
Beni sağa sola kaydırmaya çalışanlar var, ama ben tarafsızlığımı koruyorum. İstanbul’da bir aydır önemli bir rahatsızlığın mücadelesini verirken bir gazetede, ANAP’a katılacağım yazılmış. Seçim bildirilerini, parti programını tersyüz etmiş bir partiye, halkına karşı acımasız, yabancı ve düşmanlara karşı ipek kadar yumuşak davranışını izlediğim ANAP’a katılmak, vicdanıma ters düşer.
Kuşku yok ki tarafsızlık, fikirsizlik demek değildir. Meclis’te, “tarafsızım” diye ağzından tek kelâm çıkmamış arkadaşların, ANAP oltasının atılacağı zamanı kollamalarına da bir şey demem. Şu var ki yazılarım, Meclis konuşmalarım, ANAP‘ı asla mı asla düşünmediğimi kanıtlar. Ben sosyal adaletten yanayım. Bunu, ne, Karl Marx tanrısızından esinlenenlerin cirit attığı partilerde ararım, ne de din sömürüsü yapan, camilerimizi kilise olmaktan kurtarmış, bize ayyıldızlı bayrağımızı armağan etmiş olan Ata’ya saygısı zayıf partilerde bulurum.
Durumum hakkında bu açıklığı kazandırdıktan sonra Sayın Özal’ın son anayasa oyunbazlığına ve Sayın Demirel’e dönmek istiyorum.
Sayın Cumhurbaşkanıma sevgim sonsuzdur. Konuşmalarımda memleket sorunları da sanat sorunları yanında yer alır. Kendi olurlarını alarak basında ve Meclis’te konuşma yapmıştım. O konuşmada yasaklılar hakkında, Meclis’in lehte karar alması halinde referanduma gitmeyeceği güvencesini Sayın Evren’den aldığımı bildirmiştim. Çok sevdiğim ve saydığım eski bir başbakanın, Meclis’te hiçbir gün açılmayan ağzı, ben kürsüden inince, “Siz Özal’la Cumhurbaşkanımızın arasını mı açacaksınız?” diye bana açılmış, Şardağ olarak gerekli yanıtı vermiştim. Her tarafa koşup Meclis dışındaki önemli zevâta telefonlar yağdırması sonucunda, anımsayınız, Köşk’ten sevgili Baransel imzasıyla bir bülten yayınlandı:
“Cumhurbaşkanımız yasakların kaldırılmasına taraftardır. Ama bu konuda kimseyi görevlendirmemiştir. Bu, Şardağ’ın Cumhurbaşkanımızla olan bağlantılarına dayanılarak edindiği izlenimlerdir.”
Metin özü bu! Doğru da. Şardağ milletvekilidir, kamu personeli değil ki Başbakan, bakanlar görevlendirilir, milletvekilleri değil. Ya izlenimlerim?
41 yıllık lise, yüksek öğretim hayatımda yalanın, haramın, iki yüzlülüğün, korkaklığın hep karşısında, ama Allah korku ve sevgisinin yanında oldum.
Şimdi ne duyuyoruz efendim:
“Yasakların kaldırılmasını Cumhurbaşkanımıza kabul ettirdim.”
Her insan gibi sevdiğim devlet başkanım, sonradan görüş değiştirmiş olabilir mi? “Anayasanın 84. Maddesiyle, top gibi oynayan, evinde laik, partisinde gerici görüntüdeki başbakanının telkini, vicdanına siner mi?”
Buna inanamam ve sanamam. Sayın Evren, yalnız ANAP’ın ve Özal’ın değil, bütün milletin, yasaklı, yasaksız bütün parti liderlerinin de Cumhurbaşkanı olduğunun derin idraki içindedir; bunu hep görmüşümdür kendisinde.
Gelelim, yine sevdiğim, dostum Demirel’e:
“Süleyman beyle Ecevit mi getirdi Türkiye’yi 12 Eylül’e?”
Tandoğan meydanlarını Lenin poster ve dövizleriyle çınlatan TÖBDER yöneticilerine, bu izni o zamanki Danıştay, bir günde vermişti. Liderler ne yapsın, devletin yüksek yargı çarkı böyle işlerse?
Üniversitelerde sağ ve sol militanların akıttığı kanı polis önleyemiyor. “Üniversite muhtariyeti var, polis giremez!”
Zorla mı girsin! Sağda cinayet işleniyor, sağ basın susuyor. Solda cinayet işleniyor. Uğur Mumcu’dan başka bütün sol yazarlar tıss!
İnsanlar öldürülüyor. Zavallı Atatürkçü Prof. Cahit Tütengil’le Nihat Erim dostum öldürülüyor. Aradan üç yıl geçmiş, mahkemelerde hâlâ karar yok. Hangi sivil hükümet çıkıp da, kuvvetler ayrımı ortadayken, “Mahkeme benim. Kararı ben veririm” diyebilir. Devlet mekanizması sanki bugün işliyor mu efendim?
Eminönü Belediye Başkanı hakkında Danıştay üç ayrı nedenle lüzum-i muhâkeme kararı vermiş, araştırmanın selâmeti olur mu, o zat orada otururken.
Sayın Demirel’e sitemime gelince: Atla(?) talip olmasınlar. Bu milletin dışarıdan lider ithal edeceği yok. 12 Eylül’e girişte herkes gibi onun da bazı kusurları olabilir. Kusursuz olan Allah’tır.
Bir ufacık seslendi, ANAP’ın oylarını hem de kendi tahmini rakamıyla yüzde otuz ikiye düşürdü. Demirel seçim yüzeyinde devlet sorumluluğunu ve neleri nasıl yapacağını anlattıkça bu büyük millet, Sayın Özal’ı silkeleyecektir.
O zaman bir demokrasi eksiğimiz olan kendi yasağını da, öteki yasakları da kendi kaldırır; bitiverir bu iş!
ANAP ağacı, dibinden değil, en başından çürümüştür.
İçinde çok sevdiğim saygınlıklı bir Meclis Başkanımız, değerli dostlarım, öğrencilerim var. Yazık ki …net bu günahsız tabana doğru yayılıyor.
Milletin büyük seçimde affetmeyeceği ANAP’tan af umar görünümde bir Doğru Yol! İşte sitemim bu!
Şardağ, R. (1987, Mayıs 4). Tarihsel gerçekler ve Demirel’e Sitem. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

