
ANAP’ta “Osmanlı” ya oynama eğilimi var. Sayın Özal son günlerde, “dört eğilimi birleştirdik” sözünü de unutarak konuşuyor:
“-Biz muhafazakâr, milliyetçiyiz”
İslâm anlayışına göre milliyetçi olmak, anlaşılmaz bir şey değildir. Ulu Allah, “Allah isteseydi, sizi tek bir millet olarak yaratırdı” buyurmuyor mu?
YA MUHAFAZAKÂRLIK
Önce soralım: Neyi muhafaza edeceğiz, İslâm’ı mı? Lütfen bu konuyu siyasal bir sömürü konusu yapmayalım. İslâm’ı koruyacak, Kur’an’ı koruyacak olan Tanrı’mız:
“Biz bu Kur’an-ı sonsuza dek koruruz” buyuran kendisi değil mi? Hem İslâm dini tutucu değil ki! Bakara Sûresi, 170. Âyetini birlikte okuyalım:
“- Onlara, (Allah’ın indirdiğine uyun) denilince, (hayır, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye inanırız) derler ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru yolda olmayanlardan idiyseler?”
Hem, “Ben İslam’la beraberim” diye politika yapacaksın, hem muhafazakârlığı savunacaksın?
MEVLÂNÂ UTANDIRIYOR
Büyük İslâm bilgesi Mevlânâ utandırıyor, tüm tutucuları; Fihi mâ Fih’inde.
“Yutaş’ın babası ayakkabı dikerdi. Bir gün padişahın kapısına ulaştı. Padişah ona, bu kapıda yapılması gereken yöntem ve eğitimi ve silah kullanmayı öğretti. Ona en büyük yeri verdi O da kesin olarak (biz, babamızdan ayakkabı dikmeyi öğrendik. Bu düzeye yükselmeyi istemeyiz. A padişahım, sen bana çarşıda bir dükkan aç da ayakkabı dikmeye başlayalım; geçinip gideyim) demedi. Hayvan aklı bile babasında, anasında görüp tanıdığı şeyden daha güzelini buldu mu, ona sarılıyor da insan, aklı ile, ayırd ediş yeteneğiyle yeryüzündeki yaratıkların hepsinden üstünken, (anamdan, babamdan böyle gördüm) diyor. Allah korusun, ne kötüdür bu insan!”
Allah en ileridedir. O’ndan ileri hiçbir kuvvet olamayacağına, İslâm dini en büyük devrimi getirdiğine göre, ANAP’ın muhafazakârlığını anlamak olası değil. Dinde gerilik yokken Dinçerler’in Milli Eğitim’e “yemeğin üç parmakla yenileceğini şart koşan pis kitabı satın aldırtmasına, muhafazakârız” dövizini gerekçe yapmak, akıl işi değil. “İleri” den, “devrim” den söz edenleri, İslâm ve muhafazakârlık adına susturmaya kalkanlar var. Bunları şair Âkif utandırmıyor mu:
“Lâkin ne demek, bizleri Allah ile iskât? Allah’tan utanmak da olur ilim ile, heyhât!”
OSMANLI’YA ÖZENMEK
Hükümetteki birkaç bakanla, Başbakan’ın, sık sık Osmanlı’ya özendiğini görmek de bizi düşündürüyor. Hangi Osmanlı’ya özeneceğiz? Herhalde iyi örnek olabilenlere değil mi? Elleri, kanlı cinayetlere karışmış padişahlardan ışık alacak değiliz. Rüşvete, şehvete boğulmuş hükümdarları da örnek tutmayacağız elbet…
ALALIM I. OSMAN’I
Osmanlı’ya özenen Sayın Özal’a bu devleti kuran Sultan Osman’ın birkaç niteliğini çizgileyelim.
O da İsâm’a saygılı. Sahte velilere değil, gerçek velilere, bilim adamlarına, kahramanlara saygılı. Bizde ilk vakfı kurduran O. Ama içinde mel’anet, siyaset, irtica kokmayan, sosyal adâlet, ilim, irfan yüklü vakıflardı bunlar. Bugünkü gizli vakıfların tümünde, hatta resmi vakıflarda rastlanan, basın sütunlarına düşen kepazelikleri tarih boyu sürüp gitmiş olan güzelim Osmanlı vakıflarında bulamazsınız efendim. Yirmi iki bin “vakfiyye”yi tek tek incelemiş bir insan olarak bugün Osmanlı’ya özenen Sayın Özal’ın fukaralık fonunu bile nasıl siyasete âlet ettiği ortada.
