Türk dilindeki Hayyam çevirilerinin,
rüştü şardağ
ruh bakımından eksik ve zayıf durumlarına sebep ise,
bu gayretleri gösterenler değil, bu çeviri gayretlerine kaynak diye alınan rubailerden pek çoğunun Hayyam’a ait olamayışıdır.

“Eyvah, dürülüp gitti şu gençlik demimiz;
Tantana, esenlik dolu, yaz günlerimiz.
Fark etmedi aslâ, o delişmen kuşu hiç;
Gelmiş ne zaman, gitti ne gün; gözlerimiz.”
Bütün dünyada yüzlerce, dilimizde ise dokuz tane, nazım veya düz yazı şeklinde çevirisi bulunan Ömer Hayyam rubailerinin şairi; Gıyasuddin İbrahim’in oğlu Ömer Hayyam’ın hayata gelişi üzerinden dokuz yüz elli yıla yakın bir zaman geçmiş bulunuyor. Ölümünden sonra değil, yaşadığı günlerde bile, çoğu yanlış yargıların çemberi içine alınmış olan İran’ın ve dünyanın bu en sayılı şairi, gül, aşk, adalet, barış ve sevinçten ibaret kalmasını arzuladığı dünyaya gözlerini kapadıktan üç yüz yıl sonradır ki gerçek anlayışın getirdiği sevgi ve hayranlık rüzgârı ile insanlığın malı olmuştur.
Matematik, fizik, hekimlik ve gökler ilmi gibi kollarda, zamanında büyük ün bırakmış olan, bugün bile Batılıların şaşkılı bir beğeni içinde okudukları bu ilim eserlerinden başka felsefe alanında da yeri olan Hayyam, kendisini ve rubai şekli içinde bağdaşıp ruh bulmuş olan şiirlerini uzun yıllar ters anlayışlara, kasıtlı görüşlere veya dar kavramlı kimselere tanıtamadı. “Cemiyetle ilgisiz avare şair”, “Şaraptan başka düşüncesi bulunmayan kör-kütük sarhoş”, “Şarap sözü ile sûfîliğin düşündüğü aşk şarabını ve Tanrısal aşkı emel edinmiş”, “Kâfir, zındık Hayyam” gibi onunla en küçük ilintisi bulunmayan bu acı görüşler, birgün birdenbire değişiverdi. Hayatına, Hayyamlaşma yolunda yön tutturan on dokuzuncu yüzyılın tanınmış İngiliz şairi Edvard Fitzgerald sadece rubailerin ruhunu kaleme dolayarak Hayyam’ı İngilizceye çevirmiş, bu suretle Hayyam şairleri için İran da dahil, dünyanın her yanında beliren sisler dağılmıştı. Artık Avrupa’da büsbütün, İran’da ve İran şiirinin ağır çapta etkisi altında kalmış olan bizde ise bir bakıma, Ömer Hayyam gerçek niceliği içinde göründü.
Türkçe’de 1903’den beri dilimize kazandırılmaya çalışılan Hayyam’ın rubaileri, bildiğime göre çeşitli isim yapmış değerlerimiz tarafından övgü duyulacak bir gönül bağlantısı ile dokuz defa çevrilmek istenmiştir. Bütün bu çeviri eserlerinde şekil veya asıl bakımında eksikliler görüldüğünü de itiraf etmeliyiz. Bir defa bunların pek çoğu hece vezni ile veya düz yazı halindedir. Hayyam’ı hem aruz dışı ve hem de kafiyelerinin kümelenişi bakımından rubai şekli dışında çevirmek; bir defa yarı yarıya amaçtan kopmaktır; ruhtan olmaktır. Bazı Türkçe çevirmeler ise aruz iledir; fakat rubai şeklini tanımamıştır. Düz yazı olarak yapılmış çevirmelerin çoğu doğu, fakat özsüzdür. Zira nesre çevirirken şiiri yaralamışlardır. Sade Hayyam değil, bütün İran, Arap ve Osmanlı-Türk şiirinin yüzde altmış, ses şiiri olduğunu, o gizli ritmik sesi vermedikçe bu şiirlerin yarı yarıya ölüme sürüklenmiş olacaklarını nasıl unutmaktan gelebiliriz.
