Dan dan da dan dan…

Ramazan davulu değil bu! Sayın Özal’ın silah serbestliği önerisi: İsteyene silah alma özgürlüğü!

Başbakan’ın ortaya attığı ilk gerekçe çok önemli. Hafif baskılar karşısında daha sonra konuyu kıvırtması, uyduruk gerekçelere sarılması o kadar önemli değil.

Hafif baskılar” dedim. Basındaki tepkiler, beklenenden daha güdük kaldı.

Ya muhalefet? 12 Eylül’den yeni çıkmış, tüm izinsiz silahları toplatmış bir dönemi izleyerek, “herkese silah” şokunun altından, kalkamadı.

Neydi Özal’ın ilk gerekçesi.

Namussuzlar karşısında namuslular da silahlansın?”

“Türkiyemizde devletin hukuksal niteliği bitmiştir, tahrip edilmiştir.” diye, kalemimizde mürekkep, dilimizde tüy bittiği halde, Başbakan’a umut bağlamış bazı safdiller, bizi biraz karamsar buluyorlardı.

Ya şimdi?

Şimdiyse sayın Özal, demek istiyor ki, “Biz devlet olarak namusluları koruyamıyoruz. Herkes başının çaresine baksın!”

Hani muhalefetin salvoları?

“İşte, sorumsuzluğunu, aczini ortaya döken hükümet!” diye yeri göğü çınlatmaları!

Hoş, Başbakan, görüşlerinde kendini bağlamaz ki! Şimdiye kadar hangi görüşün yumurta kulesini sırtında taşıdığını gördünüz?

Muhalefetin gümbürtüsüne fırsat vermeden, yine çark etti.

“-Efendim, halkımız silah kullanmaktan hoşlanır.”

Türk milletinin yazgısı

Bu milletin yazgısını gözler önüne getirin: Terör dediğimiz şey günümüzün olayı mı?

Dünya milletleri gibi biz de bundan kendimizi, yüzyıllar boyu kurtaramadık.

Nasıl Hasan Sabbah’ın haşişi’leri, bugünkü Humeyni devrimcileri(!) gibi silahlı teröristlerse, söz gelimi Orta Asya’da, Çin’le Moğol’la işbirliği yağarak silahlı isyanlarla kendi kardeşleri olan Türk boylarını tarih sahnesinden silenler de terörist. Dünya tarihine Osmanlı Devleti olarak çıkan imparatorluğumuzun karşısında, iki silahlı terörist grubu vardı. Biri dışarıdan Venedik’liler. Ötekiler de içimizdekiler.

Osmanoğullarının çilesi

Bu çile en az beş yüzyıl sürdü. En başta öteki Türk beyleri, devletin zayıf anlarını kollayarak Osmanlı kardeşlerine silahlı saldırılarını sürdürür.

Hocazâde’nin Türk beylerinin yaptıkları hakkındaki şu sözlerini anımsayalım:

“- Devlet aleyhinde, o ülkelerin yakınlarında bulunan kâfirlere, maksatlarını duyurup onlarla birlikte topraklarımızı ele geçirmek istedikleri haberini yolladılar.”

İlk büyük haydut

Celâli İbrahim Ağa, Osmanlı Devleti’ni arkadan vurmaya çalışan ilk büyük haydut. Onu izleyen bütün silahlı eylemlerin öncülerine, genel olarak “Celâli İsyancıları” yaftası takıldı. Turhal’da kendisini bir de Mehdi ilan eden Celâl haydutundan sonra devlet, Kâ’be’yi ele geçirip hacıları öldüren teröristlerden Vidin muhâfızı Bazvendoğlu’lardan, Katırcıoğlu adlı silahlı hayduttan neler neler çekmiştir!

“-En az on Osmanlı devlet görevlisinin kafasını kesmeden bana bağlanamazsınız.”

İşte Katırcıoğlu denen terörist!

Yeniçeri ve sipahiler

Ordu içinden de silahlı haydutluk körüklendi durdu. Yeniçerilerin ve sipahilerin elinde devlet, oyuncak. Ya bunları kışkırtanlar? İsyancılardan çoğunun önünde, kardeşliği emreden yüce İslam dininin sahte ve küf kafalı bazı hocaları.

Ahmet Reşit efendinin Tarih-iOsmani’sinde, sekizinci cilt, 257. Sayfasındakileri okuyalım:

“- Din bilginleri, Fatih Câmii’ne toplandılar. Orta Câmi, yeniçerilerin fitne ocağı olduğu gibi, Fatih Câmii de din hocalarına ayaklanma merkezi oldu.”

Yine ayrılıkçılar

Ahmet Reşat tarihinin 1. Cilt 350. yaprağına dikkatle eğiliyoruz:

“- Anadolu’nun iç tarafları, boydan boya karışıklık içinde ve eşkıya elinde olduğu gibi, doğunun sınır boylarında olan Kürtler de İran’a bağlılık sunmuşlar. Yemen, Trablusgarp’ta bazı sürgünler ayaklanarak Osmanlı ülkesinin üçte biri silahlı haydutların at oynattığı bir yer haline gelip devlet onları terbiye etmek ve cezalandırmaktan âciz kalmıştı.”

Ve yirminci yüzyılda Özal

Evet, yirminci yüzyıl sona yaklaşırken, Atatürk Türkiye’sinde bir Başbakan, “Bende iş yok, ey nâmuslu adamlar! Silahlanın; başınızın çaresine bakın” diyebiliyorsa, – dostum Hasan Celâl Güzel’in bu ayıbı kapatma çabalarına rağmen- sıfırı tükettiğinin resmidir.

Bereket ciddiye alınmıyor

Bereket, Başbakan’ın sözleri, artık pek ciddiye alınmıyor. Ciddiye alsak ne düşünürdük: Sayın Özal’a sırt çevirmiş yoksulların, ekmek paraları yok ki, silah alabilsinler ve Özal bizi koruyamayacağını söylüyor, biz de kendimizi koruyalım” diyebilsin. Zenginlerin çoğunda ve adamlarında zâti silah var. Olsa olsa Türk düşmanı, İslam düşmanı Humeyni’nin uzantıları silahlanacak. Ayak sesleri ve kıpırdamaları duyulan Humeyni’cilere kanmış olanlar, gizli dernek ve bazı vakıflar yolu ile silahlandırılacak.

Bu da değil

Bu da değil efendim, bizce Özal’ın amacı Türkiye’yi bu yola sokmaya kalkacak, onu Humeyni’cilere teslim etmeye yüreklendirebileceklerin vay hâline!

Nedir efendim öyleyse, zırt diye ortaya atılan bu silahlanma sözü? Hiç!

Dünyaya dili kemiksiz doğmuş olan Tonton’un, çakaralmaz bir silah atışı!

Bir süre daha katlanacağız.

Güzel bir hafta sonu dileğimle, saygılarımla.


Şardağ, R. (1987, Haziran 7). Dan dan da dan dan. Güneş, s. 6.


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması knusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın