Ey Kadir Bilmez Hastalar!

İlk gecenin gönlü çökerten sessizliği.. Fakat bu, aynı hastalığı, iyileştirme arzusuyla dördüncü hastahanede devem ettirişimdir. Yine de ilk gecenin garipsenen yabancılığını duymamak elde değil. Bir koridor boyunca uzayan gece, hasta odasına yığınla düşünceler doldurur. Şuur mekanizması en az işleyen, his dünyaları en sönük hastalar bile geceleyin biraz mütefekkir, biraz endişelidirler. Burada en önemsiz hastalık, yanımızdakilerin bizden büyük ıztırapları karşısında korku ile içimize dolar. Koğuş hemşiresinin, sıhhatini haykıran gündüzki gür sesi susmuştur; yorgun hastabakıcılarda bir kımıldayışsızlık görülmekte; nekahet devresini ruhuna doldurmuş hastalarda bile yatak arkadaşının acısına saygı duymaktan doğan bir dilsizlik. Hülâsa hastahane sessizliği. Fakat bu sessizlik midir? Duyan ve iyi gören bir insan için bu durgun atmosfer içinde ne beşeri savaşlar tasarlamak mümkündür. Yanımdaki ağırlaşmış hastaya soruyorum: 

– Bugün biraz daha iyisiniz. 

– İnşaallah.. Ama yavrum, bakmıyorlar, bakmıyorlar.

– Yok yok, iyisiniz. 

Bu küçük konuşmalar bir avunma için değil; belki bir konuşma ve hareket arzusundan doğuyor. Çünkü hastahanelerde yatanlar iyi bilirler ki küçük hastabakıcılardan başlayarak profesöre kadar kendilerinden şifa umulanlarının hepsi bu “iyisiniz” sözünü hemen herkese kullanmaktadır. Öyle ise bu kelimenin psişik durumuna bel bağlamak, söze değil, daha çok söyleyenin gözlerindeki kaynayışa, yüz çizgilerinin ani değişmelerine bel bağlamaktan başka çare yoktur. 

– Fenayım, bu doktorlar çok hain oluyorlar, benimle meşgul olmuyorlar. 

Altmışlık ihtiyarın yüzüne, onun doktorlar için hiç de iyi duygular taşımayan gözlerine bakıyorum: Derhal, aylarca önce, ilk yattığı zamanki sözleri aklıma geliyor. 

– Bu hastanede hoşuma giden bir şey varsa doktor çok. Hepsi benimle uğraşıyor, sağ olsunlar.

Günler geçiyor.. Benim sevgili yatak arkadaşım nasıl da kararan gözleriyle yeni ve hazin bir dünyaya doğru gitmektedir. Her sabah asistanlardan profesöre kadar bütün doktorlar bu bitkin hastayı, korkularından, acılarından kurtarmak isteğinde; fakat o, artık hayatın tat vermeyen sokaklarında, ümitlerinin yıpranmış ve karaltılı köşelerinde dolaşmada. Haklı ve zavallı bencilliği, kimsenin doğru söyleyemeyeceğini doktorlardan hiç birinin iyi, doğru ve kurtarıcı, hatta bilgi sahibi olamayacağını ona inandırmış bulunmada.  

Her gülen ve onu okşayan doktor bu yüzü gülmeyen hastasının yanından biraz kırılarak uzaklaşıyor. 

Doktor da biraz hasta gibi avutulmak ihtiyacında değil mi? Tabiatın karşısına tek başına dikilerek, ümitli ümitsiz hastaları kurtarmak için kafasını ve hatta zaman zaman gönlünü verirken hasta ne kadar az bilmededir. Şifa yolları kapanmış olan bir hastanın vizitesinden her sabah hüzünle ayrılan doktor, iyileşen hastaların bile hergün değişen hallerine göre karşılık görür. 

Bir sabah ateşi dünkünden bir derece daha yükselen, yanmanın verdiği iç sıkıntısına birden bire tutuluveren, dün sevinirken bugün en küçük bir sıhhat değişmesi karşısında şaşırıp üzülen hasta için doktor ne kadar sıkıcıdır. İşte bir ay evvel göz bebekleri doktora karşı minnet ışıklarıyla yanan ihtiyar komşum, şimdi nasıl onunla karşılaşmadan işkence duymaktadır. Çokluk, bu sıkıntılı anda, dün övülen doktorun bugün küçümsendiği, dün kabiliyeti alkışlanırken bugün anlayışsızlığının koğuşu çınlatırcasına tenkit edildiği, dün iyi kalpli görülürken bugün taş yürekli oluşunun ispatına doğru gidildiği ne hazin bir gerçektir. 

Ama hasta psikolojisini biliyor muyuz? Dün gülerken bugün somurtan, dün iyi bulduğunu bugün acemi gören, dün severken bugün kin duyan bu zavallı bencilin derinliğine yarıp onu kaypak ruh dalgalanışlarını güneş ışığına vurabiliyor muyuz?

İnsan makinesinin biraz da bahtsız koruyucularını düşünmemek elde değil. 

Hasta kadir bilmeyen bir insandır. 

Bir zamanlar bir hayli yattıktan sonra ayrıldığım ve kendilerine gelişigüzel verilmiş hükümler savurduğum hastane doktorlarını, onların şimdi sevimli yüzlerini hatırlıyor ve hastaların çoğu vakit fena duygularla verilmiş ağır hükümleri karşısında bütün doktorların zavallı nasiplerini, sıhhatini kazandırdıklarından üç günlük geçici bir minnet, kazandıramadıklarından manevi silleler yiyen kaderlerini düşünüyorum; dudaklarım yeisle kıvrılıyor: 

– Ey kadir bilmez hastalar!


Şardağ, R. (1 Mart 1943). Ey Kadir Bilmez Hastalar. Varlık, 232: 327-328.


Yorum bırakın