İslâm’da coğrafya aşkı ve Allah’ın buyrukları…

Elimizde Farsça “Kur’an-ı Mecit” ve Edward Monte‘nin Fransızca “Le Koran” çevirisi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 1960’da sayın Hayri Mumcuoğlu’nun ilgisiyle yayınlattığı, Türkçe’ye pek başarılı olmayan çevirisiyle birlikte sunulmuş. Avrupa’da Kur’an-ı Kerim var. Ayrıca bu üç dilde yazılmış başka baskı ve yayın kanallarından çıkmış kutsal kitabımız. Karşılaştırmalı olarak yaptığımız, yıllar süren incelemelerimiz bize inanç verdiği içindir ki, “İlim, uygarlık ve insanlığın temeli Kur’an’dır” genel başlıklı dizi yazılarımıza başlamıştık.

Coğrafya alanında da ilk Müslümanlara esinlenmiş ve güç kaynağı olan tek kılavuz, Kur’an olmuştur.

Yüce Tanrımız, Kur’an’ın Mülk Sûresi, 15. âyetinde, ne kadar açık olarak buyurur: “Dünyaya, ey insanlar sizin için boyun eğdiren O’dur. Öyleyse yeryüzünde dolaşın. Allah’ın verdiği rızıklardan yiyin; dönüş gene O’nadır.” Bugün Müslüman bilim ve devlet adamlarından pek çoğunun gezileri, turistik niteliğinden öteye geçmiyor. Müslüman ülkelere yeni, ileri bir katkı kazandırmıyorsa, suç İslam’da mı? Kur’an’da mı?

Sevgililerin en sevgilisi Allah’ımız Cum’a Sûresi’nin 10.âyetinde şöyle buyurur: “Cum’a namazından sonra, yeryüzüne yayılın, Allah’ın bağışından rızık isteyin. O’nu anın; mutluluğa erişesiniz.”

Ulular ulusu Tanrı’mız, yine kutsal kitapta Casiye Sûresi’nin 13. âyetinde der ki: “Göklerde ve yeryüzünde olanların tümünü Allah, sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda düşünen kimseler için dersler vardır.”

Nitekim ilk Müslümanlar, altı yüzyıl bu buyrukları, uyanık bir gözle okuyup anlamışlar ve gereğine uyarak bütün dünyayı karış karış dolaşmış, gözlemiş, gördüklerini bilim haline getirmişler, hem kendilerini hem öteki dinden ulusları, özellikle Avrupa’yı eğitmişlerse, en büyük pay, yücelik payı Allah ve Kur’an’ın değil mi? Ama son yüzyıllarda Müslümanlar gezmemiş, görmemiş, aklını kullanmamış; incelememişlerse, çalışmamışlar, Tanrı’nın verdiği rızıkları sağlamada bile batıdan yardım umar hale gelmişlerse, “Göklerde ne var?” ondan vazgeçtik, yeryüzündeki besinlere, yerin altındaki Tanrı bağışlarına kör kalmışlarsa, kabahat İslam’ın ve Kur’an’ın kendisinde mi? Yoksa Kur’an’ı ilk Müslümanlar gibi anlamayan bilgisiz din adamlarıyla, evrendeğer dinimize karşı ilgisiz ve umursuz kalan aydınlarda mı?

Halbuki, insanı kendisine vekil olarak dünyaya gönderdiğini Kur’an’da belirten ulu Tanrı, O’na, son nefesimize kadar şükretmemizi gerektirecek maddi, manevi besinler yaratmıştır:

“Allah size, bol bol ele geçirebileceğiniz zenginlikler vermiştir. Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği fakat Allah’ın sizler için sakladığı başka zenginlikler de vardır.”

Bu besinleri, zenginlikleri, ele geçirmek için gereken çalışma ve uğraşılara girmemişsek, dünyayı dolaşmamışsak, suç kendimizde değil mi?

Yüzyıllarca, genel kültürden, olumlu bilimlerden yoksun, pek çoğu çıkarıcı din adamları, birçok rızıkları Müslümanlara yasaklamış, süslenmeyi de din adına red etmiş değiller midir? Gelin görün ki, şeriatta yani, en doğru yolun sonsuza dek ışık vericisi kalacak olan Kur’an’da tüm rızıklar ve süslenmeler insanlara helal edilmiştir:

“Ey Muhammed, de ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı süslenme araçlarını ve temiz rızıkları, size kimler haram kılıyor? Bunlar dünya hayatında insanlarındır. Kıyamet gününde de, onların olacaktır.” (Kur’an Ârâf Sûresi: Âyet 32)

Ama İsa’dan önce ta 10. yüzyıllarda başlayan gezme, görme, rızık edinme ve yeryüzüne Tanrı’mızın buyurduğu gibi boyun eğdirme aşkı, bilim ve bilgi dallarının her birinde olduğu gibi coğrafyada da Müslümanları öncü kılmış coğrafya ve onu izleyerek tarih alanında en üstün eserlerin verilmesine neden olmuştur.


Şardağ, R. (1973, Ekim 10). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – İslâm’da coğrafya aşkı ve Allah’ın burukları…. Yeni Asır, s. 5.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın