
Hristiyan Avrupa ve öteki dinlere bağlı milletlerin yaşadığı cehalet çağlarında, Müslüman ülkeleri; okullarını, fakültelerini, üniversitelerini kurdular. Bugün bile, batılı inceleyicilerin şaşkınlıkla saptadığı, kitaplarına aldığı bu kültür, ilim ve edebiyat eserleri, o sayısız ilim ocakları, Müslümanlar için doğaldı: Kur’an ilme, bilgiye, irfana ölümsüz ayetlerle yer vermedeydi. Tanrı buyruğu idi bu! Zengin Müslümanlardan pek azı hariç bugün varlıklı Müslümanların bir okul yaptırmak aklına gelmiyorsa, kabahat İslâm’da mı? Kur’an’da mı? Abbasoğulları, Gazneliler Selçuklular, Harzemliler, Endülüs Emevileri, Fatimîler, ülkelerinde okul yapıp millete bağışlayan zenginlerin yarışmasına yetişemiyordu. İlme hizmet etmeden ölmek! Gerçek Müslümanlar için, bu imansız ölmek kadar korkunçtu.
İslâm ülkelerinin parlak çağlarında ve dönemlerinde Nizamiye, Mustansıriyye, Halaviye, Câziyye, Elezer Huseyniyye ve benzerleri gibi üniversiteler kuruldu. Büyük Selçuk Türk’ü Müslüman vezir, Nizam ül Mülk, Bağdat Nizamiyye medresesini yaptırmak için (600.000) dinar harcamıştır. Bununla yetinmeyen bu Müslüman evladı; Efehan, Nişabur, Belh, Herat, kentlerine de el uzattı. Buralarını da birer üniversiteye kavuşturdu.
Çok acı ve elimizi utançtan yüzümüze kapattıracak olan da şu: O zaman Avrupa’lılar üniversitelerini, doğuya inceleme kurulları göndererek kurma uğraşısına giriştiler. Batının en eski üniversitesi, İtalya’da, “Salerno”ydu. Geniş çapta İslâm üniversitelerinin etkisiyle mayalandı. Bunun gibi “Bolonya” ve “Oxford” üniversiteleri, İsa’dan sonra 12. Yüzyılda kurulabilmiştir. Bugün batı üniversitelerinde rastladığımız bazı deyimler tıpkısına İslâm Üniversitelerinden çevrilmedir. “Reading” İslâm Üniversitelerinin “Kıraat”ıdır. “Hearing” te bizim “Semâ” karşılığı. İslâmın “icâze”si, batıda “licence”a dönmüştür. Hatta Avrupa dillerinde zorlanarak söylenen “Baccalareus” deyiminin, birçok batılı oryantalistin bildirisi sonucu, Arapça “Behak’kurruvâye”den geldiği kanıtlanmış bulunuyor. Kısa zamanda bütün Horasan kentlerine, Mısır’a, Endülüs’e atlayan yüksek okul ve üniversite kurma aşkı kendi yanısıra hastahane, okul, doğumevi, konuşma salonu, kitaplık ve mescid’i de “Külliye”sine, yani üniversitenin tüm yapısı içine aldı.
İslâm ülkelerinin her köşesinden gelen öğrenciler; günümüzde olduğu gibi şaşırtmaca ve lise mezunlarını sokağa atmaca sınavlarına değil yeteneklerine göre yoklanırlar, uzmanlık sınavlarına alınırlardı; hiçbiri geri döndürülmezdi.
Zengin veliler, “Üniversitelere bağışın ilme hizmet, ilme hizmetin, Allah’a kulluk olduğunu bilerek okulların çalışmasına katkıda bulunma yarışına çıkarlardı.
Ya uzak köylerden gelenler? Onlara da kapılar açıktı. Bir şartla: Ücret ödemek yok. Yatmak için oda verilecek ve bir de maaş bağlanacak.
Asıl ilginç yanına bakın; hem de ne acı: Bugün üniversitelerimizdeki “Ordinaryus Prof”, “Prof.” ve “doçent” payeleri; Avrupadan alınmadır. Gelin görün ki batılılardan önce hocalar, İslâm üniversitelerinde değerlendirilmişti. Ord. Prof=Ustad. Prof=Müderris. Doçent=Muîd.
Bir acı gerçek daha: Bu ilk İslam profesörleri de, fakültelerde derse gelirken özel giysilerini giyerlerdi.
Müslüman üniversitelerin bilimsel çalışmaları da kendi aralarında bir yarışma halindedir. Gün geldi, “Mustansıriyye”, “Nizamiye”yi geçti. Zengin sultanları bile Şam ve Mısır’daki topraklarında, özel medrese binaları (yüksekokul) kurdular. İlim aşkının, üniversiteleri çoğaltışında en dikkati çeken olay şu: Hayvan sürüleri gibi her yeri çiğneyip, geçen Moğollar bile kısa bir süre sonra ilimin ne olduğunu anlar oldular. Moğol Sultanı Hodâbende Mohammed, gezegen bir medrese yapıp ordusuyla birlikte yola çıkardı. 6. yüzyılda, Endülüs seyyahı İbn-i Cebir Şam’da yirmi medrese, iki üniversite, Bağdatta otuz üniversite bulmuştur. Bu okuma ve ilim sevgisi nereden geliyordu? Kur’an’dan. İslâm’dan. Ama yalancı hocaların ağzındaki İslâm’dan değil! Rabbimizin işte ilk buyruğu: “Oku! Şanı yüce Allah’ın adıyla başlayarak Oku!”
Şardağ, R. (1973, Ekim 04). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – İslâm’da okullar, üniversiteler. Yeni Asır, s. 5.

Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

