
Sevgili Uğur Dündar’ın açtığı, Eminönü Belediye Başkanı’yla ilgili yolsuzluk, ihbar değil mi? İçişleri Bakanımız soruşturma yaptıradursun, Sayın Başbakan, “Seçimle gelmiş bir belediye başkanını görevinden almak usule uymaz” diyerek yolsuzlukları kış uykusuna yatıracağı sanısını uyandıradursun suçlamalı başkan, makamındadır ve hâlâ konuşuyor. Bazı bakanları da bu işe bulaştırma çabasında. Şimdiye kadar sığınmadığı Türkeşçiliğe sığınıyor. Ulaştırma Bakanı’nı da işe karıştırma çabasında.
Peki, ya savcılar? Ya devlet nerede? “609 sayılı ceza yasası” nerede?
Belediye başkanlarını idari yolla düşürmede prosedür şu: Belediye meclisi üyeleri çoğunluk oylarıyla düşürebilir. Ama son söz Danıştay’ındır. Belediye meclisi kararının gerekçeleri sağlam olmazsa yüksek yargı organı, nasıl olur da seçimle gelmiş başkanı yerinden alabilir?
İkinci yöntem, İçişleri Bakanı’nın görevden alması… Ağır suçlamaları belgeleyen kararlara dayanarak, bakanın aldığı bu elini işten çekme önlemi de Danıştay’dan gri dönebilir. Öyleyse efendim, rüşvet yedikleri, yolsuzluklara battıkları ileri sürülen belediye başkanlarının hepsi de analarının ak sütü gibi temiz mi?
Hemen düşünelim: Suçlamalara uğrayan belediye başkanı, ya da encümen üyeleri bir yandan da kılıflarını hazırlamayacaklar mı? Meclis’te dostları yok mu? Suçlananların hepsi ANAP’lı olduğuna göre bakanlardan destek görme olasılığı bulunanlar yok mu? Nitekim Eminönü Belediye Başkanı’nın Ulaştırma Bakanı’nın desteğine dayandığı, bazı milletvekillerince ortaya atılıyor.
İktidar partisi iki ateş arasında:
“Yolsuzluklara göz yumamaz. Çünkü Türkiye’yi bir çağ ötesine bile götürseler, bu pislik onları seçimlerde silip süpürür.”
“Örtelim!”
Bu da olamaz. Hangi kedi, üçbeş tırnak darbesiyle kendi pisliğini örtebilmiş ki!
O halde?
O halde olayların üstüne şiddetle eğiliyor gözükmek ve sorumsuzlardan oluşan bir kurul hazırlayarak harekete geçmek. Nitekim ANAP’ın son yaptığı da bu! Bakıyorum, kimler var, kurulda diye. İçlerinden iyi tanıdığım bir Necdet Eldem’i saptıyorum. Valilik yapmış, Adalet Bakanı olarak dürüst çalışmış bir arkadaşımız. İyi ama efendim işleri uyutmaya, sürüncemede bırakmaya gerek var mı? ANAP bir karma partidir. Başındaki zat, ülkenin partisiz kaldığı bir ortamda, eğilimleri eritici bir görünümle fırsat ve seçim kazanmıştır. Eğilimlerin ANAP’lılıkla erimesi, eşyanın doğasına karşı değil mi? İşte bu güne kadar eğilim bakımından gıkı çıkmayan Eminönü Belediye Başkanı, köşeye sıkıştırıldığında, birdenbire “Heyt! Biz Hareketçiyiz!” diye tafra satmakta, Hareketçi bazı bakanların, haklı ya da haksız adını sızdırmada.
ANAP, bu karmaşık eğilimliler içinde bazı yolsuzluklara adı karışmış belediyecilerin üzerine neden daha sert gitmez? Belediye başkanlarının yarısını yolsuzluklarından ötürü silkelese kayba mı uğrar, partisiz oy kalabalığının vicdanında, iktidarının namus çizgisini mi sağlamlaştırır?
Ya dürüst belediye başkanları? Onların çoğu kan ağlıyor. Söz gelimi halkına güzel hizmetler götürmüş dürüst bir insan olan ANAP’ın Şişli Belediye Başkanı’nı geçen gün ağlayası bir acı içinde buldum. “Neden? Neden” diyordu, “Topumuz suçlama altında kalalım? Cezasını bulacaklar bir an önce bulmalı. Bu çarkın arasına karışan pislikler temizlenmeli.”
Peki ya devlet? Devlet nerede?
Uğur Dündar, araştırmış, belgeye dayalı rüşvet yolsuzlukları saptamış. İstanbul’un savcıları nerede? Nerede efendim, 1609 sayılı Yasa’nın, “Zimmet, rüşvet, irtikâp, ihaleye fesad karıştırmakla” suçlanan, üstelik haklarında belgeler de yayınlanan kişiler hakkındaki hükümleri nerede? Nerede devleti temsil eden savcılar ve onların böylesi büyük ihbar karşısındaki yasal görevleri nerede?
İstanbul’da bir gazete, bayrak… Bir araştırmacının yanında korkusuz tanıklar, belgeler, belgeler..
Ve de “Ashâb-ı Kehf” uykusundaki adalet mekanizması…
Şardağ, R. (1987, Nisan 20). Devlet Nerede?. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

