Bir Yazının Düşündürdükleri

1 Sonteşrin 1941 sayılı “Ülkü”de Suut Kemal Yetkin‘in “Eski bir tercümeyi okurken” adlı yazısı dikkatimizi çekti; hayli acı bir surette en salahiyetli kalemlerin bile kendi sahalarında ne kadar ihmalci, ne kadar kolay sonuç elde etmek isteyici olduklarını bir daha hatırlattı. Sayın muharrir, “Tercüman-ı Hakikat”le, Musavver Servet-i Fünun Mecmuası’nın 1313’de birlikte neşrettikleri bir fevkalâde nüshada Selânikli Tevfik Bey‘in Buffon‘dan tercüme ettiği, “Üslup hakkında nutuk” adlı yazısını görüp, derhal Sebahattin Eyüboğlu‘nu hatırlıyor ve onun “İlimler ve sanatlar hakkında nutuk” yazısını dilimize çevirdikten sonra, bunun Kemalpaşazade Sait Bey tarafından daha önceden neşredilmiş olduğunu anlayınca nasıl üzüldüğüne işaret ediyor. Şimdi de yine Eyüboğlu‘nun daha önceki tercümesini bilmeden, “Üslup hakkında nutuk”u dilimize çevirdiğini söylüyor. 

Bu düşüncelerden anlıyoruz ki gerek çevirgen, gerek makale sahibi durumu hazin bulmaktadırlar. Gerçekten bunun hazin denmeyecek tarafı da yok. Bu uyku bize bir kere daha açıklıyor ki değil şöyle böyle, kalburüstü gelen ve sanat sahasında söz sahibi olan kimseler bile edebiyatımızın yüz yıllık mazisi ile ilgisizdirler. Bizim gibi, sanatta gözlerini Batı medeniyetine çevirmiş yüz yılı geçmiş bir memlekette dilimize çevrilen eserlerin bilinmemesi şüphesiz ki hazindir. Hele çevirdiği eserin mazide bir elden daha geçip geçmediğini bilmeyenler için bu hazin hal katmerleşmiş olur. Halbuki bu acı durumdan kurtulmak kitap karıştırmaya, eski devirlere doğru biraz eğilmeye, yani kolay bir sonuç elde etmek fikrinden ayrılıp azıcık olsun yorulmaya bağlıdır. 

Böyle her eser çevirişte sonradan tercümenin ilk sahibini öğrenip, “Vah, vah ne kadar hazin!” demek ve hele bu hamiyetli insanları iradi bir araştırma ile değil de tesadüfen elimize geçmiş bir mecmuada görmüş olmak ne kadar gariptir. Diğer taraftan sayın sanat tarihçimiz bahsettiğimiz makalenin sonlarına doğru itiraz etmeden geçilemeyecek olan ve kat’ilikten uzak fikirler ileri sürmektedir ki, bunlar o zamanla mütercimlerin, çevirdikleri eserin ve sanatkarın tempérament’larıyla uyuşmadan böyle bir faaliyete geçtikleri ve gelişi güzel, ellerine ne geçerse dilimize kazandırdıkları noktasında toplanmaktadır. 

Bir defa hiç de yeni bir görüş taşımayan bu düşüncelerin bir taraftan da moda fikirler olduğunu, Tanzimat edebiyatının iyi insanlar tarafından başarılmış bir amele edebiyatı olmak zaruretinde bulunduğunu söylemek isteriz. İnsani edebiyatın ışıklarından mahrum olduğumuzu sezen fedakâr Tanzimat ediplerinin büyük faaliyetlerinde değil, bugün bile çevirme gayretlerimizde ne büyük ahenksizlikler bulunduğunu görmemeye imkân var mı? Oysa ki, muharririn, Muallim Naci‘nin, “Thérèse Raquin” mukaddimesinden aldığı, “Müellifin mesleki marufu üzere pek açık yazmış olduğu bazı nakaratı tay ettim. Bu eser başlıca cinayetin cani üzerinde icra ettiği dehşetli tesiratı tasvir eder. Mütalaasından istifade edilmeyecek asardan addolunmaz.” cümleleri de göstermektedir ki, eserin sahibi, mesleği ve mahiyeti hakkında Tanzimat edipleri hiç de bilgisiz değildirler. Nitekim Recaizade‘nin “Atala” tercümesindeki fikirleri de bu düşüncemizi destekler. Eğer sayın estetikçi, çevrilen bir eserin önceden memlekette havasını yaratmak ve bu eserin muhitin o zamanki zaruret ve tezahürlerine uygun uymak lüzumunu kastediyorsa, ki öyle anlaşılmaktadır, bu hayırlı işe ve bu makul yola günümüzde dahi rastlanmadığını kendisine hatırlatırsak acaba haksız mı oluruz?


Şardağ, R. (1 İlkkânun 1941). Köşeden Bakışlar: Bir Yazının Düşündürdükleri. Varlık, 202: 228.


Yorum bırakın