Bizde Nesil Meselesi

Yayın hayatımızda, edebiyatın genç yolcularıyla bıyık altından, göz ucuyla veya bir karış açılmış ağızlarla alay eden bir hayli kalabalık kimselere rastlamaktayız. Bütün medenî insan topluluklarında, gençler kendilerinden eski nesle bazen çirkin şekillere kadar varan saldırışlarda bulunurlar. Eski diye ne varsa hepsini ölmüş, modası geçmiş bilir veya üzerinden her ne sebeple olursa olsun bir sünger geçirilmek gerektiğini sanırlar. Kaçınılması imkânsız, topluluğa kendilerini zorla kabul ettirmiş birkaç isim üzerinde saygı beslenirse de umumî olarak, eski, değişmez kaderine uğramış ve genç nesil tarafından bilinen notunu almıştır. Fakat bu taşkınlıklar gitgide kabarmaz, söner; akıl, insaf ve tesirsiz görüş yavaş yavaş âsi hisler üzerinde hükmünü perçinler. Bu arada eski neslin gençlere karşı saldırışı seyrek görülür şeylerdendir. Onlar daha çok pasif bir korunma çerçevesi içinde kımıldarlar. Bazen içlerinden bir kalem, eski saltanatına dayanarak genç ruhlara sataşmak ister. Fakat yeni, çok zaman, eksik de olsa daha çok, hayatla, günün pırıltılı havasıyla dolu olduğu için amansızdır, ürkütücü, kaçırıp meydana sahip olucudur. 

Edebiyatımızın yüz yıla varan mazisi içinde böyle yeni ve eski patırtıları eksik değildir. “Cerîde-i Havadis” sahibi ile Şinasi‘nin kelime ve lügat üzerindeki kavgaları İrfan Paşa ile Kemal‘in asabi ve hakaretli mektuplaşmaları, dekadanlık ve nihayet millî edebiyat meseleleri hep bu tabii ve zaruri nesil çatışmasının tezahürleridir. Ve bütün bunlardan tâ o zamanlarda edebiyatımızda gençlere karşı, edebî dergilerde şiirleri çıkan genç kalemlere karşı yazılmış tuhaf, manasız şeyler, kötü bir hırsla iğrenç ve sıfırın altında soğuk bir mizah yüzünden kaleme alınmış çirkin yazılar okuyoruz. “Bob Stil Şairler”, “Cep Takvimi Şairleri”, “Sürrealistler”, “Son Moda Şairler” gibi sıfatlarla gençlerin her nevi edebî yazıları alaya alınmaktadır. Gençlikten yaşlı nesle karşı bir saygısızlık görülmediği halde bu eskimiş insanların saldırışlarına sebep ne? Eski denilince memleketin en çok saygıya lâyık, yaşça ve başça en olgun muharrikleri, şair ve romancıları akla gelirse de bunlar tersine olarak susmada ve yeni nesli adım başında, fırsat düştükçe beğenmekte ve teşvik etmededirler. Geriye, yeni neslin, birkaç yaş veya biraz daha büyük ağabeyleri kalıyor. İşte kendilerini iğreti üstad şatolarında sanan ve koyu muhafazakâr, geri insanlar tarafından yapılan bu çirkin hücumlara şaşmamak elde değil. Çünkü bunlar farkında olmadan vaktinden evvel ihtiyarladıklarını, artık genç saflar arasında canlılıklarını koruyamayıp eskinin uçurumuna yuvarlandıklarını ilân edip duruyorlar. Bazı mizah mecmualarında, bazı dergiler ve gazete sütunlarında yeni neslin yazılarına uluorta çatanlar ne büyük romancı Halit Ziya, ne Hüseyin Rahmi, ne Hüseyin Cahit, ne Yahya Kemal, hatta ne Falih Rıfkı, Nazım Hikmet, Yakup Kadri ve ne de Reşat Nuri‘dir. Onlar aynı zamanda, eskimiş de olsa, herhangi bir ideolojinin bayraktarlığını da yapmaktan aciz kimselerdir. Işıklı sanatlarıyla hâlâ dipdiri ve yepyeni duran bu sayılı imzalar yerine “yaşları ne başları ne” diyebileceğimiz acemi üstad(!)ların hakaretli satırlarını yönelttikleri şairler, arasında kendilerini şimdiden kabul ettirmiş kalemler bulunduğunu hiç çekinmeden söyleyebiliriz. Elbette her yeninin tamamlanmaya muhtaç bir tarafı, bir eksik cephesi olacak. İyi niyetli, metod sahibi, garp sanatıyla beraber kendi edebiyat tarihine de vukuf olan tenkitçiler elbette onlara yol gösterecektir.

Eski neslin tecrübeli kalemleri tarafından tarihi ve zaruri bir akıbet neticesi yeni neslin bekleyeceği itirazlar olabilir. Bunları ürkmeden, candan karşılamak gerektir. Fakat gönül kırıcı, şevk söndürücü ve insan düşüncesi üzerinde soğuk bir duş tesiri yapan ciddî veya mizahî yazıların bu “gayrı malûm” üstadlarına ve onların karakuşî [keyfi] hükümlerine şaşmamak, eseflenmemek elden gelmiyor. 


Şardağ, R. (1943, Temmuz 15). Bizde Nesil Meselesi. Varlık. 241: 4-5.


Yorum bırakın