İslâmlık ve öteki kitaplı dinler

Dünkü yazımızda belirttiğimiz gibi, Allahımız, insanlara, dünyaya ilk kez gelirken, en gerçek ve büyük din olan İslâm diniyle geldiklerini buyurur. Buna göre de Musevilik ve Hristiyanlığın Hakk din olması, onların da Müslüman olması gerekmez mi?

İşte yüce Tanrı’nın bir buyruğu: “Her ümmet diz üstü çökmüş olarak görülür. (mahşerde) Her ümmet kitabına çağırılır.” (Kur’an, Duhan Sûresi: Âyet 58)

İsa da Müslüman’dır. O da ümmetini Müslümanlığa çağırır.

Meryem oğlu İsa, (Ey İsrailoğulları, doğrusu, ben, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıp benden sonra gelecek ve adı “Ahmed” olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah’ın size gönderilmiş peygamberiyim) demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman (bu apaçık bir büyüdür) demişlerdi. Müslüman olmaya çağrılmışken, imana gelmeyip Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim vardır?” (Kur’an, Saf Sûresi: Âyet 6-7)

Görülüyor ki Allah’a iman etmekte direnenlerin yanında İsa’ya inanan ve İsa’nın kendisi, Kur’an’a göre Müslüman demektir. Burada kuşkusuz olmamız gerekir.

Hristiyan havarileri kim? Hz. Muhammed’in dört halifesi ve başta Mevlânâ olmak üzere, bir çok Allah âşığı veliler gibi, putperestleri kâfirleri imana çağıran azizler değil mi? Ulu Tanrımızın buyruğunu dinleyelim. İsa, onların (Kâfirlerin) kârlarını anlayınca, (Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?) dedi: Havariler şöyle dediler: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a inandık. İslâm olduğumuza tanık ol.” (Kur’an, İmran Sûresi: Âyet 52)

Ancak Allah ve peygamberlerini kim inkâr ederse kâfirdir. Kim peygamberlerin bir kısmını kabul eder, bir kısmını reddederse yine kâfirdir. İşte bu nokta da çok önemlidir. Çünkü Kur’an’ın hakkı ve doğruyu, en büyük hoş görüyle bildirmesine rağmen Hristiyanlardan ve Musevilerden bazıları Kur’an’ı ve yüce Muhammed’i inkâr ederler ve böylelikle de küfre saparlar.

Muhammed’in elçiliğini yaptığı din, Müslümanlık, aslında ve temel noktalarda Tevrat ve İncil’le beraberdir ve onları onaylamak, o iki peygambere rağmen doğru yoldan yeniden sapan İsrailoğullarıyla, öteki bölgelerin putperestlerini imana getirmek, üç din arasında birleştirici bir dünya kardeşliği kurmak için gelmiştir. Ama bütün bu iyi noktalara rağmen bir bölü Musevî, Muhammed’i ve Kur’anı inkâr ederek; geçmiş yüzyıllardaki Hristiyanlarsa, Müslümanlığı Muhammed’i kasten küçülterek, türlü düşmanlık cepheleri kurmuşlar, sapkınlığa düşmüşlerdir. İslâmlık ve Kur’an gözünde Hristiyanlar putperest sayılmazken o haç işaretli, sevgili İsa’nın cismen öldürüldüğünü unutturmamak ve vefa borcunu yerine getirmek için bir sıcak anı işareti sayılırken; onlar, Haçlı Seferlerinde güney Anadolu’da, Müslüman etlerini ateşte kızartacak kadar vahşet göstermişlerdir. Kur’an ve Muhammed ortadayken işlenen bu cinayetlerin faillerini ve onları kışkırtan Hristiyan din adamlarını Tanrımız elbette cennetine değil, kâfirlere lâyık gördüğü yere buyur edecektir. Nitekim âyete dikkat edin: “Ey inananlar, kendilerine, sizden önce kitap verilenlerden, dinimizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkârcıları dost olarak bellemeyin. İnanıyorsanız Allah’tan sakının.” (Kur’an, Mâide Sûresi: Âyet 57)

Fakat Hristiyanlar o sevgili İsa’ya ve onun getirdiği İncil’e sadık kalmadılar ki… Bugün, yeryüzünde Luter, Kalven, Matta, Yohanna, Lucas İncil’leri, ilk İskenderiye piskoposluğundaki hariç hemen hepsi bir “trinite”, “üçlemeye” sapmışlardır. “Baba” olarak Allah’ı, “oğul” olarak İsa’yı; “anne” Ruhül Kudüs olarak da Hz. Meryem’i tanıyarak yüce Tanrımızı üçe bölmeyi, iki yeni Tanrı daha ortaya atmayı başarmışlardır. Bu Hristiyanlar içinden bilgisiz ve saf olanlar dışında kalanların yeri de Kur’an’da işaret buyurulmuştur: “Allah; ey Meryemoğlu İsa! Sen mi insanlara, (beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?) demişti de, (Haşa, doğrusu olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz, eğer söylemişsen, şüphesiz, sen onu bilirsin. Sen içinde olanı bilirsin. Ben, senin içinde olanı bilmem. Doğrusu, görülmeyeni bilen ancak sensin) demişti.” (Kur’an, Mâide Sûresi: Âyet 5)

Musevîlerin Kur’an’da iki yerde eleştirildiklerini görürüz. Birincisi Hz. Musa’nın ölümünden sonra doğru yoldan saptıkları, biri de sevgili Muhammed’imizi ve Kur’an’ı inkâr ettikleri zaman.

Ancak, bugün bir Hristiyan, çıkıp da, “Üçlemeye inanmıyorum; olsa olsa Allah’ın İsa’ya verdiği büyük mucizelerin ışığı altında, O’nda ve babasız evlat doğuran Meryem’de, Tanrı’nın büyük gücünden işaretler buluyorum.” derse ne olacaktır?

Yarın bu konu üzerinde ve Museviler üzerinde duracağız.


Şardağ, R. (1973, Ekim 23). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – İslâmlık ve öteki kitaplı dinler. Yeni Asır, s. 6.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın