
Sosyal adaletten kaçan kâfirle eşittir.
Peygamberle özel bir konuşma mı yapacaksın; yine yoksula yardım. Her şeyde, her şeyde sosyal adalet!
Yalancı komünist çığırtkanından, yoksul tabakalara arkasını çevirmiş, duygusuz, sömürücü zenginden esin ve işaret beklemeye gerek yok ki!…
“Ey inananlar! Peygamberle özel olarak görüşeceğiniz zaman, bu konuşmadan önce yoksullara sadaka verin. Bu, sizin daha iyi ve daha temiz olmanız içindir. Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız, üzülmeyin; Allah, hiç kuşkusuz, bağışlayandır. Acıyandır.” (Kur’an, Tegâbûn Sûresi: Âyet 12)
Bütün bu yardımlara gözlerimizi kapatıp yılda bir kez zekât vermekle, Müslümanlık ve zenginlik görevimizi geçiştiremeyiz. Zekâtın yeri namazla birlikte Kur’an’ın başka âyetlerinde belirtilmiştir.
Zenginler, Müslümansanız, ölüm gelip çatmadan önce davranın: “Birinize ölüm gelipte, ‘Rabbim, beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, ölmeden önce sadaka versem; iyilerden olsam’ diyeceği zaman gelmeden, size verdiğimiz rızıklardan harcayın.” (Kur’an, Tegâbûn Sûresi: Âyet 10)
Allah’a karşı gelmekten sakınmanın yolu da sosyal adalettir. “Allah’a karşı gelmekten gücünüzün yettiği kadar sakının, buyruklarını dinleyin, kulluk edin, kendi iyiliğiniz için mallarınızı hayra harcayın. Nefsi’nin doymazlığından korunan kimseler… İşte onlar mutluluğa ermişlerdir. Eğer Allah’a güzel bir ödünç sunusunda bulunursanız onu, sizin için kat kat çoğaltır ve sizi bağışlar. Allah, şükretmenin karşılığını verendir.” (Kur’an, Tegâbûn Sûresi: Âyet 16- 17)
İslâm dinine ilk baş kaldıranlar, küfre, sapkınlığa devam edenler yoksullar değil, zengin, varlıklı kişilerdi. Bunu bilmemizde de Allahımız fayda görmüştür: “Varlık sahibi olup da seni yalanlayanları bana bırak, onlara az bir ara ver. Hiç şüphe yok, katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır.” (Kur’an, Müzemmil Sûresi: Âyet 11-13)
Bu kadar yüce bir din ve Allahımız öyle acıyan, esirgeyen ve bizlere güçlük çektirmeyen bir yüce sevgilidir ki, hasta olanlarımızı, gündüz rızık peşinde koşanlarımızı dikkate alır ve kılabileceğimiz kadar namaz ve gücümüz ölçüsünde zekât vermemizi hatırlatır. Dört yüz yıldır, camilerimizde bu ve buna benzer âyetleri görmeyen din hocalarının Mevlâna Hünkâr karşısında küçük kalışlarının sebebi de ortaya çıkıyor.
“Ey Muhammed, şüphesiz Tanrın, seninle birlik olanlardan bir topluluğun ve senin, gecenin üçte ikisi, yarısı ve üçte biri içinde dua etmek maksadıyla uyandığını bilir. Gece ve gündüzü, O ölçer. Sizin, bu zamanları, ibadet bakımından tam hesap ve takdir edemeyeceğinizi bilir ve bu nedenle bağışlanma dileklerinizi kabul etmiştir. Artık Kur’andan sizin için kolay olan bölümleri okuyun. Çünkü Allah, içinizdeki hastaları ve kendi bağışından rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşan kullarını ve Allah yolunda savaşanları bilir. Kur’an’dan size kolay gelen bölümleri okuyun. Allah’a yakarmak üzere namaza kalkın; zekât verin. Allah’a, güzel bir ödünç sunusunda bulunun. Yaptığınız iyiliğin karşılığını daha iyi ve daha büyük bir ödül halinde Allah katında bulursunuz.” (Kur’an, Müzemmil Sûresi: Âyet 20)
Cennete girecekler arasında yüne veren, dağıtan zenginin bulunduğunu görüyoruz: “…Onlar kendi içleri çektiği halde, yiyeceklerinden yoksula, öksüze ve savaş tutsaklarına verirler ve bu sırada da biz sizi, Allah rızası için doyururuz ve bunun için de karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz, suratları astırdıkça astıracak bir günde Rabbimizden korkarız.” (Kur’an İnsan Sûresi: Âyet 7-10)
Ulu Tanrımız, nasıl utandırır bizleri; “Yoksulu beslemek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz. Size kalan mirası, hak gözetmeden yiyorsunuz. Malı pek çok seviyorsunuz. Ama yer çarpılıp paralandığı zaman, melekler sıra sıra dizilip Rabbimin buyruğu gelince, o gün cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama, artık öğütten ona ne fayda?” (Kur’an, Fecir Sûresi: Âyet 11)
Yoksul halka ve onun eline erişmek üzere devlete gerçek vergisini vermek dururken servet biriktirenlere lânet etmek için Musevi filozofuna tapmak acınası değil mi? İslâm ve Kur’an yetmez mi?
“Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip, yüzüne karşı da alay eden kimsenin vay haline! Malın kendisini ölümsüz kılacağını sanır.” (Kur’an, Hümeze Sûresi: Âyet 1-4)
Sosyal adaletçi değil misin, yoksullara, öksüzlere karşı ilgisiz misin, kıldığın namaz on para etmez. İslamda gaye neymiş, bazı din hocaları ve bazı dini tanımak mutluluğundan yoksunlar okusun:
“Ey Muhammed, dini yalanlayanı gördün mü? Bu dediğim, yalancı Müslüman, öksüzü kakıştırıp horlar. Yoksulu doyurmaya yanaşmaz. Yazıklar olsun, namaz kılan bu adamlara ki, tüm namazları gösterişten ibarettir. Bir şeyi, eğreti olarak bile başkasına vermeyenlerdir bunlar.” (Kur’an, Mâûn Sûresi: Âyet1-7)
Ah, bu gözleri doymaz mal hırslıları! Bunlardan Ebu Leheb, her namazda Allah’ın lânetiyle anılır: “Ebu Leheb’in elleri kurusun, yok olsun! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermez. Alevli ateşe yaslanacaktır.” (Kur’an. Leheb Sûresi: Âyet 1-4)
İncil’de, en zor geçit, “dar kapıdan geçmek” gibi mistik bir ilkeye dayanır. Hakk kitapları bütünleyen ve dünya devleti ilkelerini getiren Kur’an’daki dar geçit, nedir bilir misiniz? Bugün kavgasını yaptığımız sömürücü kapitalizmle, özgürlüğe düşman komünizme karşı çıkmaktır. Allahımızı dinleyelim:
“O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin? O geçit, bir köleyi hürriyete kavuşturmak, açlıktan bitik bir hale gelen öksüzü yahut, toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.” (Kur’an. Beled Sûresi: Âyet 12-17)
8-13 yüzyıllar arasında, neden Müslümanlar evrene egemendi? Kur’an’ı gerçeğiyle anladıkları için değil mi? Bugün neden perişandır İslâm ülkeleri? Kur’an’a arka çevirmiş aydınların ilgisizliği onun en ileri ilkelerine gözlerini kapamış pek çok din adamlarımız yüzünden değil mi?
Allah ki acıyanların en acıyanıdır. Allah ki günahı bağışlayacağını sık sık buyurur. O’nu Kur’an’da en öfkeli, en ağır cezası ve buyruğu, neden bugüne kadar görülmek istenmedi?
Kâfirlikte inat edenlere yoksullara karşı vicdansız davranışlı mal ve servet azgını zenginler için, bakın Ulu Tanrımızın büyük öfkesine:
“İlgililere şöyle buyrulur: Alın, bağlayın. Sonra cehenneme yollayın ve daha sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun. Çünkü o, yüce Allah’a inanmazdı ve yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi.” (Kur’an. Hakka Sûresi: Âyet 30-35)
Allah katında, sosyal adalete arka çeviren zengin, kâfirle eşittir, uyanalım!
Şardağ, R. (1973, Ekim 19). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – İslâm dininde sosyal adalet ayetleri. Yeni Asır, s. 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…