I.Osman ölüyor, işte serveti: Bir iki tane kaşık, bir tuzluk, işlemeli kaftanı, bir sarık, birkaç kırmızı bayrak, bir beygir, birkaç koyun ve kesesinde bir-iki çil akçesi… Osmanlı özentileri için ne büyük ders…
OSMANLILAR VE ÖZAL’IN MÜFLİSLERİ KORUMASI
Büyük tarihçilerden Naîmâ, Hoca Sa’dettin efendi, Selâniki, büyük din ve olumlu bilimlerin önde gelen adları: Kâtip Çelebi, Emir Seyyid Nurbahş, Şeyh Muhammed Semerkandi, Kemalpaşazâde, İdris-i Bitlisi, Akşemsettin, Zenbilli Ali Cemâli efendi, Karahisari, Lâtifi…
Bütün bu bilgin, edebiyatçı, tarihçi ve İslâmî bilimlerin uzmanları ve sanatçılar; Osmanlı’ya oynamak isteyen Özal’ın, saydığım Osmanlı padişah ve devlet adamlarının tutumlarıyla bir benzerliği var mı efendim? Lütfen söyleyin. Başbakanımız, Osmanlı tarihinde gördüğümüzden çok, geriye çıkar. Sıkıldıkça iş çevirme, döviz toplama ve o ölçüde döviz tüketme gezilerine çıkar. Söyleyin lütfen, yanında tek bir bilim, sanat ve edebiyat adamı var mı? Dizi dizi işadamları, mallarıma, tapulu arazilerine bankalarca el konulmuş müflisler… Aslında bunu da eleştirmeye pek hakkımız yok. Geldiği. Ortam onlar ve oraları.. Anımsadıklarımız da var, bu işverenlerden: Elektrometal’de, Çelik Döküm’de murahhas âzâ ve tek sorumlu. Arsan dökme parçaları yapan kuruluşta murahas âzâ ve tek sorumlu. ENKA’da ortak… Tuhaf bir benzerlik; bu işyerlerinin hemen hepsi de iflasa yuvarlandı ya da eşiğine geldi.
Ama efendim, ne yapalım, yani seçimle gelen Başbakan değil mi? Bindirilmiş kıt’alar halinde, işi “battı balık yan gider” e benzemiş işadamlarını da, müflisleri de götürebilir. Varsa suç, bu çarpık harcamaların hesabı bir gün sorulur. “Size ne?”
Orası öyle efendim de, Osmanlı’ya oynamak isteyince karıştık işin içine. Nerede Sayın Özal’ın tutumu, nerede Osmanlılar?…
İKİ ÖRNEK, OSMANLI’DAN..
Kanuni’nin kulağına gidiyor: Halep’te yoksullar için yapılmış vakıf eserlerine bazı soyguncu ve vakıf faresi devlet adamları el atmışlar.. A’şâr-ı Şer’iyye diye yani “Onda bir” oranında vergi koyup ziftleniyorlar. Padişah, rezilliğin üstüne yürür, gasbedilmiş hakları geri alıp halka dağıtır. Eski veliahtların sünneti ve evliliklerinde, tahta geçişlerde, ölümlerde, her vesilede halka bağışlar akardı.
Şairler, müzisyenler her vesileyle sarayda, Sadr-ı âzamın, vezirlerin meclisinde Osmanlı Devleti’nin en düşük dönemlerinde bile sefalet yok. Osmanlı’ya özenenlerin, onlardan alacakları dersler yok mu diye anımsatmalarda bulundum.
Sadece bir noktada hakkı teslim etmeliyim: Âzerbaycanlı Hûşeng’in yaydığı, Türk milletine, en çok sevilerden, ortak kahramanlardan selâm getiren bir türküsüne Sayın Özal büyük sempati duydu. Seçimler sırasında halka selâm yollama amacına da dayansa, bir sanat kımıldayışıdır bu!
Ne var ki, bu çok sevilen türkü, şimdilerde söylenmezler arasına karıştı.
Osmanlı’ya özenmek. Kolay mı efendim, kolay mı?
Güzel bir hafta sonu dileğiyle ve saygıyla…
Şardağ, R. (1987, Şubat 8). Muhafazakarlığa ve “Osmanlı”ya Özenenler. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

