Bir Misafir

Bulgar Hikâyesi

I

Hareket etmiş olan gerideki takımdan Stoyan Gaşiniket, bazen şehirdeki garnizonuna, bazen köprülerin birleştiği yerdeki polis müfrezelerine bazen de gerideki Alaya şimedriferle zahire gönderen kollara yardım ederek ve mahpusların yarına katmak için baraz daha muhafız göndererek ilerleyen ordunun izlerini takip ediyordu. Şehirden şehire, kasabadan kasabaya alacalı bulacalı kaputunu örtmüş, ağır bir arkebüz [bir tüfek türü] silahıyla bir kısmı aşağıda, bir kısmı da dünyanın öbür ucunda olan yeni zaptedilmiş yeri geçti. Ve bir yol üzerindeki köprüye nöbetçi olarak yerleşti. Burası çok uzakta ve sıssız bir yerdi. Bu sebeple Stoyan ve arkadaşlarından bir kaçı köprüleri beklemek için burada kalacaklardı.

Dip tarafta bir ocak bulunan geniş ve insanı sıcak tutan bir hendek kazdılar, oraya elbiselerini, torbalarını astılar. Ottan yataklarını yaptılar ve tüm güçleriyle vazifelerini yapmaya koyuldular. 

II

Bir akşam, geriden gelen bir kervan geceyi geçirmek için onların yanında durdu. Ateşler yakıldı, Stoyan onlarla konuşmak, nereden gelip nereye gittiklerini sorup anlamak öküzler ve boyunduruklarını görmek için yanlarına gitti. Şar [şehir] arabaları ona çok güzel göründü.

– Görüyorum ki, dedi, bunlar tesadüf ettiklerimden değildir. Zagora arabalarıdır. Bunun cephesi aşağı kısmındadır. Güzel ve sağlam. Sanki bu parlak renklerle boyanmış olan boyunduruğu, geviş getirerek yan tarafa yatan öküzü tetkik ediyordu. O da boynunu uzattı ve Stoyan’ın yüzüne doğru sümüğünü çekti.

– Vay!.. Fakat  bu Belço’dur. Bizim Belço, diye bütün sevinç ve heyecanıyla ihtiyar asker bağırdı. Beni tanıdı, görüyor musunuz, beni tanıdı!.. Karım bana onun askere alındığını, cepheye götürüldüğünü yazmış ve ben de: “Elveda! Onu artık bir daha göremeyeceğiz.” demiştim.. Halbuki şimdi… Oh sevgili Belço, benim güzel Belçom. 

Stoyan hayvanının önünde çömeldi ve alnını okşamaya başladı. O da başını uzattı, ihtiyar dostunun dizlerine ıslak burnunu koydu. 

– Beni tanıdı, düşünün bir!.. Bu bir hayvandır. Fakat dünyayı tanıyor diye yanına yaklaşmış yük beygirlerine doğru dönerek tekrar ediyordu. Stoyan’ın arkadaşları da oraya gelerek toplaştılar. 

– O, işte, dedi, size kendisinden bahsettiğim Belço!.. Onu görüyor musunuz? Beni görmek için ziyarete gelmiştir. Bense onu asla bir daha göremeyeceğimi sanmıştım.”

Stoyan yeniden hayvanını okşamaya başladı. Ve yük arabacılarından birine dönerek:

– Söyle bana, dedi, genç adam, hey!.. Bu hayvana iyi bakacaksın duydun mu? Görüyor musun? Epey vakittir kaşağılanmamış, ona basabilmek için bana bir fırça var. Stoyan genç adamın uzattığı demirden fırçayı aldı ve ziyaretiyle kendisine büyük sevinç veren misafirini temizlemeye hazırlandı:

– Kalk Belço! Kalk. kuyruğunu kaldır. Ohh, ne kadar da kirlenmişsin!…

Ve tatlı, dostane kelimeler söyleyerek Stoyan onu dikkat ve ihtimamla temizliyordu; iyice fırçaladı, cildini kaplamış olan bütün pislikleri üzerinden süpürdü. Müteakiben derhal kendine gelerek ılık ve tuzlu suyu karıştırıp ona götürdü. Ve daha iyi görmek için biraz daha yanına çekti.

Hayvan yorgun, şükranla içiyordu; doyunca dudaklarını yalayıp etrafında dönüp duran dostuna tatlı gözlerle baktı. 

– Evet, evet, dedi. Stoyan ne üşüyorsun, anlıyorum. Ve yıldızların titredikleri sakin semaya baktı. Stoyan uzun kaputunu çıkardı. 
– Ya, ısın bakalım. Benim misafirimsin sen. Üşüdüğünü istemiyorum senin. Ve ineği örttü. Sonra ilave etti:
– Bu da böyle! Görüyorsun ki, bize yapılan iyiliği unutmuyoruz.

III

Gece olalı epey olmuştu. İhtiyar askerler hendekte ocağın yanında uyuyorlardı. Fakat Stoyan henüz dostunun etrafında dolanıp duruyordu. Ertesi gün erkenden kalktı ve Belço’nun yanına gitti. 

Kervan hareket ettiği zaman Stoyan hayvanının yanında yaya yürüyerek dayanabileceği uzak yerlere kadar onu katip etti. Ayrılırken onu okşadı ve yüzünü, alnını elleriyle sıvazladı.

– Allah’a ısmarladık, benim ihtiyar Belço’m.

Sonra yük arabacısına dönerek:

– Beni dinle genç adam, dedi. İyi bak bu hayvana… Allah yardımcınız olsun. 

Sonra kuşağını iyiden iyiye aradı, bir para çıkını çıkararak çözdü. İçinden bir kuruş alarak arabacıya uzattı: 

– Haydi al bunu. Onu idare etmek için. Bu hayvana iyi bak. Ona ötekilerinden ayrı muamele et ve iyi besle…

Kervan hareket ettiği zaman Stoyan’ın uzun zaman gözleri sabit bir halde arabanın izleri üzerinde kaldı. Arkadaşlarının yanına, dünyada en candan sevdiği bir kimseden ayrılmış olanlar gibi mahzun döndü.  


Valdas. (15 Mayıs 1938). Bulgar Hikâyesi: Bir misafir. (Çev: Rüştü Şardağ) Varlık, 117: 717.

Yorum bırakın