Dilimizin büyük bir devrim içinde bulunduğu bu sırada Türkçemiz ve onun dil bilgisi üzerinde yapılacak olan bütün çalışmaların, gösterilecek bütün çabaların her Türk aydını için büyük bir sevinç sebebi olacağı şüphe götürmez. İşte sayın Galip Pekel‘in eserini de bu bakımdan büyük bir memnunlukla karşıladık. 105 yaprağı aşan ve bir çok eklerin yardımıyla Türkçede üreyen kelimelerin yapılış yollarını araştıran kitabına yazıcı bir önsöz yazmış. Bize bu önsözün daha ilk satırlarında diyor ki:

“Bu eserde mevcut üreme yolları doğrudan doğruya dildeki kelimeler toplanıp tasnif edilerek elde edilmiştir. Bu tarzda henüz incelemeler yapılıp eserler yayılmamış olduğundan bu yolu tutmaya mecbur oldum.” (s. 3)
Bu nokta, bir an için, doğru olarak kabul edilse bile daha aşağıdaki satırlarda yukarıki düşünceyi reddeden fikirlerle karşılaşıyoruz:
“Dilimize ait bütün sarf ve lügat kitaplarını gözden geçirdim. Bunların bazılarında üreme yollarına rastladım. (Divanı Lügat-it-Türk) de genişçe üreme yolları vardır. Türk Yurdu’nda da ara sıra bunlara rastlanır.”
Şu halde yazıcı için ilk yapılacak şey, üreme yollarına rastladığı ve kendisinin de bize bildirdiği eserleri mehaz olarak göstermek olduğu halde eser sahibi her nedense buna lüzum görmiyerek diyor ki:
“Fakat bunlardan hiç biri bu esere mehaz olmadığından burada mehaz diye hiç bir eser göstermedim. Bu eserin mehazı dilin kendisidir.”
İlim yolunda çalışanlar için elbette en küçük bir eserden bile faydalanmak ve edinilen faydaları işaret etmek gerekir. Fakat, “Türkçe Kelime Üreme Yolları” nın, orijinal bir eser olmak gibi bir meziyeti varsa, okuyanlara yeni bir şeyler getirmişse bu ihmal hoş görülebilir.
Eser içinde ilk göze batan şey, yazıcının kullandığı Türkçe kelimelerdir. Meselâ o anlam demiyor, anlayım diyor. Buna benzer verdiği bir kaç örnekle -yim ekini kabul etmiş görülüyor. Halbuki Türkçede bir dolam, tutam kelimeleri vardır ve bunlar hiç de dolayım, tutayım olmuyor. Sonra aydın tabaka yerine nurlu tabaka; Türkçenin yapılışı yerine Türkçenin kurumu demektedir.
Bir yerde üreme kullanılmışken, başka bir sahifede aynı kelime için türeme kullanılmıştır. Bu suretle bir çok kelimeler ve terimler yerlerini değiştirmiş ve Türkçenin kuralları dışında gözden geçirilmiştir.
Sayın yazıcı ekleri anlatırken ve bunların gördüğü işleri söylerken bizi bir çok bakımdan karanlıkta bırakmaktadır. Meselâ, -lik, -lık, -lük, -luk ekinden bahsedilirken “gecelik” isimden yapılmış sıfat olarak gösteriliyor. Fakat entari manasına gelen “gecelik”in durumu karanlıktır. Meselâ -siz, -sız ekleri ile isimlerden sıfatlar yapıldığı ileri sürülürken bu ekin menfilik taşıdığı anlatılıyor. Evsiz, başsız gibi. Halbuki başsızlık ve ona benzer beyinsizlik beyni yok manasına gelmediği ve buna benzer bir çok kelimeler yapılabileceği meydandadır. -gil, -gıl ekleri ile yapılmış isimler olduğu ileri sürülmekte ve bir iki örnek verilmektedir. Bu arada dingil de vardır. Fakat biz bu dingilin ek ile mi türediğini, yoksa müstakil kelime mi olduğu bakımından karanlıktayız.
-ız, -uz gibi eklerle sahip manasına gelen isimler türediğini yazan muharrir ucuz, kuduz gibi örnekleri de vermektedir. Fakat biz ayrıca kud, uc gibi kelimeler olup olmadığı ve bunların dildeki yerleri bakımından yine karanlıktayız.
Bu suretle karanlıkta olduğumuz taraflar her yaprakta artar durur.
-cil, -cıl, -cül, -cul eklerinin ödevleri anlatılırken yazıcı, bazı lehçelerden bu eklerin -zil, -zıl, -sil, -sıl kılığına girdiğini söyler. Fakat örnek göstermez.
Örnekleri çoğaltmaya lüzum görmüyoruz. Çünkü her fasıl böyle karanlık noktalar bırakarak sona eriyor. Sayın yazıcı gerçi büyük bir emek harcamışa benziyor. Hiç bir mehaza baş vurmadan, hiç bir yardımcı kitaba dayanmadan oturup dilin üreme yollarına dair bir eser yazmak gerçekten üzücü ve yorucu bir şeydir. Fakat bir noktaya dikkat edilmiş olsaydı, hem yazan için bir kolaylık olacak hem dilimiz gerçekten değerli bir çalışma ile karşılaşacaktı. Dikkat edilmesini işaret ettiğimiz nokta, daha önce yapılmış araştırmalar ve yayınlanmış kitaplardır. Meselâ şu -cil, -cıl eki bahsine Davanı Lügat-it-Türk’de 483 üncü sahifede bir yaprak ayrılmıştır. 1942’de yayınlanan Besim Atalay’ın “Tük Dilinden Ekler ve Kökler Üzerine Bir Deneme” adlı eserinin 65-6, 73, 74 üncü sahifelerinde bir hayli bilgi verilmiştir.
1933 yılında yine Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanan Ahmet Cevat Emre’nin, “Türkçede Kelime Teşkili Hakkında Bir Anket” adlı eserinin 35, 36, 37 inci yapraklarında bu bakımdan geniş ve etraflı bilgi vardır.
Bütün bu yapılmış araştırmalar ve harcanmış emekler kale alınmadan ortaya çıkarılan eserde her halde bir adım olsun ileriye götürülmüş bir çalışmayı alkışlamak istiyeceğimiz tabii iken “Türkçede Kelime Üreme Yollları”nın yeni hiç bir şey getirmediğini, üstelik ilim dışı bir çalışma örneği olduğunu görmekle gerçekten bir üzüntü duymaktayız.
*Yazan: Ali Galip Pekel. 1943. 67 sahife. Fiatı 105 kuruş.
Şardağ, R. (1944, Nisan 1). Türkçe Kelime Üreme Yolları. Vakit, 258-259: 314-315.

