Yüce Kur’an, Şeriat ve Atatürk

Kurduğu ölümsüz Cumhuriyet 50. yılına bastı. Yarım yüzyıldır O’nu, akıl ölçüsü içinde veya aklı zorlayarak her yana çekmeye çalıştılar. Komünist; Mustafa Kemal’de aşırı sol ilkeler bulmaya çalıştı. Bu ulusu bölgecilikle veya aşırı, mutaassıp milliyetçilikle kendini kendine çekmek isteyen ırkçılar gördük. Faşist ve diktacılar da Mustafa Kemal’i bayrak yapmak istediler. Ayrıca, aşırı olmayan sağ, orta ve sol partiler, Mustafa Kemal sevgisiyle üstü yaldızlanmış hiçbir propagandaya girişmiyorlar.

Bütün bu yaklaşmalar, ona tutunmalar, yakıştırmalar ve yardım ummalar karşısında Gazi; güçlü bir dalga kıran gibi, kendisine çarpan veya sokulan dalgaların ortasında, dimdik, yalnızca gerçek Atatürk olarak kalıyor. Tarafsız yığınların ve pek çok partilinin vicdanında aşınmaz yerini sevgiyle koruyor.

Ancak bir nokta çok önemli ve dikkat çekici değil mi?

Din cephesinde kümelenenler, din adamlarının pek çoğu camilerimizde veya okullarda veya seçim konuşmalarında, Mustafa Kemal’in adını ağızlarına almaktan dikkatle çekiniyorlar. Müslüman halkımızın kafasında bir soru işareti açılmasına olanak hazırlıyorlar: Atatürk gerçek Müslüman değil mi yoksa? Mustafa Kemal dine karşı mı?

İşte, bu satırların yazarı başka kalemlerin ve dudakların değinemediği, bu konuyu ilk kez deşiyor.

Mustafa Kemal gerçek bir Müslümandır. Yaptığı devrimlerin hepsi Kur’an’a, dolayısıyla da şeriata uygundur.

En başta bir şeye işaret edelim: Ata, günahlı değil miydi?

İyi ama, siz bana bir günahsız kul gösterebilir misiniz? Ahlakça insanoğlunu en kusursuzu sayılan, Tanrının sevgili peygamberi Muhammed bile, zaman zaman peygamberliğinden önceki yanıltılı yılları ve kusurları için Tanrısına göz yaşlarıyla dua ederdi. Allah âşığı ermiş insan Beyazıd-i Bestamî, kendisini gizlice ağlar gören bir yakınına, bitip tükenmek bilmez gözyaşlarının nedeni için, şu karşılığı vermiştir:

“Allah, beni görüp dururken, O’nun karşısında yanılarak, birkaç kez ayağımı uzatıp oturdum.”

Azizlerin, âşıkların günahlı olduğu bir ortamda, Ata’nın günahı olmaz mı?

Atatürk’e, ey “şeriata, Kur’an’a, ters düştü” diyenler! Kur’an, katili, adam öldüreni cezasız bırakır mı? Sığındığınız hilafet rejiminde şeriat adına halifelik yapanlar içinde, günahsız ve sorgusuz, evlâtlarını öldürenler yok mu? Hani bunların Kur’an’a göre cezası? On iki kardeşinin cenazelerine basarak tahta geçmiş ve on iki cana kıymış padişahların, Kur’an hükümlerine göre cezası verildi mi?

Rüştü Şardağ da şeriatçıdır, yani Kur’an’ı her şeyde, O’nu esas alır. Ama K. Atatürk‘ün hiçbir devrimi Kur’ana karşı değildir ki!

Menemen’de, Mustafa Kemal’in aleyhinde konuşan yobazları uyardığı için, Kubilay’ın kafasını kesenler; Kur’an’a karşıydı. Onların yasalara göre asılmaları, bozgunculukları dolayısıyla Kur’an’a ters düşmez.

Elbet, Mustafa Kemal de hepimiz ve hepiniz gibi günahlıdır. Ama, “Bütün içenlerin katli, dine, şeriata uygundur” diye fetva veren Şeyhülislâmlar daha mı az günahlıdır? Kur’an’ın hangi ayetinde, “Sigara ve kahve içenlerin öldürülmesi gerekir” diye bir hüküm vardır?

Dünkü Kur’an ayetleriyle kanıtladık ki, Allahımız Kur’an’da tam bir vicdan özgürlüğü arzu buyurur. Kimsenin inancına karışmamasını ister, sevgili peygamberinden. Din adamları, yüzyıllarca bu âyetlere uymadılar ki. Zavallı İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin, “Din adamının politikada işi yok!” diye feryad edişi boşuna mıydı? Ata’nın getirdiği Laik Cumhuriyet, vicdan özgürlüğüne dayanır. Diyanet İşleri Örgütü, bu özgürlüğün korunması için kurulmuştur. Bugün, Cumhuriyet’in ellinci yılında camilerimiz, din adamlarımız ve halkımız tam bir özgürlük içinde Tanrı’ya kulluklarını yapmıyorlar mı?

Mustafa Kemal, ulusunu köle olmaktan kurtardı. “Şeriatin başıyım” diyen halifeler, kölelik anlaşmalarına boyun eğerken, özgürlük adına baş kaldıran Atatürk, nasıl Kur’an’a ve şeriata karşı sayılabilir?

Müslümanların ırz, mal ve canlarını, yedi düvelin saldırısından kurtaran o azizi Müslüman evladı için, Hutbelerde rahmet ve mağfiret dilemeğe hocalarımızın dili neden varmaz?

Atatürk medeni kanunu getirmiştir. Kur’an’daki esaslara aykırı düşen bir maddesi yok onun. Kutsal kitabımız, “Nikahı, mutlaka imam kıyacak” demiyor. Nikah memurunun kıyması suç mu?

Medeni kanun, tek kadınla evlenmeyi ilke edinmiştir. Kutsal kitabımıza aynen uyan bir hüküm bu. Müslümanlığın ilk yıllarında, savaşta ölen kafirlerin, imana gelmiş dul eşleriyle zina ve şehvet rezaletleri başlayınca, Allah, zina yapmaktan ve gizli dost tutmaktan sakınmaları için öteki eşlerin olurları alınarak dörde kadar evlenmeye izin vermiştir. Ama bu iznin hemen sonunda, “Bilebilseniz, bir tek kadınla yetinmede sizin için daha hayır vardır.” buyurur. İslâm’lığın doğuşundan 1500 yıl sonra, Tanrının hayırlı bulduğu tek kadınla evlenmeyi kabul ettiren Mustafa Kemal mi, Kur’ana, şeriata karşıdır; yoksa, yüzyıllarca, bu âyetin yalnız bir bölümünü görüp, alt tarafına gözlerini kasten kapayanlar mı?

Atatürkümüz, “En büyük mürşit, uyarıcı ilimdir” demiş ve olumlu bilimleri önermiştir.

Kur’an’ın ilk âyeti “Oku!” dur: “Ey Muhammed Oku! Yaratan, insanı pıhtı halindeki kandan yaratan Tanrı’nın adıyla oku.” buyurur. Alâk Sûresi’nin 1-5 âyetleri güneş, ay, gezegenler, kulların buyruğu altına verilir ve Kur’an’da en çok geçen buyruklardan biri, “yeteallemün”dur. “İlim yapın, öğrenin” demektir bu. Bizi, yüzyıllar süren cehaletten uyandırmış olan Atamızın, olumlu bilimcilik devrimi Kur’an’a aynen uyar; Şeriatın istediği de budur.

Allahımız, dünkü âyetlerle de kanıtlandığı üzere, Kur’an’ı, anlaşılsın diye Arapça ve apaçık indirmiştir, sevgili peygamberimizin vicdanına, Allah’ı,(Hâşâ!) bir milletin tekeline bırakmayacağımıza göre, bunu yapmak da küfür olduğuna göre, Hutbelerin Türkçe yapılmasını, Kur’an’ın Arapçası yanısıra, Türkçe’sinin de okunup anlaşılmasını isteyen Atatürk, şeriatın, Kur’an’ın karşısında olur mu? Faizin, milli iktisada destek olan bölümü değil de; kulun sömürmesi amacıyla yapılan İslâm’da haramdır.

Yasalarımız, tefeciliği yasak etmişlerse ve Ata bundan çok duyarlıklı ise Kur’an’la beraber olmak değil midir bu?

Yine Kur’an geçen yazılarda da söyledik, yoksulların, çalışan fakirlerin yanındadır. Servetinden yoksullara pay ayırmayan zenginlerin de karşısında. Topraksız köylü ve işçi sefaletine arka çıkan; Çalışma Bakanlığını kurduran Mustafa Kemal mi, İslâm’a karşıdır?

Kur’anımız, kadın ve erkeklerin gizli ve ayıp yerlerini, kendilerine yabancı olanlardan saklamalarını önerir. Ayrıca Ahzâb Sûresi’nin 59. âyetinde örtünme konusuna değinir: “Peygamber! Eşlerine, kızlarına mü’min kadınlara; sokağa çıkarken üzerlerine örtü almalarını söyle. Bu, onların tanınmamalarını ve bu yüzden incitilmemelerini sağlar.”

Düşünelim: İslâmlar bir avuç. Allahsızlar, henüz ordu halinde yeni bir inanış örgütünün insanlarına, güvenlik tedbiri değil mi bu?  “Niçin sokağa çıkarken” demiyor. Niçin “tanınmasınlar, incitilmesinler” diye gerekçe konuluyor?

Mustafa Kemal, kadınların; evde ve sokakta 20. yüzyılda umacı gibi dolaşmalarını istememişse, bunun ve öteki devrimlerinin Kur’an’a karşı oluşlarını nereden çıkarırız?

Yazık ki yarım yüzyıldır, gelip geçen hükümetler, bu konunun üstüne eğilmediler. Bari, bundan sonra olsun, “Gazi” adı, yeri geldikçe Allah’a bağlı, imanlı halkımızın göğsünü mabetlerimizde sevgiyle doldursun. Müslümanları özgürlüğüne, inanç hürriyetine, vatan bütünlüğüne bağımsızlığına kavuşturan o dâhinin her fânide görülebilen günahları için de Allah’tan bağışlanma istensin.

Cumhuriyet’in 50. yılında Cumhuriyetçi, sosyal adaletçi, özgürlükçü, barışçı ve insanlıktan yana dinimizi, gerçekten anlamış ve bize şu satırları serbestçe yazabilme olanağı hazırlamış olan Atatürk’e ve dünyamızı terk etmiş bütün Müslüman kardeşlerimize Ulu Tanrıdan rahmet dilerim.


Şardağ, R. (1973, Ekim 27). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – Yüce Kur’an şeriat ve Atatürk. Yeni Asır Sarmaşık Eki, s. 6.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın