Hikâye / Evliler

– Dinle aziz sevgilim. Evlenmeden önce aşktan, vefasızlıktan alakasızlıktan bahsederdik. Birbirimizden hiç bir şey gizlememek için söz vermiştik. .

Erkek, çok nadir haller müstesna, ondan ayrıldığı asla işitilmiş değildi.

– Söyleyecek bir şeyin mi var?
– Evet.
– Her halde korkulacak bir şey yok. Ben bu sözleri anlayamazsam bile sen zekisin. Bana anlatabilirsin. Her şey geçer. Geçer ama sen beni endişeye düşürdün.
– Dinle. Seni seviyorum. Mesudum. Ben, sen, ikimiz: Bu bana yetiyor. Fakat neden senin evde olmadığın zamanlar Galev bize geliyor?
– Bu nasıl sual? O seni çok eskiden de tanırdı.
– Fakat, eskiden çok seyrek gelirdi. 
– Onun seninle bir alâkası yok ki.. Yoksa bir tesir mi gördü?
– Hayır!
– Haydi saklama?
– Söylediklerinden bir şey anlamıyorum. 
– Sen aşıksın, seviyorsun onu.
– Ne saçma sözler! Ben onu bir gün bile değerli bir adam yerine koymadım ki, bana aşık olsun. Sen, teneffüs ettiğim şu hava gibi zarurî olarak benimsin. Ona artık bize gelmemesini söyledim. 
– Tamiri imkânsız bir hata yapmışsın. Bu hareketin bence bir aşk itirafına müsavidir.
– Ben onu sevmiyorum, anlıyor musun? Yanımdan geçeceğini düşündüğüm zaman bile sırtımdan titremeye başlıyorum. Ve ıztırap çekiyorum. senin bu hareketin bir hastalıktır. İhtimam et. 
– İşi anlıyorum. Bu hal bir dram veyahut bir komedi halini alacak. Ve piyeste kimin rol alacağını da biliyorum. 

Ben kulislerin arkasında bekleyeceğim. Çünkü sahneden gözükürsem hiddetini tahrik edecek ve umumun içinde kendime gülmeyi ve merhameti celbedeceğim. Seni seviyorum ve sana imanım var. 
Evet, dehakâr bir tablo, bizi aynı zamanda alelâde bir manzara önünde durmaktan alıkoyamaz. İyi yemek yemeyi seven bir adan bile en büyük lezzeti çok zaman karavanadan aldığı zevkte bulur. Fakat beni affet. Bütün bu saçma sözleri çok büyük sıkıntı içinde bulunduğum için söylüyorum. 
“Neden beni serbest bıraktın? Yoksa bizi korkutan tehlikeyi önceden yok ederdim. O, o bana inanıyor, fakat ben ona inanmıyorum. Oh.. Zevcim, sen aldattıkları zaman çılgınlık gösterdin. Ve sadakatsizlikleri önlemek için hiç bir harekette bulunmadın. Ne kayıtsızlık!”
Kadın artık erkeğin kendisini sevmediğine ve sevgisine karşı hiç bir saygısı kalmadığına kani olmuştu. Erkek kadını çok hafif buluyor, hatta hareketinde bir cinayet mevcut olduğunu kabul ediyordu. Eğer bu kadın onu sevseydi böyle bırakıp gider miydi? Karısından başka bütün diğer kadınlar gözlerinin önünden geçti. 
“Kocam ne kadar sevimliydi. Beni, bu meseleden dolayı hiç teessür duymadım zannediyor. Mukavemet ediyorum. Ama mukavemet bu kadar basit bir şey olsaydı bütün kadınlar haysiyet sahibi olurdu.”

Sonra cesareti kırılmış bir halde kanapenin üzerine çöktü. Ve bir çocuk gibi büyük bir zaaf içinde ağlamaya başladı. 

– Sor bana, Linoçka, bakalım sensiz rahat edebildim mi?
– Bana hakaret ediyorsun! Bana yaptığın bu şeyleri başka hiç bir kadına yapamazsın. 
– Hayatta olan şeylere boyun eğerim ben. Fatalistim (Kadere inanırım.)
– Yani?
– Beli aldatırsan?
– Sizin böyle boyunuzdan üstün mülâhazalara girişmenizi doğru görmüyorum. 
– Tekrar ediyorum… Ben fatalistim… Sen benim olmasan, bir başkası olacak. Şimdi olmasa sonra olacak. 
– Sana benden başka bir kimsenin kıymet vereceğini sanıyor musun?
Ve adam onu kollarının arasında sıktı. 
“Niçin onu gönderdim?.. Fakat kendi kalmadıktan sonra..”

***

“Bugün geliyorum. Şaşa”
“Saat on. Biraz sonra burada olacak.”
Kadın asabi idi. Mutfağa girdi. Onu böyle yemek vakti düşünüp beklediğinden dolayı hiç şaşmadı. Bir şeyden ürkmüş gibi odaya döndü. Salona girdi. Saçlarında portakal çiçeklerinden yapılmış bir taç, üzerinde gelinlik robu. 
Kapının önünde bir araba. 
Muhakkak odur. 
Avluda birisiyle konuşuyor. Fakat bu ses bir yabancının sesini hatırlatıyor. Kapı açıldı Şaşa!…
Ve kadın onun kollarının arasına düşüyor. Eğer Şaşa onu sıkmasaydı az kalsın kadıncağız kendini tutamayarak düşecekti. 

– Ne yapıyorsun Linoçka? Ayağa kalk! Sakin ol… Korkacak hiç bir şey yok.
– Evet öyle, beni tahkir etmen lâzım. 
– Böyle saçma şeyler konuşma canım. Otur hele. 

Biz iki evliler küçük mağazalar ve büyük mağaza levhalarına benziyoruz. Aşk, sadakat, vazife… Bunlar boş ve birer reklamdır. Bunlarla uğraşıp duruyoruz. Halbuki biz ikimiz de fani ve günahkâr insanlarız. Aziz yavrum beni yalnız bırakma.

***

Taze bir hayat bulan Linoçka yavaş yavaş sükûnet buldu. Çok zaman göğsünü eğip büzülerek, mırıldandı:
“Hislerimle mücadele ettiğimi o biliyor.”
Şaşa şimdi daha çok yumuşamıştır. Hayatından bu manasız sayfayı sildi. Artık öteki adamın hayali aile hayatımın sükûnetini bozmuyor. 
Bir gün, erken yedikleri bir akşam yemeğinden sonra beraber duymuş oldukları tatlı atmosfer içinde susmuş duruyorlardı. Birden bire Linoçka:

– Evet, dedi. Biz kadınlar siz erkeklerden daha idealist insanlarız. Erkek ona hayretle baktı. 
– Ne dedin anlamadım?
– Ne olacak. Sen beni affettin. Eminim ki sen beni affetmeseydin ben seni asla affetmeyecektim. Asla!

Kadın bu sözü o kadar inatla tekrar etti ki erkeğin yüzünde kızmış olduğu görülüyordu. 


Mihailof, P. (1938, Mayıs 30). Hikâye / Evliler. (Çev: Rüştü Şardağ). Ulus, s. 9


Yorum bırakın