
Şah Muhammed Rıza Pehlevi, Humeyni ‘yi asacak; kararlı. Araya Türk asıllı Âyetullah Şeriat Medari merhum girer: “Âyetullahlar asılmaz” diye bir buyurtu çıkarır. Sürgüne gönderilen Humeyni de kellesini kurtarır. Artık o, halkın büyük bir bölümü tarafından sevgili olur, kurtarıcı görünür.
Halkiyle hiç yüzyüze değildir ki! Demokrasi yoktu ki o günün yönetiminde! Bizde Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlılarını kusa kusa özgür seçimlere giren aşırı sağ partilerin, son seçimde çıkardıkları milletvekili sayısı, neden Millet Meclisi tabanının ondabir bölü ikisidir? Çünkü vatandaş, liderlerin özgür konuşmalarını izliyor. Televizyondaki söyleşilerini dinliyor.
Ama Humeyni? O, hep gizlilikte kaldı. Gözlerde büyüdü. Yalnızca bir din öncüsü kalacağı sanılan İran lideri, İranlının soluk almasını bile fetvaya, izne bağlayan kanlı rejim bayraktarı oldu. İşin hazin yanı, başlangıçta kendisine kanan bazı İslâm ülkeleri de oldu. Libya, Suriye, hatta Yaser Arafat arkasını sıvazladı, Hümeyni’nin. Hatta Sayın Özal’ın Ruhullah Humeyni’yle göbekleri birlikte kesilmişçesine ona toz kondurmadığı görüldü. Bu satırların sahibi bile Amerikalıların İran’a asker çıkardıkları ve ölülerini bırakarak kaçtıkları günlerde, bu karanlık ve zalim rejimi dikkate bile almadan İran yanında yer aldı.
Ne var ki artık Humeyni rejimi inişe geçmiş bulunuyor. Dünya, saldırgan diye Irak’ı suçlayan İran’ın, ilk saldırgan olduğunu anlamış bulunuyor.
Diyelim, ilk saldıran Irak’tır. Bu devlet, birkaç kez, İran’a barış önermedi mi?
Humeyni rejiminin cascavlak ortaya çıkan en çirkin yanı, İslami Cihat ve din sömürücülüğüdür.
İslâm adına yola çıkan, Yahudi düşmanlığını bayrak yapan Humeyni’nin, Haşimi Rafsancani aracılığı ile Müslüman Irak’a karşı İsrail’le silah anlaşması yaptığı ve gizli polka oynadıkları ortaya çıkmış bulunuyor.
“-Şeytan Amerika!”
Bunu söyleyen rejim, Amerika Cumhurbaşkaniyle “İslâm dini adına” İslâm Irak’ı yok etme oyunbazlığına çıktı ve bu rezalet, dünyaya nâm oldu.
Ya Rusya?
Resmi devlet adamları, “İslâm Devrimi” diyedursun İran, Rusya’nın kucağında “son tango”yu oynuyor. Müslüman Irak’ı füzelerle öldürecek son sistem silahlar satın alınıyor.
“Düşmanla savaşırken bu gibi yollara başvurmak mubah değil mi?”
Elbette! Ama söyler misiniz bana, düşman kim? Müslüman Iraklılar mı? On, onbeş yaşları arasındaki İran çocukları mı? Bunların kan bahasını, Humeyni ve ona çanak tutanlar ödemeyecek mi sanıyorsunuz?
Öteki Müslüman milletler ne yapıyor?
“-Savaşa son verilsin!”
Veriyor mu Humeyni?
Ne diyor ulu Allah:
“-Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz. Eğer biri, ötekisine saldırırsa saldıranlarla Allah’ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız.” (Hucurât Sûresi, Âyet 9)
Kur’ân ve Allah sözünü dilinden düşürmeyen Özal hükümeti, “Yapmayın, barışın savaşmayın” deyip dururken, bir yandan da Türkiye’de cihâd isteyen Humeyni’ye gizli öpücükle selamlar yolluyor.
Ya Libya ne yaptı? Saddam’a inad, İran ‘a destek verip durdu. O Libya ki Kur’ân’a dayalı sosyal adalet ilkelerini uygulayan bir devrim yapmıştı.
Ya Suriye?
Humeyni’nin Hizbullah kolu, Müslüman öldürür, bir yandan da “Ölülerinizin etini yiyin” diye fetva verenlere seyirci kaldı. Fas, Tunus, memleketlerindeki rejimi yıkmaya çalışan Humeyni’ciler karşısında Irak’a yakın olamadılar.
Ama bugün?
Libya da, Suriye de uyanmıştır. Suriye askerlerine karşı Lübnan’da Hizbullah’çılar, üzerlerine ölü toprağı dökülmüş gibi sustular. Libya, İran’a karşı olduğunu belirterek hakkın yanındaki yerini alıyor.
Irak, “Bedir Savaşı”, “Kerbelâ Savaşı” palavralarına rağmen dimdik ayakta. İslâm dünyası, Humeyni rejiminin İslâm’a karşı olduğunu kavramış durumda.
“Savaş biterse Humeyni rejimi de biter.”
Savaş bitmezse de gidecek efendim!
İslâm tarihinde, hem İslâm’ı hem de kendi kendisini yiyen böylesi bir rejim görülmemiştir.
Şardağ, R. (1987, Nisan 6). Humeyni İnişte. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

