
Dönmeyelim elbet. Ama Sayın Özal’ın, siz her akşam, “1980 öncesine dönmeyelim” diye televizyonda boy gösterdiğini görünce bu milletin Sayın Başbakan’a bağlı çok olumsuz kuşkuları oluştuğunu da unutmayalım.
İzmir’de bir yıl önce açılmış bir köprüyü yeniden açan Özal, konuşuyor.
“-Bu güzel, huzurlu günleri bırakıp 1980 öncesine dönmeyelim!”
Basın; başta Taşar ve Keçeciler olmak üzere her gün hükümet başkanına, utanç terleri döktürürken yine Özal uyarısı;
“-1980 öncesine dönmeyelim!”
Yasaklıların referandumu yaklaştıkça esenliği bozulan Başbakan, en küçük bir muhalif esintiyle karşılaşsa bir yerine diken batmışçasına hoplayıveriyor:
“-1980 öncesine dönmeyelim!”
Önce şunu ortaya hemen koymak isterim: 1980 öncesine, başta o devrin siyasileri olmak üzere kim dönmek istiyor ki! Ortada söz konusu olan 1980 sonrasındaki Özal rejimidir. Dünyada Türkiye’nin itibarını sıfıra düşüren, içeride vatandaşlık ve insanlık onurunu sıfıra indiren Özal rejimine bir daha dönmemektir.
Hem sormazlar mı adama:
“-Sayın Özal 12 Eylül hareketinin başında olan siz miydiniz? Yoksa silahlı militanları Türkiye boyunca siz mi temizlediniz efendim?” ve sormakta devam ederler:
“-El çabukluğu ile iş bitirici bir kurnazlıkla 12 Eylülcülerin tapusunu ne zaman aldınız? Siz değil miydiniz, 12 Eylül öncesi dönemin Başbakan Yardımcısı? Siz değil miydiniz, televizyonun karşısına çıkıp 12 Eylül sonrası milletvekili seçimlerinde, (anarşinin kökeni siyasi değil, iktisadidir) diye 12 Eylülcülere karşı bastıra bastıra konuşan?”
Evet, böyle sorar, değil mi Türk halkı?
Nitekim gördünüz efendim, “Biz 12 Eylül’ü, Anayasa’yı koruyacağız, onun bekçisiyiz” diyen çok Sayın Sunalp Paşa’yı, her şeye rağmen nasıl silkeledi Türk milleti?
Çünkü o Anayasa’ya kendisi “Evet” demişti zaten ve partilerden 12 Eylül avukatlığı yerine mutluluk reçetesi bekliyordu. 1980 sonrasını ve öncesini diline dolayacağı yerde, “Ortadirek, ey ortadirek! Ey işsiz kardeşlerim, size iş alanı açacağım! Üç ayda enflasyonu düşüreceğim” diyen ve güzel konuşan, yoksul babası olduğunu söyleyen size de oy verdi ya! Sahneden eski liderle indirilmiş, alan size kalmıştı.
Siz, ara seçime de 1980 yılının mimarlığını savunarak girdiniz. Sahiplendiniz de niçin Türk milleti karşısında azınlığa düştünüz? Demek ki bu millet, hakkınız olmayan bir devrin sahipliği iddiası yerine, programınızda, seçim bildirinizde verdiğiniz onur sözüne dayalı taahhütlerinizin ne denli yerine getirildiğine bakıyor, değil mi?
Batı’da, milletin yüzde yetmişini karşısına almış, buna rağmen fırıncıların hiçbirinde rastlanmayan bir pişkinlikle istifasını Devlet Başkanı’na vermemiş demokrat bir Başbakan gösterebilir misiniz?
Siz, bu ülkeye, direğin tepesinde oturanları hayran bırakan hizmetler getirdiniz; bu doğru!
MSP’liyken “Faiz haram”dı. Kurduğunuz yeni hükümeti serbest faizlere dayandırarak ucuz, haksız ve yepyeni zenginler ve onların çevresinde lüks hayatlar yarattınız; elhak bu da doğru. Öte yandaki sefâlet, fuhuş, utanç, rüşvet ve rezâlet tablolarını her gün sayıları kabaran yolsuzluk ve sefâhat haberlerini haykırıyor değil mi?
İşte vatandaş ve büyük halk topluluğu bu hesapların içinde. Size hem özel konuşmamızda, hem Meclis’te yüzünüze karşı söylediğim acı örnekleri niçin yeniden sıralayayım?
Gerek yok değil mi? Yasaklılarla ilgili referandum konusunu, babanızın malı gibi kullandığınız televizyon ve radyolarımızda sömürün. Demirel’e, Ecevit’e; iki değil, bir tek konuşma fırsatı bile vermekten korktuğunuz izlenimi yaratmaktan çekinmeyin. Türk milletinin işsiz, memur, işçi, üretici, köylü, dul, yetim ve küçük esnafının çoğu, bu işi, Özal’dan kurtulma konusu bilecektir.
Televizyonlarını siz konuştukça kırmak isteyen Türk halkı, eğer suçlusu yalnız eski siyasilerden ibaretse sizin de bulunduğunuz “1980 öncesine dönmeyelim” propagandasına karşı inanıyorum ki şöyle diyecektir:
“-Evet dönmeyelim. Ama lütfen 1980 sonrasının Özal’ına da asla dönmeyelim!”
“-Peki Şardağ, ANAP’ın hiç mi şansı yok? Oy potansiyeli yok?”
Var elbet! İktidar partisinin hangi çevrelerden oy alacağını da nasipse bu sütunlarda duyuracağız.
Şardağ, R. (1987, Haziran 1). 1980 öncesine dönmeyelim. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması knusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘e sonsuz teşekkürler…

