İslâm Tarihçiliği

Tarih örnekleri olarak Müslümanların karşısına çıkanları düşünelim: İranlıların ulusal kahramanlıklarını dile getiren “Pahlavi Kitabı” “Cahiliyye” devri Arapların soysop övüntülerini ve cesaretli örneklerini savaş masalları içinde dile getiren sözlü öyküler. Bunlar arasında, Sami soyundan gelme peygamberler, Babil, Şam ve Mısır padişahlarıyla ilgili olan masalsal söylentiler de var. Tümü; kahramanlara süvarilere, ozan ve hatiplere geniş yer veren bölümlerle dolu. Böylesi haber, bilgi ve öyküleri iletmek Araplar için şiirsel bir kıvanç nedeniydi.

Zamanla, insanlığa gönderilmiş, son peygamber yüce Muhammed’in nitelikleri anlatılmaya başlandı; ardı sıra da yepyeni bir çığır: Hadisçilik! Hz. Peygamberin ölümünden iki yüz yıl sonra derlenmeye başlanan, pek çoğu yakıştırma, pek azı gerçek olan Hadislerin toplanılmasında tarihsel bir tat alma, merak giderme de rol oynuyordu. İlk Arap tarihçileri arasında İbni Hüşam göze çarpar.

Bunu izleyerek İbni Sa’d’in “Tabakat üs sahabe”si ilk İslâm tarihi kitapları arasına karıştı. Onlarda, peygamber ve peygamber yakınlarının yaşantıları, Kur’an ve hadislerde bulunan, çözülmesi gerekli sorunlar yer alır. Göçmüş ulusların haline, Yahudi, Hristiyan ve Arap tarihlerine ilk kez ışık tutuluyordu. Fetihler başlamış, Yunan, Roma, İran, Türkistan’la değintiler kurulmuştur. Hind, hatta Çin tanınmıştır. Müslümanların Afrika ve Asya’ya kadar uzanık ilgi ve merakları araştırmacılığı ve tarih yazarlığını beslemiştir. Herodot ve Tucidites gibi Yunan tarihçilerinin söz ettiği ulusların pek çoğu, haritadan da silindiği için, onların bu kayboluş nedenlerine ve yeni ortaya çıkan, parlayan milletlerin tarihine ışık tutma arzusu İslâm tarihçilerini kamçılamıştır.

Zamanla Abbasoğulları, Müslüman Türk beylik ve devletleri, Bermekî’ler, iranlıların kurduğu yönetimler de görgü alanına girince ortaya, gözleme dayanan bir İslâm tarihçiliği çıktı. Kitaplarda, eski Yunan ve Romalılar gibi öykü ve masal anlatma yerine gerçekçiliğe dönülmüştü. Olayların ortaya çıkış nedenlerine bakıldı.

Dünyanın genel tarihini yazmada ilk örnek, Şiî İslâm tarihçisi Elya’kubî’dir. Taberî’nin tarihi de faydalı bilgilerle dolu “Vakayîname”dir. (Olayları yazan ilk tarih türü) Mes’udî’nin, “Mürevvicü’z-zeheb”i, “Ve’t-tenbih ve’l-eşraf”ı, değerli genel tarihler arasındadır.

Aradan geçen yılların yeni tarihsel birikim ve oluşmaları, “İbni Muskûye”, “İbn-el Esir”, “İbni Cazî”, “Ebul Feda”, “Zehebî”, “İbni Haldun” gibi dünya değer ünlü İslâm tarihçilerini geliştirdi. Bunlar; hem İslâm ulusları, hem de milletler tarihi için doğruya en yaklaşmış kaynaklar oldu. Onları izleyerek yeni bir tarihçi kafilesini karşıladığı zaman: “Semeânî”, “İbni Halegan”, “Kütübî”, “Kafetî” gibi… Artık kimlik bölümleri, halk tabakalarının sosyal durumları, en nesnel ve yanlışsız açılardan ele alındı.

Tarih yazmada, Müslümanlar, yalnız sayıca öteki milletlere üstün olmakla yetinmediler; kendilerinden özge halkların yaşantılarına da rakipsiz bir ilgi duydular.

Babil, Mısır, İran, Yehûd, Yunan, Roma hakkındaki Mes’udî, Ya’kubî, Dinurî ve Taberî’nin tarihleri, yalnız güvenilir bir kaynak olmakla kalmazlar, ayrıca Hind, Türk, İran, Çin, Sudan ve Avrupalılar hakkında da bilgiler sunarlar. Batıya ilişkin bu tür bilgilerin İbni Esir ve Reşideddîn Fazlullâh‘ın tarihlerinde toplandığını görüyoruz.

İslâm tarihçileri araştırmacıydılar, derinlemesine inceleyiciydiler. Taberî’nin Hadis (Peygamberimizin sözleri) iletmesindeki, “isnat”lara (Hadisleri sağlam belge ve konutlara dayama) el atış biçimi gerçekçiydi: Söylentileri en sondan en ilke kadar ulaştırma uğraşısından çekinmezdi. Bugünkü tarih anlayışındaki kaynak gösterme metodudur bu.

İbni Halegan; Ebul Vefa’nın kimliğindeki bölümde, Bozcanî’den söz ederken: “Ben onun ölüm tarihini bilmiyordum. Bu sebeple, bir şey yazmadım; beyaz bırakmıştım yerini. Ama 20 yıl sonra hakkında, İbni Esir’in tarihinde bilgi buldum ve eksik bıraktığım yerini, yirmi yıl bekledikten sonra doldurdum” der.

Böylesine dikkatli, dürüst davranma ve araştırma anlayışıdır ki, ilk bilimsel tarih yazma şerefini de Müslümanlara bırakmıştır.

Ya’kubî, dünya kentleri hakkındaki bilgilerin görgüye dayanmayan bölümlerini, yüzlerce insana sorular sorarak bütünlerdi. Sonra da gezilere çıkınca onları belgelerdi. Tarihçi Mes’udî tarih yazabilmek için Hindistan, Seylan, Japonya Adaları ve Afrika’da Zengibar’a kadar gitmiştir.

Birunî, “El âsâr-ı Bâkiye” adlı eserinin önsözünde, araştırma metodunda çok dikkatli davranılmasını önerir. Buradaki şu cümleye bakınız: “İslâm ahlâkının ve ilmin gerektirdiği bir gerçekçilik, dikkat ve ihtiyat gerekir.” Bunun gibi, İbni Halegan, tarih yazmada akıl ve uzak görüşlülük gerektiğini söyler.

İnsan karakteri, tarihçiden, muzaffer kişilere dalkavukluk yaparcasına övgü sayfaları bekler. İlk İsâm tarihçileri, bundan kaçınmışlardır; Allah’tan başkasına kulluk yapılamayacağını bildikleri için “Elfahrî” adlı kitabın yazarı İbni Taktakî, yer yer, Abbasoğullarını öyle eleştirir ki, burnunuza garez kokusu bile gelir. Ad üd Dovle’nin buyruğuyla istemeden “Kitabü’t- Taci”yi yazan Sabî, bu zorlamadan üzgündür. Kellesinin gideceği korkusuna rağmen ne işle uğraştığını soran bir dostuna: “Bir avuç batılı dizmekteyim” der. Hristiyan Arap tarihçisi Corci Zeydan “Medeniyyet-i İslamiye Tarihi”nde, tarafsızlıktan çıkarak ona gölge düşürmek istese bile.

Tarihçi Ebû Ali Maskûye: “Söylentilere önem vermektense, olayların gerçeğine eğildim” der. Batı tarihçisi Spingler’in hocası sayılan İbn-i Haldun aklı ve “istidlâl” (belgelere dayanma) öne alır. “İbn-i Haldun mukaddimesi (önsözü)” diye doğuda ve batıda hayranlık yaratan bu bölüm, tarih felsefesinin de, tarih ilminin de şaheser bir başlangıcıdır. Yunanlılar, masal devrine, onun tarihiyle son verdiler. Batıda büyük tarihçi Vico’ya gelene kadar, bu İslâm tarihçisinin benzeri yoktur. Auguste Compte, Herbert Spenser ve Herder onun eserine tanış olsalardı gerçekleri araştıranların tutumu başka bir renkte olurdu.


Şardağ, R. (1973, Ekim 11). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – İslâm tarihçiliği. Yeni Asır, s. 5.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın