
Ulu Allah, Kur’ân’da şöyle buyuruyor “İnanan kullarıma söyle, puta tapanlarla (kafirlerle) güzel güzel konuşsunlar.” (İsrâ* Sûresi: 53)
Kâfirlerle bile güzel güzel konuşmamızı istiyor Allahımız “Türban” bahanesiyle Türkiye’yi parçalamaya çalışanlar buna karşı çıkanlar birbirimizi ısırıp duruyoruz.
ÖRTÜNMEYE GİRMEDEN ÖNCE
Bu tartışmalar, bu kavgalar niçin? Ömründe bir kez Kur’ân’a eğilmemiş, İslâm dinine sırt çevirmiş aydınlar, ilgisizler ve bilgisizlerle, Kur’ân’a çirkin yorumlar getirmeye kalkan yalancı din pehlivanları, Müslüman halkımızın karşısında didişip duruyorlar. Cahil bir hoca “Kurân’da örtünme farz kılınmıştır” derken, bir doçentimiz YÖK’ü kâfirlikle suçluyor.
Devlet Başkanımız, dini bütün bir Müslümandır ve bir din adamının oğludur.
İrticâ’a yeşil ışık yakanlarla Atatürkçülüğün İslâma aykırı olduğunu sananları utandırıyor. Başbakan, ANAP’ın rengini, ille de hacı yeşiline boyayacağım diyen Keçeciler’i, milletvekili yapamamanın hâlâ üzüntüsü içinde. Başta Fatih semtindekiler olmak üzere bir takım din hocalarımızın bazı çirkin çıkış ve özlemlerini, Başbakan, Diyânet müfettişleri, cumhuriyetin koruyuculuğunu yüklenmiş savcılarımız sadece horoz döğüşü seyrine çıkmış gibi seyretmedeler.
Atatürk’ü, içtenlikli, ya da içtenliksiz, bomboşluklarına kalkan yapmış iktidar ve muhalefet güdümlüleri de din konusunda. Hızlı süvari…Tozu dumana katmış gidiyorlar.
ÖNCE KUR’ÂN
Her şeyden önce ona eğilmeli değil miyiz? Hani Şu “Je pense, donc Je suis”** diyen Fransız fizikçi, matematikçi, metafizikçi ve filozofu Descartes’i da anımsamıyoruz. Felsefenin temelini insana dayamak üzere karar vermişken batıda uzun yıllar süren bir geziye çıkar.
Dinleyin Descartes’ı 17. yüzyılın öncesi olan filozof, uzun gezilerinden sonraki ünlü konuşmasında ne diyor:
“Ben insanları henüz tanımamıştım. Uzun yıllar onlarla halleştikten sonra şunu anladım. Yıllarca önce yeşil, kırmızı, sarı diye yaptıkları tartışmaların, aslında renkle bir ilgisi yoktu.”
İSLÂMLA, KUR’ÂN’LA İLGİSİ VAR MI?
Hemen söyleyeyim efendim, yüce Kur’ân bir öğüttür. Hz. Muhammed’den önce gelmiş bunca uyarıcı peygamber var. Sonra Kitap’lı peygamberler dönemi gelir. En sonunda da sevgili peygamberimize indirilen inanç ve akla dayalı Kutsal Kitabımız bize kılavuzdur. Hâlâ Allah’a inanmayanlara zorlama yok ki! Kitap bir öğüt:
“Ey Muhammed! Seni yalnız muştucu ve uyarıcı olarak gönderdik.” (İsrâ Sûresi: 15)
“Ey Muhammed! Onlara va’dettiğimiz azâbın bir bölümünü sana göstersek de, senin canını alsak da görevin sadece tebliğdir. Hesap görmek bize düşer.” “Bu Kur’ân, onunla uyarılsınlar ve tek bir Tanrı bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir.” (Ra’d Sûresi: 52)
“Peygambere, apaçık bildirmekten başka ne görev düşer ki!” (Nahl Sûresi Âyet 35)
“Biz bu Kur’ân’da, belki öğüt alırlar diye and olsun ki her türlü örneği verdik.” (Zümer Sûresi Âyet 27)
“Doğrusu bu anlatılanlar birer öğüttür. Dileyen kimse, Rabbi’ne doğru giden bir yol tutar.”
