
Filistinliler, vatanları dışında yeniden birleştiler. Uluslararası terör örgütünün ısrarla yanlısı olan Ebu Nidal grubunu dışlayarak bir yumruk gibi toparlandılar. Bu “yumruk” sözcüğü bizim değil, Le Monde’un. Peki, nereye inecek Filistin yumruğu? Bir türlü paylaşamadıkları Kudüs’teki İsraillilerin başına mı?
İyi ama oraya yerleştirilen Musevilerin hepsi ülkücü. Dünyadaki tüm çıkarlarını bir yana iterek çölü, uygarlık ışıklarıyla yangına vermişler. Tırnaklarıyla kazdıkları topraklarda, yüzyıllardır vatansız yaşamlarının ezikliğini silmişler.
Ya Filistin’li Araplar? Onlar da vatan yetimi. Bir bölümü, yurtlarının dışında, yıllardır gurbetin zehrini içiyor. Bir bölümüyse Kudüs dolaylarında Hind paryaları gibi horlanmalar içinde.
Nereden geldiler?
Fransızların Palestine’leştirdikleri Filistin; Gazze ile Yafa arasındaki “Arz-ı mukaddes-i ve Lût” denizini içerik orta halli bir yöre. Kuzeyde Akkâ’dan başlayarak Taberiyye gölüne uzanır.
Osmanlılar zamanında bağımsız bir Arap mutasarrıflığıydı ve Beyrut ili, Nablus ve Akkâ sancaklarını içerikti. Yörenin kuzey sınırından güneyine kadar uzanan sırtın üstünde Kudüs kenti var. Geri kalan yönleri çöl…
Filistin’in tarihi, en eski halkını oluşturan İbrâniler, Süryanlılar, Geldanlılar, Finikeliler ve Arap yarımadasından gelen Araplarla iç içe. Bu karma kalabalığın içine orta çağda Rum, Türk ve Bizans Hıristiyanları da karıştı. İlk yerleşenler İbrânilerdi. Ama bütün kıyı kentleri soydaşları olan Finike’lilerin elinde.
Sâmi soyundan Asûr, Geldan, Arap, İbrâni, Finike… Hepsi tek soyun çocukları… İlk vatanları da Babil… “İbrâni” Arapça’da ve Musevilerin en eski dilinde “iber” yani “geçmek” anlamına. Fırat ırmağını geçerek Filistin’e göçtükleri için bu adı aldılar.
Eski İran’da yüzyıllarca Mad’lar, Fars’lar boğuşup durmadılar mı? Türkler, Ortaasya da aynı soydan geldikleri halde birbirleriyle savaşmadılar mı?
Yahudilerin ve Arapların kardeş kavgaları da böylesi. Bugün Museviler ve batılılar Musevileri Hz. İbrahim soyundan getirir, İbrahim’in kardeşi İsmail’den de Araplar.
Allah’ın birliğine inanma yolunu ilk açan Hz. İbrahim. Hz. İbrahim’den sonra gelen İshak, Ya’kûb, ondan sonra da Hz.İshak’ın kardeşi Hz. İsmail tek Allah yolunu sürdürdü. İsmail peygamber Hicaz’a girer. Burada Cerhem kabilesiyle karışır, Arapların da atası olur.
Hz. Ya’kûb’un bir adı da Abdullah. Abdullah, İsrail’le eş anlamda. Bu tarihten sonra Museviler, İsrail adını alır.
Filistin’in alın yazısı
Finikeli kardeşleri sonra Asûri’ler, Filistin’i yıktı, halkını Bâbil’e tutsak götürdü. Daha sonra Romalılar, Makedonya’lılar analarını ağlattı. Ya Rumların zulmü? Hükümdar Herakles, Hitler’in zulmünün daha acısı ve utanmazlığı ile Yahudileri kesip doğradı. Sûr kentine girip bütün Yahudileri öldürdü.
Selçukluların Eyyubi kolundan gelen Selahattin Eyyûbi, İslâm’ın kendine sığınanlara olan sıcaklığını göstererek onları korudu. Eski zalimlerin elinden İspanya Hrıstiyan fanatizminin eline düşünce canlarını, kaçarak kurtarabilenlerin dışındakilerin vahşetle öldürdükleri tarihin ibret sayfalarındadır.
İlk Kitap’lı peygamberler Hz. Mûsa, Yahudiler arasından çıktı.Allah’ın birliğine inanan pek çok peygamberler de onlardan geldi. Yüce Kur’ân gerçi bir iki yerde: “Yâ eyyühellezine amenû, lâ tetta hızûlyehûd ve’nnesârâ” buyurur. Yani “Ey Allah’a iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanlarla dost olmayınız” buyurmuştur. Tarihçi İbni Nedim, bunun gerekçesini çok güzel açıklamış Hz. Mûsa’dan sonra yeniden buzağıya tapan ve Hz. İsa ile Hz. Muhammed’i inkâr eden Yahudiler kastolunmuştur, âyetten. Yoksa ulu Allah, (Kâfirlerle bile güzel güzel tartışın) buyurmuyor muydu?
Ayrıca İslâm’ın yüce Peygamberi veda haccında ne demişti.
“Ey insanlar! Allah’ınız birdir. Babanız birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız. İnsansa balçıktan yaratıldı. Allah katında en üstününüz Allah’a en çok bağlı olanınızdır. Hiçbir Arab’ın, Arap olmayana, hakk yolda olmadan daha başka üstünlüğü yoktur.”
Türklerin şefkati
İşte Allah’ın buyruğunu peygamberin uyarısını benimseyen Türkler, Osmanoğulları zamanından beri Musevilere de sevgi, kanatlarını açtılar. I. Dünya Savaşından hükmen yenik düştüğümüz sıralarda Avrupa’ya dağılmış olan Musevilere Filistin’i yeniden vatan olarak verdi, Avrupalılar…
O zamandan beri
O zamandan beri Filistin Araplarla İsrailliler arasında bir can düşmanlığı konusu. Museviler Arap kardeşlerine parya, işlemi uyguladı.
Filistin’den sürülen Müslümanlar da son çare olarak teröre başvurdu. Şii Suriye devleti, Sünni Filistin Araplarını İsrail gibi kıyasıya bombaladı. Humeyni’nin Hizbullah kolu vurdu. Yaser Arafat teröre son verip karşı taraftan anlayış bekledi. İsrail, “Arz-ı Mev’üd” un bir bölümüne, üç ateş altında sürünen Filistin mültecilerini yerleştirmekte direnince kanlı olayların yanlısı Ebu Nidal’ın dışında bütün Filistin örgütleri birleşti.
Yazık ki bir yanı Rusya, bir yanı Amerika kışkırtıyor. “Filistin Kurtuluş Örgütü ile bir masaya oturmam.”
İsrail, neden bu inadını kırmaz? Dünyada ve Türkiye’de yerleşmiş bunca Musevi özgür değil mi? Yaşayıp gitmiyor mu?
Ya Araplar uslu durmazlarsa?
Evet, bu korku da rol oynuyor. İsraillilerde, Kudüs her üç din için kutsal kent. Hıristiyanların Kamâme kilisesi orada. Arapların Hz. Ömer Camii orada. Musevilerin Hz. Süleyman mabedi de orada. Filistinli Arapların yükselecek bir sesini bekliyoruz.
“İsrail’i devlet olarak tanıyoruz. Karşılıklı olarak teröre son! Yurtlarından evlerinden uzaklarda sürünen Filistinlilerin sizlerle kardeşçe yaşamaları için masaya oturalım.”
İsrail’de de Begin kafası değişmeli. Onlar da huzur istediğine göre bir yeni görüş, kınından henüz çıkmış kılıç gibi parlamalı.
“Evet! Sizinle aynı Tanrı’da birleşiyoruz. Sami soyunun aynı çocuklarıyız. Siz Rusya’yı, biz Amerika’yı karıştırmadan, gelin, başbaşa konuşalım.”
Ah yaşamım elverseydi de iki cephenin lideriyle tarihi ve gerçekleri konuşturarak buluşsaydım, onları yanyana getirseydim.
“Şardağ, hayal görüyorsun” demeyin. Her gerçeğin şafak vakti, hayalle başlamadı mı? Güzel bir hafta sonu ve saygılar…
Şardağ, R. (1987, Mayıs 10). Filistin nereye. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

