Doktorlukta, tıp ilminde İslâm

İslâm ülkelerinden önce, Süryanîlerde, küçük tıp dergilerine rastlanır. Fakat tıpla dünyayı şaşırtan, sonra da yüzyıllarca eğiten çalışmalar, yine İslâm ülkelerinde görülür. Hastaneler, bulgular, ilâçlar, bilimsel kitap ve tedaviler hayranlık uyandırıcı bir gelişme içindedir.

“İslam doktorları ve tıp bilginleri, deneylerle uyuşmayan hiçbir bilgiyi akla uygun bulmamışlardır. Avrupa tıbbı islam dinine dayalı bu bilimsel buluşlara çok şey borçludur.”

Yohanna İbn-i Mâsûye Vehbet’ullah bin Said

Ulu Tanrımızın her alanda ilim yapılmasını emreden buyrukları, geçmiş yüzyıllarda, Kur’an’ı gerçeğiyle bilen, Hz. Muhammed’in anladığı gibi anlayan bilim adamlarımıza öncü olmuştur.

Sâfi’ye de bağlanmak istenen, aslında yüce peygamberimizin sözü olduğu muhakkak olan şu özdeyişe bakın:

“El ilm ül ebdan vel ilm ül edyan” önce beden, sonra da din ilimlerini öneren bu özdeyişin kaynağı da Kur’an’dır. Tanrı’nın bir emaneti olan insan vücudunu korumak için onun ilmini yapmak. Müslümanlar buna çok önem verdiler. Doktorluk medreseleri, şifahaneler, deneysel araştırma merkezleri, bölge hastaneleri birbiri peşi sıra kuruldu. Hastanelerde Musevi, Hristiyan ve Saibîler de çalışma olanağı buldu.

Göz doktorluğundan söz eden en eski kitap elimizdedir; yazarı da İshakoğlu Honeyn’dir. Çiçek hastalığıyla kızamık arasındaki ayrıma ilk işaret eden ve Zekeriya Raşi’ye ilişkin olan “Elcedri vel hasbe” adlı eserin benzerine, daha önce hiçbir Yunan doktorunda rastlanılmaz. Tıp ve kimyada, deneylerle donatılmış büyük bir ilim hazinesine sahip olan Razi, bugün batı ansiklopedi ve üniversitelerinde “Rhazes” diye yer alır. Alman bilgini Her Şiberg, Melikşah devrinde Abü Ruh Muhammed bin Mansur adlı bir İslâm bilgininin göz doktorluğunda ün yaptığını, “Altın elli doktor” diye tanındığını belirtir. “Nur ül uyun” adlı kitabı yeryüzünün ilk ve tek otoritesi sayılır. 

Müslüman göz doktorluğu katarakt ameliyatından başlayarak, gözün her tabakası üzerinde gelişmiştir.

Bağdat’ta büyük bir hastane yaptıran Razi’nin, aslı elimizde bulunmayan, fakat Latince çevirisinden yeryüzüne yayılan “Elhâvi” adlı kitabı, bir tıp ansiklopedisidir. Yunan, Hint, Türk, İranlı ve Süryanîlerin doktorluk alanındaki çalışmalarına kendi araştırmalarını da katarak kaleme aldığı “Elhâvi” yüzyıllarca, Hristiyan okullarında ders kitabı oldu.

Tıpta en azametli eser, Müslüman Türk bilgini İbn-i Sina’nın “Kanun”udur. Kendisinden önceki çalışmalar yanında kendi deney ve araştırmalarına da genişçe yer veren İbn-i Sina‘nın bu eseri Latince olarak Avrupa’da yirmiye yakın baskı yapmıştır. Alman profesörü Türingen “İlmin Işıkları” diye Fransızcaya çevrilen kitabının 29. yaprağında der ki: “Kanun, uzun yüzyıllar, Avrupalılar için ikinci bir incil oldu.”

Endülüslü İbn-i Rüşd, çiçek hastalığı üzerinde; 776 hicret yılında ölen İbn el Hatip Endülüsî, Taûn (veba) hastalığının bulaşıcılığı üzerinde 687 hicret yılında ölen yine Endülüslü İbn in Nefis Dımışkî, hücrelerin tahribi ve kanın akciğerlerdeki dolaşımı hakkında ilk kez eserler yazmışlar, görüşlerini kabul ettirmişlerdir. Bugün Avrupa, İspanyol doktoru Serotius’tan yüzyıllarca önce Dımışkî’yi kan dolaşımının bulucusu olarak tanır ve adını “Ebil hazm” diye yazar.

İsa’dan sonra 12. yüzyıldayız. Avrupa operasyon metodu olarak Müslüman doktorlarından faydalanıyor. Özellikle, batının adını “Albucacis” diye okuduğu, Abülkâsımüz Zehravî, “Kitab üt tasrif” adlı eseriyle operasyon metodunda icatlar ortaya atmıştır. Arap doktorlarından, Esane bin Münkaz, bir Hristiyan doktorun “Bizim operasyon usullerimiz, pek vahşi bir kasap usulüdür” dediğini anlatır.

Cüzzam alanında da ilk aramayı Müslümanlar yaptı. Ebelik ve çocuk bakımında öncü onlardı.

Hele hele, Müslüman bilginlerinin, büyük tıp bulguları, psikolojik doktorluğun da temeli sayılan incelemeleri şaşırtıcıdır: Hastaya, mizaca, yapıya göre ilaç. İlaçların tertibinde, şurup, macun, merhem ve muşambaları hazırlamada çok titizdiler. Vücut ve ruh sağlığı için buldukları bazı ma’cunların öncesi yoktur.

İbn-i Sina iki ruhlu olup kendisini vakit vakit öküz sanan bir ruh hastası hakkında dikkatleri kendine çeken dört makale yazdı. Dünyada mali hülya (kara sevda şizofreni) hastalığını bulan ilk doktor Müslümandır, adı da “Ab ul Berekât-ı Bağdat” dir. İbn iz zühr Endülisî, müzmin kabızlığı üzüm suyu ile karışık bir macun sayesinde giderdi. Ab ül Kasım Zehravî, mesane taşlarını kırmada, bugün bile üstesinden tam gelemediğimiz bir alanda ilk ilâcı ortaya attı. Bir Hristiyan Arap olan Yohanna İbn-i Mâsûye Vehbet’ullah bin Said’i birlikte okuyalım: “İslâm doktorları ve tıp bilginleri, deneylerle uyuşmayan hiçbir bilgiyi akla uygun bulmamışlardır. Avrupa tıbbı İslâm dinine dayalı bu bilimsel buluşlara çok şey borçludur.”

Kur’an’a, İslâm’ın gerçeğine yeniden ve aşkla bağlanmamıza yardımcı olmak üzere, tıp alanındaki İslâm şahlanışlarını ve Avrupa’yı eğitme uğraşılarını yarın da izleyeceğiz.


Şardağ, R. (1973, Ekim 05). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – Doktorlukta, tıp ilminde İslâm. Yeni Asır, s. 5.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın