TRT ve eşcinseller

TRT’nin, kendileriyle ilgili programı üzerinde eşcinsellerin tepkisi hâlâ sürüyor.

Bizi sergilediler. Bize karşı nefret duygusu uyandırdılar.”

İnsanın soracağı geliyor:

Devlet kuruluşu, ya ne yapsındı? Size Türk halkının kucak açmasını, saygı ve sevgi duymasını mı sağlayacaklalardı?” Toplumumuzun hem İslam’a, hem milli geleneklerimize ters düşen bu çarpık ilişkilere karşı tepkisi, hiç de yumuşak ve hoş görülü değil. Siz, Konyalının yanında “gidi” diyemezsiniz. Ateş alan baruta döner:

Ben pezevenk değilim!”

Bir Arap gözünde “Deyyûs” sözcüğü bomba patlatır; karısını satan adam anlamına gelir.

Kendilerini, kendi cinslerine teslim eden bu zavallıları, utanç verici bir gerçek olarak sergilerken, onlara sempati ağırlığı oluşturulmasını nasıl beklersiniz? Geleneklerimize göre rezillik değil mi bu?

Evet, homolar bize, “Tarihe dönün; Osmanlı padişahlarının, devlet adamlarının, hatta ozanlarının; bıyıkları henüz terlememiş oğlan çocuklarına (emred)’lere dönük seks yaşantılarının nasıl unutuyorsunuz efendim?” diye sorarlarsa?

Evet, o zaman duraksarız, utanırız, başımızı yere eğeriz…

Günahın aslı Türk’te değil

Âd ve Semûdluları neden kahretti Allah? Erkeklerin, kadınları bırakıp erkek erkeğe seviştikleri için değil mi? Eskilerin, günahlar, utanmazlıklar arttıkça, “başımıza taş yağacak” demeleri boşuna değil ki! “Sodom ve Gomore” çılgınlarının seks tapınakları, başlarına yıkıldı ya!

İranlı Mazdek’in dini, İslâmlık’tan önce kendi ülkesinde ve Arabistan’da yayıldı. Baştacı edilen bir ilkesi rezillik:

Kadınların inat ve ısrarına karşı oğlan çocuklarıyla rahatça yatabilirsiniz.”

İstanbul’u, Hıristiyan Ortodokslarının merkezi yapan Konstantin’in yaşamında, kadın yanında erkekler de var.

Halife El Muntasır zamanında Rey’de başkaldıran Hasan Sabbah, kendine bağlı âsi askerleri, güzel bahçelerde sekse, afyona, haşhaşa, homoseksüelliklere boğdu.

Eski Yunan’da kadın, ginese denilen yerlerde hapsedilirdi. Güçlü erkek çocuk doğursun diye. Yunanlılar, kanlarını, damızlık erkeklere teslim ederlerken seks gereksinimini birbirlerinde giderirlerdi.

Ya Humeyni

20. Yüzyılın, hem de İslâm bayrağı açan Humeyni’si, Tahrir’el Vesâil adlı kitabında, erkeklerle ilişkiyi savunmaz ama, Allah’ın lâ’netine uğramış eski kavimleri unutur, Kur’ân’daki Allah buyruklarını çiğneyerek kadınla ters ilişkiyi savunur:

“Çok ünlü ve çok kuvvetli bir hükme göre, kadınla arkadan ilişki câizdir.”

Türklerin arınmışlığı

Ulusumuz, Ortaasya’da, her türlü kötülüklerden arınmış bir yaşam sürdü. Kağan, halk ve toprak bütünlüğümüz ahlak bütünlüğümüzü de sağladı.

Çin’le değintiler başlayınca, milletimiz, tanık olduğu eşcinsel ilişkileri nefretle karşıladı.

743 yılında, Göktürk devletini, Çin’in de yardımıyla yıkan Basmil, Uygur ve Karluk Türk Boylarına, Çin saraylarında rastlanan bu ahlaksızlık giremedi.

Giremedi, ama Horasan’da İran sarayı, İstanbul’un alınmasından sonra da Bizans sarayı, bu tür pisliklerle Osmanlıları da etkiledi.

Yıldırım Beyazıd’ın saray yaşamına, ilk kez, içki kadın ve oğlan çocuklarının girdiği bilinir.

Zaferler, peşpeşe servet yığarken, savaş dönüşü elde edilen ganimetler arasında artık erkek çocuklarına da rastlıyoruz.

Osmanlı şairleri çok rahattır

Divan ozanları, erkek çocuk düşkünlüğünü şiirlerinde işlemeyi artık yüz kızartıcı espriler içinde anlatmaya başladılar. Osmanlılar’da karşılıklı homo utanmazlığı yok. Tek başlarına, aktif rol sahibi olmuşlardır, bu genç çocuklar üzerinde.

Ahmedî’den Nedim’e kadar uzanan şairler zincirinde, bu çirkinliğe sık sık rastlarız.

Divan ozanı Mustafa, güya, “Oğlana yaklaşma, kadın sevgiliden ayrılma, herkesin gittiği genel yoldan ayrılma” der. Ama âm(genel) sözcüğünde tevriye sanatı yaparak dikkatleri bu ters ilişkiye çeker:

“Zen-i mahbûda meyledip sakın oğlana aşma!
Berhodâr olmak dilersen tarik-i âmdan şaşma”

Manisa Kitapsarayı’nda, 6600’de kayıtlı yazmadan, işte bir beyit:

“Duhter-i pâkize varken meyli-i emred eyleme.
Gerçi emred dudağını verse, em; red eyleme.

Elinde seçkin ve temiz bir genç kız varken bıyığı terlememiş oğlana ilgi duyma
Emred, (tüysüz oğlan) dudağını verse em; red eyleme.”

Kızıl Ahmed’lilerden Şemseddin, Eflâni yöresinde tımarlı sipâhi idi. Başına bir sürü serseriyi toplayıp Sinob’u alır. İçkili eğlence gecelerinde, özel makyaj yaptırılmış onbeş yaşında erkek çocuklar da var.

Şarkılarımıza kadar

Şair Nedim saklamaz ki!

“Kız, oğlan nazı nâzın; şehvelend avâzı, avâzın.
Nesin sen, ben de bilmem, kız mısın, oğlan mısın kâfir!”

“Dök zülfünü meydâna gel.
Al atını ferzâna gel.”

Ata binip gelecek olan kız değil her halde.

Ayıp ayıp! Cumhuriyet Türkiye’si, bu pisliklerden arınmıştı. Batının biraz da yenilik, paradoksalizm isteyen zenginleri arasında erkek erkeğe ilişki rahatlığı ve edepsizliğinden bizim homolar da yürekleniyor ve artıyor. Ekonomik ve sefâletler de bunları beslemede. Utanmazlıklarını ve hastalıklarını, onlara hak vererek sergilemedi diye televizyon program yöneticisini eleştiriye kalkıyorlar.

Ataç’ın isyanı

Rahmetli Ataç dostum, birgün patlamıştı:

“Yahu Şardağ, bu milletin gözünde homoseksüellik o kadar alçaltıcı ve şerefsiz ki her kafası kızan, karşısındakine, ilk söz olarak (bırak şu puştu!) deyiveriyor. Şöyle arkamıza dönüp baksak, orası sağlam tek adam bulamayacağız yâhu!”

Bizim homolara acınır. Ruhsal iyileştirme yoluna yönelinir. Sefâletleri giderilir. Horlama, karakollara sürükleme ve işkenceden vazgeçilir. Ama izin verirseniz, TRT bir de göğüslerine madalya takamaz ki!

Allah ıslah etsin, Allah şifâ versin!

Güzel bir hafta sonu dileğiyle… Saygılarımla…


Şardağ, R. (1987, Haziran 28). TRT ve Eşcinseller. Güneş, s. 6.


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması knusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın