
Sayın Cansızoğlu,seni benim kadar hiç kimse kolay kolay tanımaz. Meclis’te odalarımız karşılıklı.
Yalnız odalarımız mı, gönüllerimizde de bir sıcak yakınlık var.
Türk basınına biraz da yanlış yorumlattığın ve seni iyi tanımayanların yanlış yorumladığı şu kravat takma ve bunu türban yasağına karşı direnme olayı. Bunu bırak da ben ışığa çıkarayım. Aramızda bazı görüş ayrılıkları yok mu? Kim, kiminle, tam uyarlılık içinde olabilmiş ki!..
Sorun, anlaşılır yanların aydınlığa çıkarılmasıdır. Bir insanın ille de çirkin yanlarını kazıma çabası yanında, bazı güzel ve yaklaşım sağlayan yanlarını eşeleyip gün yüzüne kavuşturmak… Sana, bu yapıdaki kişiliğimle hep yakın oldum ve sende de bunun tıpkısını, kırk derecenin üstünde bir gönül ısısı içinde buldum.
Sevgili Cansızoğlu.
Sen dini bütün, Allah’ına inanmış bir kişisin. Yaşlı insanların Tanrı kulluğu yanında, gençlerin kulluğu, Allah katında çok daha sıcak ve azizdir. Bu iman ateşi içinde seninle birliğim.
Halkın hakkında bilmedikleri var: Sen, Türk milletine ve Atatürk’e söven, “İslam adına” en kanlı cinayetleri hâlâ sürdüren Rusya’nın, Amerika’nın, İsrail’in düşmanlığını bayrak yaparken, her üçüyle gizli aşna fişnelik içinde cilveleşen Humeyni’ye, Humeyniciliğe karşısın. Bütün içtenliğinle senin böyle olduğunu yakından ben bilirim.
Başbakanın ve kabinedeki bir iki bakanın, Humeyni hayranlığından hâlâ uyanmadıkları bir dönemde, bazılarının evlerinde Humeyni’nin resimlerini astıklarını iyi bildiğin halde neden, neden ilk hedef sen oldun?
Başı, saçları örtmek… Bu sade bizde değil, Hıristiyanlarda da var. Hatta ilk başörtü Hıristiyanlarda görülmüş.
Ulu Allah’ın, kullarından ısrarla istediği, ayıp yerlerini, karşılıklı olarak iki ayrı cinsin, birbirlerinden korumalarıdır. Yüzü örtmek, saçı örtmek de kuşkusuz bir Tanrı önerisi. Bütün Kur’ân’ı bir öğüt olarak gönderen Allah’ımız indinde hiç kimse başkasının günahından sorumlu değil. Baksana, “Diyanet İşleri fetva versin” diyecek kadar gerideki dişlerini gösterip duran Keçeciler bile hakka yönelerek, Van olayı için, “Dinde zorlama yok!” buyurmuş.
Asıl boy hedefi olması gerekenler sinmişken ve sinsiliği, korunma örtüsü haline getirmişken, senin, kendini yanlış yorumlatmana ya da yorumlanmana çok üzüldüm.
Sevgili Cansızoğlu, bütün Anadolu kadınları yüzyıllarca kafasına başörtü geçirir. Bugün de öyle. Hiçbir hükümet zamanında sorun olmamış ki bu!
Sayın Cumhurbaşkanı, bir din adamının oğludur ve dini bütün kişidir. Türbana karşı çıkışının nedeni, saçını örtme özgürlüğüne karşı çıkmak olsaydı, bütün Anadolu kadınlarının başörtülerine, üniversite dışında türban takılmasına da karşı çıkardı. Sorun bazı tarikatların devlet içine sızmaları ve saf öğrenci kızlarımızı piyon olarak kullanma sorunudur.
Sen devletin içini kemiren ve Başbakanla kardeşlerinden ve bazı bakanlarla Sayın Keçeciler’den güç alan tarikatçılara da karşısın; bunu da biliyorum.
Öyleyse neden, neden ille de sen, boy hedefi seçildin?
Kravat sorununa gelince:
İslâm’da ve Kur’ân’da erkek kıyafeti seçilmiş değil ki!
“İnadımdan yapıyorum!”
Bu türban yasağının, işi siyasete âlet edenler yüzünden çıktığını, ANAP’ın bunu oy avcılığı için kullandığını sen de bilmektesin.
Tak kravatını oğlum, gençsin, yakışıklısın. Kravat yetmişine gelmiş Şardağ’a değil, sana yaraşır.
Gerçi ne kravat takmakla, adam, adam olur; ne takmamakla adamlıktan çıkar!
Ne türbanla Müslüman olunur, ne türbansız İslâm’dan çıkılır.
Benim bildiğim Cansızoğlu, partisindeki gidişten, halkın sevgisini yitirişinden yana rahatsızdır. Sinirleri gergindir.
Ama Şardağ’ı babası gibi de sever. Sakal sana yakışıyor, ona lafım yok ama, senin yerinde olsam, dostlarını mutlandırmak, sevgi duymayanları çatlatmak için inadına kravat takardım.
Meclis tüzüğü bir şey dememiş ama, bak dostun Şardağ, meclise kazak giymiş olarak bile girmiyor.
Allah’ın varlıklılara ve devlete emanet olarak bıraktığı yoksulların halini partin içinde bayrak yapman, İslâm’a çok daha büyük hizmet olmaz mı? İsrafı haram kılan, altın biriktirmeyi şiddetle yasaklayan, yere serilmiş yoksullarla ilgilenmemeyi kâfir olmakla eşit sayan Tanrı buyrukları yanında Türkiye Başbakanı’nın ve ailesinin yaşadığı israf ve lüks de Türk halkının açlıktan ahlak bunalımına uğraması… İslâm adına senin, asıl bu hizmetlerini bekliyorum.
Sayın Cansızoğlu!
Nasip olur da hastalığımı yenersem, seni gençliğine, güzelliğine daha da yaraşır kravatınla görmekten sevineceğim.
Şardağ, R. (1987, Mayıs 11). Cansızoğlu sorunu. Güneş, s. 6.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

