
İstanbul’un sayın müftüsü bir fetva verdi: “Bugünkü koşullar içinde memur, emekli ve işçilere de onurlarını kırmadan zekât vermek gerekir.”
Vay efendim, sen misin bunu söyleyen! Devlet Bakanı Sayın Kazım Oksay’ın irtica karşısında susan dili, ilk kez burada açıldı.
“-Hakkında soruşturma açtıracağım.”
Keçeciler de demişti ya,,,
Keçeciler, “Diyânet İşleri Başkanı türban konusunda fetva versin” dememiş miydi?
Dişlerine uygun fetva olursa ne âlâ! Kendilerine ters düşen fetvaya ise soruşturma!
Sayın Oksay ve Sayın Keçeciler’in Diyânetten fetva çıkartma işini pek karıştırmamaları gerekir. Osmanlı Şeyhülislamlarından Abdürrahim Efendi, padişah İbrahim’i, biliyor musunuz, rüşvet rezilliklerine göz yumduğu, yolsuzlukları örtmeye çalıştığı, hırsızlara arka çıktığı için bir fetvasıyla hem tahttan indirdi, hem boynunu uçurttu.
Nenize gerek efendim, başınıza hükümet olarak iş açarsınız. fetvaların sivri uçları bakarsınız, sizlere de yöneliverir, pek karıştırmaya gelmez.
Uzat elini İstanbul Müftüsü
Uzat elini, sayın müftü efendi, yürekten sıkayım. Hakk’ı korkmadan söyleyen o ağzına gülbeşeker dökeyim. Çünkü Türkiye’de Sayın Özal dönemi, hem “sosyal adâlet” marşıyla iktidara geldi ve “ortadirek” edebiyatından yalan şiirler okudu. Hem de adına, “yeni ekonomik model” dediği ilmikle ortadireği boğdu.
Ya İslâm dini…
Halbuki İslâm dininin temeli imana ve sosyal adâlete dayanır. Allah, kullarının öteki eksikleri için belirttiği günahlarını, “Allah’tan umudunuzu kesmeyiniz. O her zaman tövbelerinizi kabul eder” buyurarak bağışlar. Ne var ki varlıklıların, varlıksız kardeşlerine haklarını vermemeleri karşısında, en büyük gazabını duyurur. O’nun katında, inanmayanla yoksulun hakkını vermeyen kâfirle eşit tutulur.
“İlgililere şöyle buyurulur: (Onu alın, bağlayın, sonra cehenneme yaslayın. Bundan sonra da boyu yetmiş arşın olan zincire vurun). Çünkü o, yüce Allah’a inanmazdı ve yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi.”(*) (Hakka Sûresi, Âyet: 30-34)
Bu nimetler kimin
Mübarek Ramazan ayındayız. Türban sorununda çok duyarlı olan ve Humeyni’nin Türkiye aleyhindeki tüm rezilliklerine rağmen “Yeminle söylüyorum, ondan bize tehlike gelmez” diyerek İmam’ın dava vekilliğini yapa Sayın Başbakan ve ANAP’ın Humeyni’ci bakanları, lütfen İslâm’ın gerçeğini öğrenmeye çalışsınlar. Şükretsinler ki İstanbul müftüsü kendilerine Nahl Sûresi’nin 71. Âyetini anımsatmadı:
“-Allah rızık verirken kiminizi ötekilerine üstün kılmıştır. Bu üstün kılınanlar, emirleri altında çalışanların rızıklarını vermezler. (Yani devlet, memur, işçi ve emeklisine, patronlar da işçisine vermez demektir.)
Halbuki rızıklanmada, beslenmede hepsi, ortak hak sahibidir. Allah’ın bütün kulları için lütfettiği besinleri, bile bile yalanlıyorlar mı?”
İslâmda “Hacir hakkı”, “ihyâ-ı mevâd” konuları niçin ortaya çıkmıştır. Hep sosyal adalet için. Geçmiş yüzyıllarda her mahallede, yoksullar için, varlıklıların aş kazanları kaynardı.
Bugün zenginlerimizin çoğu bencil. Bu halk ise devlete emanet. “Ben İslâmcıyım, milliyetçiyim” diyeceksin, sonra milletin büyük çoğunluğunu açlığa, sefalete mahkûm edeceksin?
Fak Fon’u öneren benim
Sayın Başbakanı, karşılıklı bir konuşmada, bu konularda, iyi niyet dolu olarak uyardım. “Fukaralık fonunu, aman siyasete âlet etmeyin. Kent ve ilçelerdeki hayırsever insanlara bırakın” dedim. Bundan esinlenerek fonu hemen kuran Özal’ın, bu heyetler içine vali, emniyet müdürü, belediye, başkanlarını da sokması, Hakk’ın buyruğunu bile siyasi çıkar hesaplarına bağlaması pek acı.
İşte Eczacıbaşı Ferit Bey işte Emin Aktar
İzmir’in sevgili evladı merhum Ferit Bey, İzmir ve çevresini, okullar, halk dispanserleri ve sağlık kuruluşlarıyla bezedi. Ölmeden önce, başbaşa kaldığımız bir söyleşi anında, pek çok kimsesiz, yaşlı kadına her ay maddi yardım yaptığını da ağzından utana, ezile kaçırdı.
İstanbul’da hepimizin tanıdığı bir Emin Aktar Bey var. Bugün 82 yaşının hazzını, Tanrı’ya sunacağı rahat bir gönülle tadan Sayın Aktar’ın bazı vakıflar gibi dalaverelere, politika rezilliklerine batmamış olan vakfı, hiç kimseden yardım istemeden her derecedeki yüzlerce öğrenciye, karşılıksız burs veriyor. Özal, ekonomisinin yarattığı kötü yaşam koşullarına uyarak her yıl, bu öğrenci burslarını yükseltiyor.
Hastanelere, yetimhanelere uzanan bu Tanrı gönüllüsünün eli, Çapa Onkoloji Enstitüsü’ne de, sevgili dost ve büyük Hoca Nejat Bilge’nin ülküsüne de milyonları, rahmet gibi serpti. Başta Sayın Sabancı olmak üzere daha birçok dostun hayır eserlerini şükranla anıyorum.
Ya hükümet
Ekonomik modelini, Türkiye’deki mûflisleri, rüşvetçi belediyeleri, sahte ihracatçıları, Batı’nın Türkiye’ye dönük dış satımcılarını, üç kağıtçıları, kendisini ve aile bireylerini koruma üstüne dayandırmış bir Başbakanımız, bazı ANAP’lı yöneticiler var ki pazarlardan ve çöp bidonlarından sebze artıklarını toplayanlara karşı acımasız, sefaletten fuhuşa sürüklenenlere, ürettiği malını, ya da aracıların zulmüne ya da çürümeye bırakan üreticilere karşı insafsız, acımasız.
Allah’ın sosyal adâlet buyruklarına kulaklarını tıkayanların bir de İslâmcı geçinmeleri yok mu!…
Ulu Allah, yarattığı kullarına sevgi kanatlarını açar ve İsrâ Sûresi’nin 70. Âyetinde şöyle buyurur:
“-And olsun ki insanoğullarını şerefli kıldık.”
İstanbul müftüsü işte bunu da dikkate alarak “İktidarın, şereflerini iki paralık ettiği işçi, memur ve emeklilere zekât verirken aman onurlarını kırmayalım” diyor.
Güzel bir hafta sonu dileğiyle ve saygılarla.
Şardağ, R. (1987, Mayıs 24). İstanbul Müftüsü ve İslâm’da Sosyal Adalet. Güneş, s. 6.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