Türk dilindeki Hayyam çevirilerinin, ruh bakımından eksik ve zayıf durumlarına sebep ise, bu gayretleri gösterenler değil, bu çeviri gayretlerine kaynak diye alınan rubailerden pek çoğunun Hayyam’a ait olamayışıdır. Zira Hayyam, ölümünü hemen peşliyen günlerde, arkadaşları, seven veya sevmeyen tanıdıkları eliyle sade maksadından değil yazdığından da başka biçimde gösterilmek istenmiş ve Ömer Hayyam biraz da bu yüzden yüz yıllar buyu yorumsal karanlıklara gömülmüştür. Ya rubailerinin bazı mısraları veya büsbütün bazı rubaileri ortadan kaldırılıp onların yerlerine başkaları, arzu edilenler -tabii yakıştırılmaya çalışılarak- ileriye sürülmüştür. Bir yandan İran’da Necmüddin Râzi gibiler, kendi sûfî inançlarına uymadığı için Hayyam rubailerini sapık görüşlerle dinsizliğe örnek tutarlarken bir yandan da Hayyam’ın dostları efsaneler yaratarak onu, kendi hayallerinde uydurdukları masallara benzer bir kılığa sokmak istemişler ve rubailerinde keyiflerince bazı tasarruflar yapmışlardır veyahut yenilerini uydurmuşlardır. İşte bu yüzden Hayyam rubailerinin, şişe, büyüye binleri bulduğunu görürüz. O binlerce rubai içinde Hayyam, hem de gökler bilgini, matematikçi ve felsefeci Hayyam, yüz çeşit karakterin adamı olup çıkmıştır. Pek tabii olarak, bütün bu değiştirici ve uyduruçu görüşlere göre imal edilen rubailerin ışığı altında Ömer Hayyam, hem sevgileri gölge bedenimizden çekip Tanrı’ya bağlayan bir sûfî, hem tabiat aşığı bir garip, hem karamsar, hem iyimser, hem öldükten sonra ruhların kalıp değiştireceğine, hem de ölümle birlikte her şeyin bittiğine inanmış bir kimse, şimdi maddeci, şimdi manaca şurada şehvet düşkünü, burada ahlâk ve erdemlik sahibi, şimdi rind sonra kalleş özellikleri ve renkler içinde önümüze serilmiştir. Dilimizde yapılan Hayyam çevirileri ruhça Hayyam’la bağlantısızsa, bunun başlıca sebebi, dayandıkları kaynakta hiç olmazsa bir kısmının, böyle karakteri bozulmuş Hayyam rubaileri oluşudur.
İran milleti ve sanatseverleri haklı olarak uzun yıllardır gerçek Hayyam’ı, sahtesinden ayırıp gün ışığına kavuşturmaya öyle bir bıkma bilmez güçle sarıldılar ki, büyük şairlerini ilk olarak duyup asıl iç yüzünden ve gerçek yönünden dünyaya duyuran Fitzgerald’ın örnek tuttuğu rubaileri bile. Hayyam’a ait olmadığına inandıkları çevirmeler buldular. Bugün İran ve dünya, yüzde yüz vesikalara dayanmasa bile yüzde yüz zevke ve Hayyam felsefesine ve şöhretli İngiliz şairinin zamanımızdan yarım yüz yıl önce ince süzgecinden geçirdiği eserlere dayanan örnekleri bir araya getirmiş bir esere sahiptir. Bir kaç yıldan beri İran’da ve bütün Avrupa’da tek otorite olarak tanınan ve Kâşânî biraderler tarafından 1935 yılında neşredilen bu kitab, Rubaiyyat-ı musavver hakim Ömer Hayyam-ı Naşaburî adını taşımaktadır. İşte ilk defa bu eserde asıl rubailer taklidlerinden kurtarılarak yetmiş beşe indirilmiş, eserlerini Fransızca yazacak ve akademik öğmesine ulaşacak kudrette bir edib olan Etessamzade gibi, Said Nefîsî, Ahha Cavidî gibi şöhretli Hayyamperest düşünürlerin inancasından sürülmüş olan rubailer, İngilizce, Arapça, Alman ve Fransızcalarile birlikte eserde yer almışlardır.
Senelerdir bir şeyler duyup tasarladığımız, bir sene hayalen, bir sene de fiilen çevirmesiyle meşgul olup sonuçlandırdığımız nâçiz yetmiş beş rubai, işte bu kitab esas alınarak çevrilmiş, Hayyam‘ın ruhuna, fakat dilimizin karşıt icablarına da bağlı kalarak Türkçemize aktarılmıştır.
Gelecek yazılarımızda şiir çevirilerimizden, konuyu aydınlatıcı bazı örnekler de vererek Hayyam rubailerinin asıl dünyasını ışıtıp belirtmeğe çalışacağız.
Şardağ, R. (1958, Nisan 29). Edebiyat Bahisleri / Hayyam’ın 10. Çevirisi (1). Cumhuriyet, s. 2, 5.

