederek kazandıran ve gerek eserin ihtiva ettiği bilgiler bakımından [...]
Rıza Tevfik’e Dair*
* Arkın, R. G. (1939). Rıza Tevfik, Hayatı, Şiirleri. İstanbul: Resimli Ay Matbaası. 1908, her şeyde olduğu gibi, edebiyatımızda da, harp tehlikesini duyan borsalarda görüldüğü üzere bazı kıymetlerin düşüp, bazılarının yükselmesine sebep oldu. Meşhur felsefeci "Rıza Tevfik" de bu devrin ve bundan sonra yürüyüşüne devam eden bu uzun senelerin en büyük şairiydi. "Hâmit"in baştan başa [...]
Ağlaması Bitmeyen Adam
-Aziz dostum Dülger Kemal'e- - Herifin yüzü güneş görmemiş ki... Gülüşmeler bağırtı olmaktan da çıkıyor, kahvecinin "şekerli bir!" diye yırtınan sesiyle karışarak, Karacaahmet çayırlığına, saf halinde bir askerî kıt'anın dizilişi gibi sıralanan kadın, erkek, akşam gezmesine çıkmış bir sürü insanın gürültüleri arasında kayboluyor, az sonra aynı gülüşler yeniden haykırış halini alıyordu. - Herifin yüzü güneş [...]
“Sayı Akal”* Asrı
George Duhamel(1884-1966) Geçen ay, "Radyo Neşriyatı" konseyinin bir toplantısında hazır bulunuyordum. Konuşma, programlarda yer alan ve bu ilkbaharda verilecek olan bazı konferanslar üzerinde dolaşıyordu. Konsey azası mükâlemenin [söyleşi] esasında oldukça çabuk anlaşmışlardı. Fakat sıra konuşmaların genişliğine gelince meclis en büyük müşkülat içine dalmış göründü. Bazıları ciddî bir konferansın ancak yarım saat devam edebileceğini tahmin edebiliyorlardı. [...]
Kukaşina
Jānis Poruks(1871-1911) Silamatch'den Bruckenburg'a giden yolun kenarında bir taş, az büyücek bir taş yoktur ki üzerinde Kukaşina oturmuş olmasın. Dilimizde iyi bir söz, sevimli bir kelime yoktur ki Kukaşina herkese söylemiş olmasın. Bu yüzdendir ki, Kukaşina bütün nahiyede sevilir. Hattâ yalnız serseriler ve bohem hayatı sürenlerle arkadaşlık eden, zamanını köpeklerle insanları izaç etmekle [rahatsız etmek] [...]
