3. yılındayız, yeni demokrasimizin. Bizim muhalifleri ANAP lideri hâlâ hoplatıp duruyor.
İlk aylarda muhalif partiler pek haksız da değillerdi. Özal başlarına çorabı rahatlıkla örebildi. Alışılmış bir Başbakan değildi çünkü. Şimdiye kadar gelmiş olanların en zekisi değildi elbet. Ama zekâsı devlet adamlığında, millet hizmetinde değil iş yerlerinde, holdinglerde bilendi. “Murahhas âzâ” olarak batırdığı kuruluşlardan aldığı derslerle de kendini toparlamış, alvercilik ve iş bitiricilik sonucu belli alanlarda bir zekâ birikimine ulaşmıştı.
Merkez Bankası’nda döviz mi yok? İhracat mı tıkanık? Memlekette bazı malların kuyrukları mı var? Petrol fiyatları dünyada yükselirken bizde, halk korunsun diye zamma mı gidilmiyor? O, “ben bu gidişi tersine çeviririm” diye silkeleyip attı, eski deneyimlilerin yöntemini.
Muhalefet, bir gözünü açtı ki Türkiye piyasasına, dünyanın iş adamları, tüm malları ile gelip oturmuş. Peki, bu mallara saldırış, yeni bir yokluk yaratmaz mı? Aman efendim, Özal onu da düşünmüş. Kim alacak malı, varlıklılar değil mi? Onlar da kendi sattıklarına zamları yapar, dümen yürür.
“Ya orta direk?”
Canım efendim, iktidara geçmek için o bir aldatmacaydı. Çöp bidonlarından artık yemeğe, intiharlara, fuhuş rezaletlerine mahkûm edilen ortadirek, pek çabuk karar verici de değildir. Özal’dan birşeyler umar ve bekler. Özal, muhaliflerine döndü:
“Siz hangi alternatifle geliyorsunuz karşıma?”
Çıt yok. Ve Başbakan, “bir gün bizi de düzlüğe çıkarır umudu, orta direğin bir bölümünde olsun sürüp gider” diye düşündü. Ve taktikler peşinde koştu:
“Fatura iadesi!”
Vural Arıkan dostumun kafasından çıkan bu girişimde, Başbakan bir de oyun gücü buldu. “On koy bir al” diyen halkımız, elinde kalem, “bir katıklık pay çıkarabilir miyim?” diye, yaz ha yaz, uğraştı durdu.
“-Köprü gelirlerini satıyorum!”
Varlıklılara yeni kâr kapıları, varlıksızlara yeni köprü vergileri getiren bu gümbürtü de sürdü gitti bir zaman.
Sayın Özal’ın dilinde, eski siyasilere affın, ordu ve özellikle sayın Cumhurbaşkanımıza dayandırma girişimleri sürerken muhalefet bunu da yuttu. Tarafsız milletvekili olarak bu oyunu Meclis’te ve basında bozunca muhalefet, Özal’ın bu sefer yeni taktiğiyle karşılaştı:
“- Buyurun yuvarlak masaya! Anayasa’nın tümünü değiştirebilme yöntemini geliştirelim. Ondan sonra… Hem efendim, Anayasa’yı hep askerler mi değiştirecek? Neden siviller de değiştirmesin?”
İlk kez ana muhalefet gözünü açtı:
“- Yutmam bu oyunu!”
Şimdi Özal, Başbakanlık döneminin en kritik noktasında. Hani “biz kavga istemiyoruz, 12 Eylül öncesinden çok ders aldık” diyerek muhalefeti bir köşeye sıkıştırmıştı. Şimdi bu dönüş ne?
Ne olacak, bir taşla üç kuş vurmaya çalışıyor Başbakan:
“- Örtünme konusunda, Cumhuriyet düşmanı ve Humeyni müttefiki tarikatçıların simgeleri olan türbanlar için Cumhurbaşkanı girişimde bulundu ya, askerden, ordudan çekinmediğimin işaretini veririm, kardeşlerimde ve iki bakanımda toplanan irtica kanadına. Bu biri!”
“Memleketin, içinde kahrolduğu sosyal ve ekonomik sefaletleri unuttururum muhalefet partilerine. Hem de özellikle, halkın yeniden kendisine dönüş yaptığı Demirel’i, yasakların kaldırılmasında uyuturum; bu da iki!”
Ama artık oyun tutmuyor. Bir ara seçimde, milletin yüzde yetmişini karşısında bulan Özal, azınlık hükümeti olduğu halde en sakıncalı oyununu oynuyor. Yasakların kalkmasını istemeyen sadece kendisi. Yasağı koyan kaldırmış, yasakla ilgisi bulunmayan sahip çıkıyor. Küçültücü değil mi bu? 175. Madde girişimleri hep bu oyun için. Seçime Demirel’siz girmek için. Ara seçimde Demirel’siz girdi; ölçüsünü almadı mı? Diyebilirsiniz “Peki bu noktadaki oyununun, yutulmayacağını neden düşünemiyor? Hani zekiydi efendim?”
Napolyon’un meydan savaşları kadar önemli olan bir cümlesini, hiç ard niyet taşımayarak ve üzülerek anımsıyorum:
“-Hayatta tek bir akılsız insan tanıdım: Kendisinden başka zeki insan yok sanan.”
Şardağ, R. (1987, Şubat 9). Özal, muhalefeti hoplatıyor. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

