İslâm tasavvufu ve Avrupa

İslâm’da tasavvuf ve tasavvufçunun hali; “Temiz kalp sahibi olmak, yoksulluğu, haksız ve haram zenginliğe üst tutmak, her çeşit azgınlığı beden ve ruhlara haram kılmak” gibi nitelikleriyle tasvir edilmiştir. Geçmiş yüzyıllarda “Şeriat” diye bağırıp tasavvufa çatan bazı din adamları ne kadar Kur’ân’a bağlı iseler, tasavvufçular en az onlar kadar kutsal kitabımıza bağlıdırlar. İslâm tasavvufçuları, kendilerini yavaş yavaş yok eden Hindlilerin davranışı içinde olmamışlardır. Ayrıca Hristiyan ruhbanlığının âcizlik kokan havasına da bürünmemişlerdir. Bu nedenle onu, Hind mezheplerinden, Yeni Eflatunculuktan, mesih törenlerinden etkilenmiş olarak düşünmeyiz.

Bunun tam tersine; Hristiyan Avrupa tarih içinde İslâm tasavvufundan çok şeyler almış, geniş çapta esinlenmiştir. Orta çağın skolastik kültüründe de bu irfanı bulmaktayız.

Haçlı savaşlarının arkasında İslâm dünyasına kayan iki Hristiyan zümre vardı: Hastahaneciler doktorlar ve kilise sûfîleri. Bunlar Mısır ve Şam tasavvufçularıyla ilişki kurdular. Onlardan bazı görüşleri apardılar.

Dante, “Tanrısal Komedi”sinde, Muhyiddin İbni Arabî’ye ve bazı doğu İslâm tasavvufçularına çok şey borçludur.

İspanyol kimya bilgini ve kalem adamı Raymond Lulle, aynı zamanda koyu bir Hristiyan bilgesi ve tasavvufçusuydu. Müslüman ülkelerinde birkaç kez geziye çıkmıştı. Geniş çapta Müslüman irfanının etkisinde kaldı. Assisli Aziz Françoise; 13. yüzyılda Fransız keşişlik ve azizliğinin ilkelerini saptarken öyle vaizler verir ki, kendisinden yüzyıllarca önce yaşamış olan İslâm tasavvufçularının kopyası gibidir bunlar. Müslüman tüccar, hacı kafileleri ve bilim adamlarının taşıdıkları etken görüşler arasında tarikat yolcularının davranış ve inanış özellikleri de batıya sızmadaydı.

Batı Avrupa’nın felsefe isteklilerine, İslâm tasavvufçusu İbni Seb’in‘in görüşleri çok sızmıştır. Floransalı Yovahim, birkaç kez gittiği Filistin’de Müslüman tasavvuf felsefesiyle mayalanmıştır. Eski Alman sofilerinden Meister Eckhardt, bu alandaki bilgi yükünü İslâm irfanına borçludur. Batılı oryantalistler bunu onaylar.

Guietiste’ler (İspanyol papazı Molinos’un kurduğu ve her çağda Hıristiyan ülkelerinde egemen olmuş mistik Allah aşkının yolcuları) şöyle der: “Bireyin kurtuluşu, Tanrı’nın bağışından özge bir yolla olasılaşmaz.”

Yüzyıllar öncesi İslâm tasavvufçularının görüşü de buydu.

Batılı bilginler, İspanyol azizi Raymod Lulle‘nin görüşleriyle Muhyiddin Arabî‘nin felsefesi arasında bir ilişki bulurlar. Hatta Dante’de de, bu büyük İslâm tasavvufçusundan büyük etkileniş vardır. “Cehennem” bölümünde yüce Muhammed’e ve Hz. Ali’ye kinle çatan ve küçülen bu büyük İtalyan ozanı, Muhyiddin Arabî‘deki “Nizam”ı Beatrice ile eserine adapte etmiştir. Aziz François d’Assise‘in davranışları, Şeyh Şebüşterî’ye ne çok benzer.

Santa Tereza, Tanrısal aşk çağrılarında, yüzyıllarca önceki Rabia-i Adviyye gibidir. Her ikisinin yoksulca yaşamanın destanını yaşatmaları, hem Müslümanlık hem insanlık lehine göz yaşartıcı bir tablodur.

Alman filozofu Wilhelm Leibniz bu Hristiyan sûfî kadından söz ederken, şöyle der: “O’nun sözleri ve davranışları, hatta yaşantılarının bir bölümü, İslâm tasavvufçusu Rabia’yı anımsatır. Onun gönlünde de Rabia’nınki gibi yalnız Allah konuktur.”

Çeştiyye, Şetariyye, Melamiyye, Nakşıbendiyye şeyhlerinin görüşlerine, yalnız batıda değil, Hindliler, Malezya halkı ve Lava’ya kadar uzanan yerlerin halkları arasında da rastlanır. Bu görüş ve etkiler; savaşlardaki tarikat gazileri ve türlü Müslüman gezginleriyle sokulmuştur.

Özgürlüğe bağlanmak, mezhepler arasında taassubu bırakmak, hatta dinler arasında bir kardeşlik köprüsü kurmak, bütün İslâm tasavvufçularının arzusu idi.

Tasavvufun, Müslümanlar arasında yarattığı kardeşlik halkası, yüzyıllar içinde, türlü yollarla bu ayrı dinden ülkelerin ayrımlı görüşler taşıyan kişilerini de isteyerek veya istemeyerek yoğun etkenliği içine almıştır.


Şardağ, R. (1973, Ekim 13). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – İslâm tasavvufu ve Avrupa. Yeni Asır, s. 5.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın