
Hakkımız sıfır mıydı?
Sonucu, haksız bulabilirsiniz. Hatta, “Kıbrıs Rum temsilcisi olan o tipsiz ve renksiz kızdan da mı geride olacaktık?” dersiniz.
Ne olurdu efendim, yirminci, hatta onsekiz ve onbeşinci olsak ne olurdu?
Yıllardır kapılarını aşındırdığımız dünya Eurovizyon yarışmasına, bizler, hep birincilik hülyasıyla gidip sonuncu olup dönmüyor muyuz?
Geçen yılki şarkımızın ortalarda bir yere oturması, bize karşı Avrupalıların düşmanlığı olmadığını gösterir değil mi?
Geçmiş yıllarda bazı soyunuk filmlerini anımsadığım Seyyal Taner, hafif müzik dalına, damdan düşmüş bir kızımız.
“Şarkım Sevgi Üstüne”
Allah rızası için söyleyin, pek çok güzel kompozisyonlarını dinleyip sevdiğim Olcayto Ahmet Tuğsuz’un Eurovizyona postaladığı şarkıda hangi sevgi işleniyor?
İnsanlığa sevgi sunmaya kalkan Taner kızımız, portenin sınırlı notaları arasında kuyu çıkrığı gibi belli gıcırtılarla gidip geliyor.
İnsanlığa sevgi; bir hopla, iki atla arasında, bu kıytırık sesle mi, bu melodisiz ritimle mi sunulacak? Sevgi üç dört nota arasında, “Bir ayağında mesti var” adlı Karadeniz türküsünde olduğu gibi boğucu bir tempoyla mı duyurulacak?
Ya o ses?
TRT’nin dilimizin fonetik yapısını lastik gibi çekip yayan, Türk ağzını bozan hafif müzik sanatçılarını ekrana fırlatmasını bile sineye çekemiyorduk ki! Yorum hocası görmemiş, burun sesiyle okuyan, üstesinden gelemeyeceği üst oktavlara, nazik organlarını zorlayarak çıkmaya çalışanları ses diye dünya musiki pazarına sunmasına bin kez “hayret” diyoruz. Televizyonda Kıbrıs Rumlarını temsil eden o kekre ses de var. Buna benzer bazı sesleri de dinledik. Bizimkisiyle birlikte alın onları, vurun hepsini aynı duvara!
Günah kimde? Eurovizyon anlayışımızın yokluğunda değil mi? Dünya pazarı “önce ses” diyor, biz “hayır, önce ritm” diyoruz. Ve o pazara melodi yerine takatuka gönderiyoruz.
Televizyona, şamatasız, efendice gelen İrlandalı Johnny Logan, tatlı, esnek bir ritmin gölgesi içinde sadece musiki ve ses sundu. Demek önce ses ve musiki! Bizim ne oraya giden sanatçılarımız, ne de TRT suçlu. İlle de yakasına yapışacağımız bir suçlu arıyorsak bu, Eurovizyonla ilgili görüş yoksulluğumuzdur. Erol Evgin, Sezen Aksu, Nükhet Duru gibi Tanju Okan gibi pek çok hafif müzik dalı sanatçımız var. Dünya pazarına önce ses ve bu sese yapışık musiki sokmalıyız. Tek yanlı ya da hiçbir yönü olmayan “Kurul” neyi, nasıl temsil eder? Bu kuruluşlarda Türk melodilerine sırtlarını dönmemiş bir Muammer Sun, bir Nüvid Kodallı, bir Avni Anıl var mı?
Sınav, önce sesten başlamalı: Ses nazal mı? Türkçe zorlanıyor mu? Okuyuş kaknem mi?
“-Buyurun dışarıya efendim!”
Ses. Güzel, ama ortada musiki ve yeni bir yorum yok mu?
“-Buyurun efendim dışarıya!”
Türkiye’de bunca yılın öğretmenleri ve çeşitli meslekler için eğitsel kurslar açılıyor. Ne zaman Sayın Toskay bir de Eurovizyona hazırlık kursu açacak? Bu kursların sonunda halkın nabzını yoklayacak? Şu da var: Avrupalı, kendisinde gördüğünü yineleyen papağanlara puan vermez.
Dünya Tiyatrolar Günü’nde, bundan yıllarca önce biz bir gösterişe kapılarak Kral Lir’i oynadık. Tabii üç sıfırla döndük.
Neden? Neden mi efendim? Avrupa’da yüze yakın yorumcu yıllardır farklı yorumlarla bu eseri sahneye koymuş. Devlet sanatçılarımızın çok üstün olmasına rağmen, geleneksel çınçınlı tiyatrosu ile ön dereceye, Çin girdi.
Eurovizyonu kaybettikten sonra ve yarışmadan önceki yorumlar… Bunlar da ayıp:
“-Tek rakibim İrlandalı Logan’dır.” Bu, Taner’in rüküşlüğü.
“-Avrupa Konseyi’ne girme dileğimize kızdılar da onun için bizi sona attılar.”
Bu da nerede durmasını bilemeyen Semra Hanımın şeyi…
Şardağ, R. (1987, Mayıs 18). Eurovizyonda sıfır. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

