Dış politikamız ve Hoca Sadettin Efendi

En az elli yıl ötelere uzanık, TBMM’den kaçırılmamış bir dış politika görüşümüz var mı?

Komşu İran’ın “İslam Devrimi” yutturmacasıyla, tüm İslâm ülkelerini hükmü altına alacak dış siyaset planı, İslâm dünyasının beyninde güm güm ötüyor.

Yunanistan’ın, Yunanistan için bir Megalo’su, Kıbrıs’ın tümü için de bir Akrides planı sinsi yörüngesinde.

ALLAH’A EMANET

Evet, esen rüzgârlara göre yön değiştiren, komşuların kurusıkı blöfleriyle sütre gerisine çekilen, plansız, tepkisiz, mışıl mışıl uykusunda bir dış politikamız var bizim. Başında da Sayın Mesut Yılmaz gibi görünüşü güven verici, sempatik mi sempatik, ama karne notu zayıf bir bakanımız.

Atatürk Barajı’nın kapaklarını kapattık diye Irak, kapak kaldırıyor. Halbuki onlara çok öncesinden durumu hatırlatmış, önlem almaları için de destek vadetmiştik. Ne talihsiz bir dış politika bu! Saddam petrolümüzü kesiyor ve sinirli sinyaller veriyor. Düne kadar bize dost kalmış bir komşunun, “suyu bulandırdın” bahanesine yapışmasında, dış siyasetimizin hiç mi eksiği yok?

ULUSLAR HANGİ DİLDEN ANLAR?

Bir devletin Dışişleri Bakanı, komşuların ve öteki devletlerin, millet olarak karakter yapısından başlayıp türlü hazırlık ve uğraşlarını önceden inceletir, dosyalatır, her an dikkate almaya hazır tutar. 

Yunanistan’da 300 yıllık bir kültür eserimiz, Türk tekkesi, tam da bizim Fener Ortadoks patrikliğinin törenlerini kutlattığımız günlerde yerle bir ediliyor. Dışişlerimizin haber kuşları daha önceden bir şeyler sızdıramazlar mı? Tekkeyi yıktıktan sonra, “Ayıptır yahu” gibilerinden Yılmaz uyarısına karşı, yanıtları şu:

“Biz onu yeniden yapacaktık da…”

Tarihsel binaları, “Yıktıktan sonra onarıma alıyoruz” demek, Türk hariciyesini “Ti”ye almak değil mi?

Ada’larda, Lozan’a göre, belli sayıyı aşan polis bile tutamazsın. Ama Yunanistan onların tümünü silahlandırdı biliyoruz. Eski Başbakan Sayın Özal’ın uzattığı zeytin dalını Papandreu kaç kez itti! Dış politikamızda onur kırıklığı, bu kadarla da kalmıyor ki! Suriye’nin savaş uçakları, sivil uçaklarımızı bombalayıp günahsız görevlileri öldürüyor, “Suriye vahşetine tuuu” diyebilecek bir kıpırtımız nerede?

Bulgaristan’da, feryat eden soydaşlarımıza, önce “Sen de gel sen de gel” ile el eden, daha sonra “Sen de git sen de git” nakaratıyla kardeşlerimizi yıkılmışlık içinde bırakan yine Dışişlerimiz. Zamanın başbakanına, “İzin verin de bu işi bize bırakın” diyebilecek bir Dışişleri Bakanı’nı arandık durduk. Her akşam, televizyonda rahat, babayani bir oturuş ve çörekleniş içinde kendisini seyrettiğimiz Sayın Yılmaz’dan, bu konuda bir kımıltıyı boşuna bekledik.

Güneydoğu’daki teröristler arasında Ermeni’si, Arap’ı, Kürt’ü var. Hepsi de Irak, Suriye ve İran sınırından sızmada. Bizden sadece Irak’a bir kurusıkı.

“Kızarız ha!”

İran’a gelince de: “Sizi severiz ha!”

Bu milli gurur eksikliği, bağışlayın ama ruhlarımızı incitiyor. Bu sıralarda Sayın Yılmaz nerede? Parti grubu milletvekillerimizin omuzu dibinde oy ve destek hazırlığında. Bir başka gün bakıyorsunuz, dış siyaset için köşkten talimat alma atağına geçmiş. Ertesi gün de efendim, Ankara’ya gelen ANAP delegelerinin sıcak ilişkilerine temenna çakıyor. Bu arada ülkemize karşı girişilen gizli açık düşmanlıklara dur diyebilecek bir sesi arıyoruz.

KARAMSAR OLMAYIN

Karamsar olmayın efendim! Bu devlet Osmanlı-Türk İmparatorluğu döneminde de yedi düvelin düşmanlık dalgaları ortasında, gemisini sık sık esenlik limanına sokabildi. Ne zaman yabancı bir ülke bizimle uğraşmaya kalksa, Allah, başına bir belayı dolamıştır. Tâcüt’tevârih sahibi Hoca Sadettin Efendi’nin sözleri, Sayın Yılmaz için büyük bir rahatlama muştusudur.

“Ehl-i intibâh katında, (uyanık insanlar gözünde) meçhul değildir ki Osmanlı Türkleriyle uğraşan, onun kötülüğünü isteyenlerin başına, Allah birçok belayı sarmış ve onları perişan etmiştir.”

Papandreu’nun bir zamanlar göğüs ve poposunu pazarlamış olan bir kadınla yaşayışı nasıl Yunanistan’ı karıştırmıştı. Bu günlerde Giritlilerin bağımsızlık kavgalarını, Arnavut ve Yunan düşmanlığını da buna ekleyebiliriz.

Sovyetler’deki gelişmeler önce Stalin’i götürdü. Bu fırtına, Lenin’i de çok yakın zamanda silip götürecek. Bunca milliyetlerin kavgasını bastırmakla uğraşan akıllı Gorbaçov’un ve Sovyetler’in, bize karşı dost yaklaşımları ortada değil mi?

İran’ın, Sovyetler’deki Azeri Türkleri yüzünden, Rusya ile başı az derde girecek gibi değil.

İnsanlık düşmanı Jivkov, kof bir ceviz gibi yuvarlanıp gitti. Soydaşlarımıza biz elimizi değdirmeden, yeni Bulgar yönetimi, onlar için bir soluk alma çabasına girişti.

Suriye’nin Hafız Esat’ı, İsrail umacısı ile Lübnan’daki mezhep hizipçilerinin ortasında tedirgin.

Ya Fransa? Eh, onun da başına bir derdi dolar elbet ulu Tanrı.

Sanki Hoca Sadettin Efendi, mezarından kalkmış, Sayın Mesut Yılmaz’a seslenir gibi:

“Sen üzülme, keyfine bak yavrum. Dışişlerini kendi haline bırak. Sayın Cumhurbaşkanı ile tatlı ilişkilerini sürdür. Oradan atla, ANAP Grubu’na, bir yandan Hasan Celalcilerle, bir yandan renksizlerle bağlantı kurmaya bak. Parti delegelerini de ihmal etme! Allah kabul etsin, Cuma namazını da kılmaya çalış. İşler kendiliğinden yürür. Nasıl olsa Allah, Türk’le uğraşanların başına eninde sonunda bir belayı sardırır.”

Saygılar sunuyorum…


Şardağ, R. (14 Ocak 1990). Dış Politikamız ve Hoca Sadettin Efendi. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın