
Müslümanların ve öteki kitaplı dinlerin geçmiş yüzyıllar içinde birbirlerine “kâfir” ve bunun halk ağzındaki bozulmuşu olan “gavur” sözü ile nitelediklerini bilmeyeniniz yoktur elbet. Biz her şeyden önce birbirleriyle din savaşı veren Musevi, Hristiyan ve Müslümanlardan aslında hangisinin kâfir olduğu konusu üzerinde duracağız.
Tarih içinde, Müslüman milletler Hakk Kitap olan Kur’an’a dayanarak Hristiyan ve Musevileri ne tam kâfir ne de Hakk yolunda giden kimseler olarak nitelendirmişlerdir. Sonsuzluğa dek yargıları ışıyacak, parlayacak olan Kur’anımız dururken, onun buyruk ve işaretleri dışında dar görüş ve taassupla, öteki dinlerin mensuplarını tümce dinsiz diye damgalayanlarımız çıkmıştır.
Karşı dinlerin mensupları ise, gerçekleri gizleyen din adamları ve kilise papazlarının kışkırtması sonucu, İslâm dinini ve Kur’an’ı inkâr etmekte ve bizi gerekçesiz ve dayanaksız cehenneme yollamaktadır.
Müslümanların Amentü’sünü Türkçeleştirelim: “İman ederim, Allah’a; meleklerine; kitaplarına; peygamberlerine; bu dünya bitince bir ahiret günü geleceğine; takdirin, iyi ve kötü hallerin (bizim hata payımız dikkate alınmak üzere) Allah’tan geleceğine; ölümden sonra bir diriliş olacağına.”
Demek ki, Müslüman olmak, son dine bağlı kalabilmek ve Kur’an’a sadık olabilmek için bütün peygamberlere, ve Hakk Kitap’lara (İncil, Tevrat) inanmak gerekir. İşte kutsal kitabımızın buyrukları!… Yalnız, bunların hepsi, bazen tek âyette toplanmamıştır. Kur’an’ı incelediğimiz yıllar içinde tüm âyetler dikkate alınmıştır:
“Allah’a ve peygamberlerine inanıp onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah hak ettikleri ödülü verecektir.” (Kur’an, Nisa Sûresi: Âyet 152)
Hz. İsa’ya ve Musa’ya inananlar da ulu Tanrımızın, aslında bizden ayırmadığı kullarıdır. Bizans rumları ateşperest İranlılara Hicretten altı yıl önce yenilmişlerdi. Dinsiz Zerdüştler karşısında, Kur’an Allah’lı dinin sahibi Bizanslıları korur:
“Rumlar, bu yenilgilerinden sonra üç ya da dokuz yıl arasında yeneceklerdir. İş önünde sonunda, Tanrı’nın elindedir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah’ın bu yardımına sevineceklerdir.” (Kur’an, Rûm Sûresi: Âyet 2-5)
Bütün dinler temelde İbrahim’de birleşir. Ulu Tanrı, Kur’an-ı Kerimde, bizleri, “Babanız İbrahim dinine geliniz” buyurarak, tek bir Allah’a; doğmamış, doğurmamış evrenin sahibi, tek bir Allah’a inanmaya çağırır. Bu ruh tıpkısına, birçok âyetlerde parıldar durur: “Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız, dediler. Ey Muhammed, de ki doğruya yönelmiş olan ve Allah’a eş koşmayan İbrahim’in dinine uyarız. Allah’a, bize gönderilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa’ya verilene, Rablerince peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık.” (Kur’an Bakara sûresi. Âyet 136)
Temel ilkede öteki dinler de haktır. “Doğrusu inananlar, Yahudiler, Saibiler ve Hristiyanlardan Allah’a, ahiret gününe inanan, yararlı iş yapan kimselere korku yoktur.” (Kur’an, Maide Sûresi: Âyet 69)
Allah, yüce Allah, “Din; doğuştan bizimle birlikte gelen din, Müslümanlıktır.” der. Öteki kitaplı dinlerle kardeş olmuyor muyuz? Yunus’un “Dört kitabı Hakk bildim” demesini yorumlarken Kur’an’ı bırakıp bir komünist felsefesinden destek beklemek ayıp değil mi?
“Ey Muhammed, Hakk’a yönelerek, kendini, Allah’ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Çünkü, Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur.” (Kur’an, Rûm Sûresi: Âyet 30)
Öteki milletlere ve bölgelere de peygamberler gitmedi mi?
“Ey Muhammed, o, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir.” (Kur’an, Secde Sûresi: Âyet 2)
Hıristiyan ve Yahudilerin içinde ne kadar dar düşünceli, dinsel şoven olsa da, biz, Kur’an’ın hükümlerini açıkça söylemekte devam ediyoruz: “Allah, şüphesiz, Allah yolunda savaşırken öldüren veya öldürülen inançlıların can ve mallarını Tevrat, İncil ve Kur’an’da söz verilmiş bir hak olarak, cennetle karışık satın almıştır.” Allah’ın cenneti va’dettiği Müslümanı, karşı dinlerin; karşı dinden olanları da Müslümanların cennete sokmamak hakkı var mı? Haçlı seferleri tarihin utanç yapraklarıydı. Hristiyan şovenizmini sonsuzluğa dek mahcup edecektir.
Bugünki Arap, İsrail savaşı da yersiz akan kardeş kanı değil mi? Üstelik savaşın, yalnız iki kitaplı din değil, aynı kandan gelen tek bir ulusun çocukları.
Kitap verilenlerin (Yahudi, Hristiyan) yemekleri, karşılıklı helâldir. Öteki kitaplı din mensuplarıyla evlenmek de helaldir. Ya bu kavga ne?
“Kitap verilenlerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. İnanan özgür ve namuslu kadınlar, sizden önce kitap verilenlerin hür ve namuslu kadınları zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve geleneksel harcamalarını yaptığınız takdirde size helâldir.” (Kur’ân, Maide Sûresi: Âyet 5)
Yarın, bu konu, daha derinlemesine öteki din mensuplarının ne zaman küfre veya yanıltıya düştüklerine ilişkin olarak işlenecektir.
Şardağ, R. (1973, Ekim 22). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – İslâm dininde kâfir kim?. Yeni Asır, s. 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…


