Ermeniler

Önce, deyimi doğru koyalım: Türkiye’de Ermeni sorunu yok. Dini Hristiyan, mezhebi Gregoryen olan Türk kardeşlerimiz var. Biz onlarla, bu devleti kuran Sultan Osman zamanından beri kucak kucağa yaşarız. Emperyalist Avrupa devletleri kışkırtmasaydı onlar ve onlara karşı Osmanlılar, bazı üzücü olaylara girişmeyeceklerdi elbet. Atatürk Cumhuriyeti’nin kurulduğu tarihten bu yana ve de Osmanlı tarihinde Ermeniler bu vatanda İsa’nın Gregoryen çocukları olarak özgür Türk kardeşlerimiz olmuştur. Avrupa Konseyi’nin Türkiye’deki Ermeniler hakları üzerinde duran kararı sadece insafsızlığın değil, bilgisizliğin de ta kendisi.

Ermenilerin bir devleti yok muydu? Vardı elbet.

Onların asıl vatanları Kafkasya’da, yani şimdiki Rusya’daydı. Oradan sağa sola yayılışları istila sonucudur. Onları yıkan Bizans, yani Rumlar’dır. Son Ermeni Kralı Pagratit, Bizans’ın elindeki Kapadokya’ya sığınır ve yakarır:

“Size bağlı yaşayalım, bize dokunmayın.”

Bakın rezilliğe siz, Bizans, kendisine sığınan kralı öldürüyor, Ermenilerin, bunu izleyerek Doğu Anadolu’daki topraklara, Toros’lara açılması yayılmadır. Ermeni ezen, Takavur adlı prenslerine bile zulmeden hep Bizanslılar… Ermeni rahip ve piskoposları, Kostantiniyye’den uzakta, dağlarda, kale içlerinde yaşamak zorunda bırakıldılar. Gerçi Alparslan, Ermenistan’ı ele geçirdi ama kimden aldı, Bizans Rumlarından değil mi? Avrupa’nın bazı kentlerinde, Cumhuriyet Türkiye’si elçiliklerine saldıran ASALA hainleri, vatanlarını, tarih içinde yıkan, Rumlarla birlikte bize karşı ölüm işbirliği yapıp cinayet kusuyorlar. Ayıp değil mi?

Sultan Osman ne yaptı?

Dedesi, babası ve aile yakınlarıyla bu Kayıhanlı, Türk boyu, Ortaasya’dan Moğoll zulmünden kaçıyor. Nasıl öteki kardeşleri, yaşam kavgası vere vere Tuna kıyalına, Horasan dolaylarına kaymışlarsa onlar da Erzincan yakınlarına sokuldular. Savaşır halde buldukları Anadolu Selçuklularına, kandaşlarına destek oldular.

Eskişehir’le, Bursa arasındaki bir kaç yaylağı, “Burada, korumam altında yaşayın” diyen Selçuk hükümdarı Alâaddin Keykubad, onlara bağışlayınca I. Osman’ın yaptığı ilk şey, komşuları olan Rum tekfurlarıyla birlik ve dostluk içinde yaşamak oldu.

Ama onlar, Osman’ı öldürmeye kalkınca iş değişir. Ölüme mi teslim olsunlar? Saldırsınlar mı ölmemek için?

Can güvenliği ile başlamıştır Osmanlı direnişi ve Sultan Osman’ın, ilk padişah olarak bağımsız devletinin başına geçişi, yalnız Türk tarihinde değil, insanlık tarihinde bir altın ışıktır. 

Hele başka dinden olanlar için…

Osmanlı devleti, tarihin her imparatorluk için çizdiği yazgı gereği çöküp dağıldığında, soruyoruz, asimile edilmiş dini, dili, kültürü yok edilmiş tek bir millet gösterebilir misiniz? Macar, Avusturya, Bulgar, Arnavut, Yunan, Yugoslav. Bütün bu milletler beşyüz yıl uykuya yattılar da, bir hayal oyunu gibi mi sahneye çıktılar, dilleri, dinleri, millî varlıkları kıymık kadar örselenmeden?

Hani nerede Tuna kıyılarına gelen Kıpçak, kuman Peçenek, Hazer, Gagavuz Türk’leri? Nerede İtalya’ya göçen Avar Türkleri? Önce Hristiyanlığın, sonra da batı şovenizminin silindirleri onları ezip geçmedi mi?