Ne yaptı Türk Anayasası? Ne yaptı sevgili Atatürk? Dinimizi mi değiştirdi? Allah’ın buyruğu neyse onu yaptı. Hz. Muhammed’e “Sen karışma, zorlama, güzel güzel öğüt ver” diyen Allahımızın emri dışına mı çıktı? İslâmda zorlama yok ki, cumhuriyette olsun!
YA ÖRTÜNME
İşte Ahzâb Sûresi ve Âyet 59: “Ey peygamberim! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle. Bu, onların tanınmalarını ve incitilmemelerini sağlar.”
Hani farzdı, yalancı dinciler? Allah’ın kullarına farzları var. İşaret ettiği büyük günahlar var. Bir de bu âyette olduğu gibi, uyarıları var. Müslümanlar için o gün bile örtüsüz çıkmak günah değildi; sadece uyarıydı. Kâfirlerden zarar görmemeleri için bir önlemdi. Bugün, saçını, yüzünü örtmeden çıkan kızlarımız, kimden zarar görüyor ki!
İŞTE NÛR SÛRESİ ve TÜRBAN
Ne diyor Ulu Alllah? “İnanan kadınlara da söyle: Başörtülerini yanaklarının üzerine salsınlar.” (Kur’ân, Nûr Sûresi: 31)
Bunda saç örtme emri var mı? Türbanı Müslümanlığın simgesi gösterme girişimi bu âyetten nasıl çıkarılabilir?
Geçmişte yüzbinlerce kâfir ortasında kalan bir avuç imanlının kadın ve kızları için vahyolunan bir Kur’ân hükmünü öğüt olmaktan çıkarıp, “Farz”laştırmaya kimsenin gücü yetmez.
YA HAYASIZLIKLAR
“İnsanlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere dünya ve âhirette azap vardır.” (Nûr Sûresi Âyet 19)
Hayasızlık yok mu? Yaygın değil mi? Nedeni olarak sosyal sefâletleri gösterip Allah’ın zenginlere ve devlete verdiği yüce ödevleri birgün olsun anımsatmıyorsunuz? Nerede kaldı ki siz anımsatsanız da onlar bildiklerini okuyacak. Aracılar, pezevenkler, hayasızların hesabı sizden sorulacak değil ki!
YÜZÜNÜ AÇ, RUJUNU SÜR, MAKYAJINI TAMAMLA
Ve de saçlarını sımsıkı ört, oldu mu ya! Başörtüsünün sarkıtılması uyarısını saçlara bulaştırmanızın gereği, erkeği tahrik mi? Günümüzde saçın tahrik ediciliği mi kalmıştır?
FARZ DEĞİL, SÜNNET DEĞİL
Başörtü uyarı, sadece önlem, uyarıdır. Ya asıl farzların ihmalini ne yapalım?
Söz gelimi, en ileri din olan İslâm’da Allah’ın gazabı, bozguncularadır. Geçmiş yüzyıllardan bu yana olumlu ilimlere, uygarlık atılımlarına Allah adına hep din kesiminden saldırılar geliyor. Neden? Bozgunculuk, gericilik hep din cephesinde oluşuyor. Allah yolunda olanların en ilerici olmaları gerekmez mi? Tarikatların geçmişteki soyluluğunu ve ilericiliğini de siyasetin çirkefinde görmekten utanıyorum.
Aydınları, inananları camilerimizden soğutmaya ne hakkımız var?
Hz. Peygamber zamanında da böyle hocalar, böyle mescitler oldu ve Allah, yüce peygamberimizin umutsuzluğuna çare gösterdi.
“Zarar vermek, inkâr etmek, inananların arasını ayırmak, Allah ve peygamberine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak için bir mescit kurup (biz sadece iyilik yapmak istedik) diye yemin edenlerin yalancılıklarına, kuşkusuz Allah tanıktır. Ey Muhammed! O mescitte hiç durma.” (Tevbe Sûresi:107)
Tarikatçılar, din adamlarımız! Dine sırt çevirmiş olanlara lafım yok benim. İnsan, sevdiğine sitem eder değil mi? Şair haklıdır sanırım:
“Sitem hep âşinâlardan gelir, bigâneden gelmez”
Saygılarımla ve iyi hafta sonu dileğiyle…
*İsrâ: Canlıların bir yerden başka yere götürülmesi.
** Düşünüyorum, o halde varım.
Şardağ, R. (1987, Ocak 18). ‘Örtünme’den öncesi ve örtünme konusu. Pazar Güneşi, s. 6.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

