
Daha ilk yazılarımızda gözler önüne serdiğimiz İslâm uygarlıkları, temelden hep Tanrı’nın en büyük vergisi olan akla dayanır. 2310 yıl önce Aristo vardı ve aklı o da tahtına oturtmuştu. Fakat ona dinamizmini veren, uygulama alanındaki gücünü Kur’an’dan alanlar, ilk Müslümanlardı.
Thomas Edison da bugünkü bilimsel uğraşılara, evrimlere, teknik ilerlemelere olanak hazırlayan ilk bulgucu, ilk büyük akıl. Ama ondan sonra dünyada nice dev atılışlı gelişmeler oldu.
“Kutsal kitabımız bir anayasadır, tüm insanlığa rahmet olarak gönderilmiştir. Ayrıntılara sapmaması gerekirdi” diye düşünenler var.
Ama hemen söyleyelim ki, Kur’an öteki göksel dinlerden ayrımlı olarak Hz. Muhammed’in vicdanına inmiştir. Hz. İsa ve Musa yalnızca bir elçiydiler. Allah’ın birliğini, yalancı Tanrılar putlar ve ahlâksızlıklar ortamında yaymakla görevliydiler. İnanmayanlara Tanrı buyruğu ile mucizeler de getirmişlerdi.
Hz. Muhammed’in elçiliği yanında devlet yöneticiliği vardır. Son peygamberdir. Öteki kitaplı dinlerin, yoldan sapmış mensuplarıyla başka bölgelerin dinsizlerine tek Allah’ı ilân ediyor, bir yandan da, sonsuzluğa dek yargıları sürecek olan Kur’ân’ın buyruklarıyla bir dünya devletinin temellerini atıyordu. Kur’ân bu nedenle, iktisad, kişisel hukuk, uluslar, devletler hukuku alanında konuşur. Bireylerin öteki insanlar ve toplumla ilişkilerini düzenleyen bir İslâm hukukunun bütün ilkelerini kapsar. Ayrıca bütün bilimlerin, savaş, barış ve sağlık koşullarının ilke ve temellerini atar. Kutsal kitabımız, insanın kendi görevleriyle birlikte, özgür haklarını da güven altına alır. Ama bir nokta çok önemli. Bu özgürlük nereye kadar? Kendisinden başkasına ve topluma zarar vermeyecek sınıra kadar.
Geçmiş yüzyıllardan beri uzaya gelen dinler, birtakım besinlerin yenilmelerini yasaklıyordu. Hatta kitaplı dinler, hatta hatta Müslümanlar bile Kur’ân’a rağmen birçok şeyi kendilerine yasaklayıp duruyorlardı. Her alanda hükümleri sonsuzluğa kadar yaygın Kur’ânımızda İşte Allah’ın sesi: “Ey Muhammed, senden kendileri için neyin helâl kılındığını sorarlar. Söyle ki, bütün temiz şeyler size helâl kılındı.” (Kur’an,. Mâide Sûresi: Âyet 4)
Yine İbrahim Sûresi’nin 32-33. âyetlerinde, “Gökleri ve yeri yaratan; yukarıdan indirdiği su ile yiyeceğiniz ürünleri yetiştiren; denizde yüzmek üzere gemileri, ırmakları, sürekli olarak yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren O’dur.” (Kur’an, Lokman Sûresi: Âyet 20)
Allah, Kutsal Kitab’ında, milletlere değil, insanlara seslenir. Bu sesleniş hep “Ey insanlar” diye başlar. Ama bu insanların tümü bir arada yönetilemez ki!… Hepsinin millet olma hakkı var. Kur’an bunda da yargı koyar: “Ey insanlar, doğrusu, biz sizleri erkekle dişiden yarattık, sonra da kabileler, milletler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız.” (Kur’an, Hucûrat Sûresi: Âyet 13)
Kutsal kitabımız; uzayı “7 kat gök” le atmosferden öncesini, “yakın gök” olarak deyimlemiş ve ayırmıştır: “And olsun ki yakın göğü ışıkla donattık.” (Kur’an, Mülk Sûresi: Âyet 5)
Edvard Monte “yakın gök” deyimini, “Plus bas” (daha aşağı) ve “Le plus proche” (en yakın) sözcükleriyle karşılar. Arapçasında ise “Semâ ed dünya”dır aslı. “Dünyamızın göğü” demektir. Onun dışında, kat kat ilerleyen bir uzaya açıkça işarettir bunlar.
Aklını kullanan Müslüman, şeytanın ilk değil, çok olduğunu kötülük ruhunu taşıyan insanların şeytan olabileceğini anlar. “Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.” (Kur’an, A’râf Sûresi: Âyet 27)
İyi insan olmak!… Bunun türlü nitelikleri, çoğunluğu ile bir dünya dini olan Kur’an’dadır ve mağrur, kendini beğenmiş, pis insanları lânetler. Tanrımız: “İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yer yüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphe yok ki Allah kendini beğenip övünenleri sevmez. Yürürken pozlu değil, doğal davran. Sesini yavaşlat. Seslerin en çirkini, şüphesiz, eşeklerin sesidir.” (Kur’an, Lokman Sûresi: Âyet 18-19)
Allah’la kulu arasında Hz. Muhammed’in bile rolü yokken. Allah tarafından gönderilmiş pozlar takınanlara dikkat. “Ey Muhammed, biz seni, onlara vekil olarak göndermedik. Göklerde ve yerde olan kimseleri Rabbin senden iyi bilir” (Kur’an, Esra Sûresi: Âyet 54-55)
Müslümanlara 500 yıl, neler, ne görevler yüklemek istemediler ki!… Yapamayanları da cehenneme gönderdiler. Siz bu korkutucu ağızlara değil, sevdirici Allah’a bakın. “Biz herkese, ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda işin gerçeğini söyleyen bir kitap vardır. Onlar, haksızlığa uğratılmazlar.” (Kur’an, Mü’minûn Sûresi: Âyet 62)
Şardağ, R. (1973, Ekim 21). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – Akıl ve Kur’an Ayetleri. Yeni Asır, s. 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…