Ama bizim insanlık şemsiyemiz altında yaşamış olanlar ortada işte. Hepsi şahlanmış, gözümüzü oymaya çalışıyor.

150 yıl önceydi…

Evet, 150 yıl önceydi ki, Tekirdağ nüfusunun 96.634 kişisinden yalnız 40.761 kadarı Müslümandı. Gerisi Ermeni ve Rum. 81 camiin yanında 45 kilise ve havra.

Eski Kırkkilise’ye bakalım: İslâm, Rum, Bulgar ve Ermeni’ler bizimle eşit sayıda. 83 câmi ve mescide karşılık 128 kilise ve manastır.

Sultan Osman kucakladı…

Sultan Osman’ın şemsiyesi neden Türk adını almaz? Ortaasya’ya dönelim… Hatta bütün Türk devletlerinin adlarına bakın: Köktürk’lerin dışında Türk adını alan var mı? Ya devletin kurucusu ya da yaşadıkları yöreler ad olmuş, Türk milletine… Oğuz, Selçuk, Gazne, Harizm, Hazer, Kıpçak, Avar, Hun, Peçenek, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Osmanlı… Neden efendim, neden? Bayrakları altında başka milletlerden, dinlerden oluşmuş toplulukların da var olunduğunu bildiklerinden değil mi? Uzun yıllar süren incelemelerimin sonunda ulaştığım bu kanıyı sarsacak görüşlere de açığım.

Ya Ermeniler…

İşte onlarla kaynaşmamız gülbeşeker… Bizden daha çok Osmanlı ve Türk kalmışlar onlar. Dış politikamız onlarda. Mali işlerimizin çoğu onlarda. Kültürlerimiz de karışmış birbirine. “Bir parmak ilerleyememişsin” dememişiz de, “mek parmak ilerleyememişsin” deyivermişiz, söz gelimi. Türk tiyatrosunun temelini bizimle birlikte atmışlar. Yemek çeşitlerimiz birbirine karışmış… Saray sofralarının nefis uskumru dolmalarını onlar süslemiş. Meyhanelerimizin geleneğinde temel, onlardan gelmiş.

Hele hele Türk musikisinde…

Evet, musikimiz, onların kültürlerine yüzyıllar öncesinden girmiş. Fasılların ermeni hanendeleri tarihimizi ipek sesleriyle süslemiş.

Geleneksel Türk musikisinde pekçok üstad bestecimiz, Leon Hanciyan efendiden, Nikoğos’lardan diz döverek yetişmişler.

Ya o Astik Ağa… Aman efendim aman! Ne o kürdili makamında, curcuna usulündeki “Hançer-i ebrûsu saplandı dile” diyen eseri? Ve de çektiği oflar!.. Denilebilir ki musikimizin terennümleri içinde insan kalbini böylesine duygu ateşleri içine salan bir başka terennüm “of”u yoktur.

“Tanımlasanıza?”

Nasıl tanımlanabilir? Muallim Naci merhum, Lügat-ı Nâci’sinde “ah”ı nasıl tanımlamıştı:

“Ah: Çeken bilir.”

Birgün Türk Gregoryenlerinin patriği Sayın Kalutsiyan Efendiyle, dostum Dr. Aram Fındık, birlikteydik. Türk Gregoryenlerinin önderi, gözü yaşararak “Biz”, dedi, “Yüzlerce yıl, aynı vatanın nimetini bölüşmüş, sevgisini ortakça yaşamış Türkleriz.”

Üç-beş densiz Ermeni teröristini kışkırtan Avrupa Komisyonu kalkıyor, “Türkiye’deki Ermenilerin hakları” diye laf kıtlığında asmalar budamaya yelteniyor.

Hadi canım siz de!

Avrupalılar uykuda. Ama Türkiyeli Gregoryen kardeşlerimiz, hiç uykuda değil. Hem yalnız onlar mı bizsiz olamaz?

Astik Ağa, derin dünyalardan ses veren “Of”larıyla kalbimizi onikiden vurup dururken bizler de onların elinden elimizi çekemeyiz ki!


Şardağ, R. (1987, Mart 15). Ermeniler. Pazar Güneşi, s. 6. 


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın